Ülke Kaybederken Hiç Kimse Kazanamaz

Türkiye kritik bir süreçten geçiyor. Böyle dönemlerde zorlukları omuzlamanın yolu yumruk gibi bir ve bütün olmaktır. “Toplu vurursa yürekler, onu top bile sindiremez” mısraı bu gerçeğe işaret eder. Bütünleşmiş bir millet her zorluğu aşar, her türlü saldırıyı göğsünde  eritir.

Güneydoğu’da hedefi Türkiye’den toprak koparmak olan ayrılıkçı bir terör var. Her gün al bayrağa sarılı şehit cenazeleri ile yürekler yanıyor. Ölen her askerimiz, polisimizle birlikte biz de ölüyoruz. İdeolojik şartlandırma bu ülkenin çocuklarını alıp ülkesine, milletine kurşun sıkacak duruma getiriyor.

Suriye, Iraklaşma yolunda hızla ilerliyor. Bölgede etnik ve mezhep kökenli parçalanmanın artçı sarsıntıları Türkiye’yi de vuruyor. Bölünen her ülke, kendi coğrafyamızdaki bölünme riskini de artırıyor.

Bu gibi dönemlerde bütün şahsi hesaplar ertelenir, bütün ihtilaflar bir yana bırakılır, herkes dikkatini ülke ve millet meselelerine verir. Bu yalın gerçeğe rağmen  kişisel hesapların peşinde koşmak ülkeyi felakete götürür. Ülke kaybederken hiç kimse kazanamaz!

Birinci meselemiz sağdan soldan gelen toslamalara karşı bütünlüğümüzü pekiştirmek olmalıdır. Toplumun önce huzur ve sükuna ihtiyacı var. Laiklik gibi toplumu geren, kamplaştırıcı tartışmalar doğru değil. Hiç olmayan sorunları varmış gibi servise verip sonra da bunlar üzerinden sert tartışmalara girişmek var olan yarılmaları iyice derinleştirmekten başka işe yaramaz.

Bu ülkenin yasakçı olmayan özgürlükçü bir laikliğe ihtiyacı var. Fransa tatbikatının bir taklidi olan uygulamaların nasıl amaç dışı kullanıldığına şahit olduk. Bu yanlışlar yüzünden bir kavramı topyekün ret etmek yanlıştır; önemli olan yasakçı uygulamalara engel olacak açık ve net düzenlemeler yapmaktır. laiklik iki gruptan dini ve insanları korumak için gereklidir; Bir, din düşmanlarından dini korumak için, iki din tacirlerinden dini korumak için. Din istismarcılığına kapı aralayan bir laiklik anlayışı da, dini hayatı yok etmeyi amaçlayan bir laiklik anlayışı da yanlıştır.

Hala ülkenin bıçak sırtında olduğunu görmeyecek kadar aymazlık içinde olanlar var. Halk taşkın seller gibidir,  bazen önüne kattığını alıp götürür, her zaman dizginlemek mümkün değildir. Bugün sizinle beraber olanlar yarın şartlar değişince karşınızda olurlar. Halktan önce Hak’ka güvenerek siyaset yapmak gerekir. Toplumun genleriyle oynayarak, propagandayı gerçeğin yerine ikame ederek bir yere gidilmez.

Güzel işleri güzel insanlar yapar diye bir kaide yoktur, Allah bu dini dilerse  fasıklarla da güçlendirir. Yüce Peygamber’in bir hadisi de mealen bu istikamettedir. Lakin fasık kazanmaz, kaybeder, güzel işlerden onun hayır hanesine yazılacak bir şey yoktur. Hem güzel adam olmak hem güzel işler yapmak gerekir. Şu kritik süreçte belki de muhtaç olduğumuz en güzel iş bir barış, kardeşlik, dostluk beraberlik ilanıdır. Bunu gerçekleştirecek güzel adamlar nerede? Her yönden kuşatıldığımız şu tarihi süreçte konuşmayacaklarsa ne zaman konuşacaklar? Yoksa N.Fazıl’ın dediği gibi güzel adamlar güzel atlara binip giderlerken geride hiç kimseyi bırakmadılar mı?

GAZETEVAHDET

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/192/ulke-kaybederken-hic-kimse-kazanamaz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar