istanbul escort kizlar bursa bayan escort izmir escort bayan
“BİZ OSMANLI’NIN DEVAMIYIZ”
Mustafa Balkan

“BİZ OSMANLI’NIN DEVAMIYIZ”

Bir güzel insanı, daha doğrusu bir gönül adamını dinledik 12 Ocak Cuma akşamı.

Takvim yaprağına baktığımda o günün son Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin toplandığı güne denk geldiğini gördüm.

Osmanlı’nın devamı olan Türkiye’nin dindar şehirleri arasında mühim bir yere sahip Diyâr-ı Mevlâna’da, Mevlâna Kültür Merkezi Sultan Veled Salonu’nda Vatandaş Meclisi’nin toplandığını görmek de hoş bir manzaraydı.

İmam Hatip Okulları’nın kurucusu olan Celâleddin Ökten’in yetmiş beş yaşındaki genç oğlu Sadeddîn Ökten ile şair Serdar Tuncer’in gür sesinden güzel şiirler dinlemek için salonu kırk beş dakika öncesinde dolduran ve sahneye taşan gençleri görmek ise, geleceğimizi garantiye almak adına sevindiriciydi.

Yüksek İnşaat Mühendisi olmasına rağmen bu güzel şehirde kendisini II. Uluslararası Ticaret Hukuku Kongresi’nde ilk dinlediğimde, şehir ve medeniyet adına çok güzel ve insanı düşündüren sözlerine kulak misafiri olmuştum. Ökten hocanın “İçimde AVM var”, “Fincanımda Cola var” isimli kitaplarını, okumaları için kitapsever genç kardeşlerime tavsiye ederim.

Konya’da “Medeniyet Kalbe Düşünce” sorusu üzerine Prof. Dr. Sadeddîn Ökten’in diline düşen ilk kelimeler; “Yitik kimliğimizi arıyoruz” oluyor.  O kimliğin bizatihi yazıldığı kütüğün adını da veriyor: “MEDENİYET TASAVVURU.”
 


“Biz o kimliği bugün, bu çağda, bu zamanda yaşayarak ve yorumlayarak zenginleştireceğiz diye düşünüyorum.” dedikten sonra Yahya Kemâl’in şu güzel dizelerini mırıldanıyor:
“İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar/ Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!..”

***


Osmanlı, kurduğu o büyük hayallerini 93 Harbi olarak bilinen Ormanlı-Rus Savaşı’nın yapıldığı 1877’de mi bıraktı, yoksa Viyana önlerinde mi?..

Avusturya Viyana’ya gittiğimde Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın otağ kurduğu o tepeden Tuna nehrine baktığımda, Osmanlı’nın “ne kadar büyük düşündüğünü” ve “güzel hayaller” kurduğunu o zaman anladım. Gözlerim aşağıda akıp giden Tuna nehrinin sularına daldığında ise; Konstantiniye’yi fethederek bize armağan eden Fatih Sultan Mehmed Han’ın, Bizans İmparatoruna yönelik “Benim kudretimin ulaştığı yere onların hayalleri bile ulaşamaz!” sözünü hatırladım.

***

Osmanlı’nın devamı olan büyük bir medeniyetin çocukları olarak hayallerimizi 200 yıldan beri çalanlar kimler? Hayallerimizi çalan o küresel hırsızları bulabildik mi?..

Ökten hoca, Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet’te Avrupa’ya giden/gönderilen Türk aydınlarının gerçek reel yerine başka hülyaların peşine takıldıklarından Batı’da görmeleri ve almaları gereken hakikatı yakalayamadıklarını, I. Dünya Savaşı’ndan henüz çıkan Almanya’ya 60’lı yıllarda işçi olarak giden Hasan, Mehmet ve Fatma’nın gözlerinden okuyarak onların neler gördüklerini ve nelerle karşılaşarak zor şartlar altında nasıl yaşadıklarna dair hikâyeleri bizimle paylaştı. Aydınımızın göremediği reel gerçeği köylü insanımızın görmesi ve onlarla (Avrupalılarla) Müslüman Türk kimliği arasındaki farkı fark etmesi ise; Ökten hocanın deyimiyle “Reel gerçeğin ta kendisi” idi.

Peki aydın insanımız bu gerçeği neden farketmedi?

Aydınımız neden vatanına ve kendi insanına ihanet etti?

Biz, 21.yüzyılın ilk çeyreğine gelmeden bir medeniyet tasavvurunda bulunuyor ve böylesine mühim bir gerçeği konuşuyorsak, özümüze gelmenin ve ona doğru attığımız her adımın sesini duyuyor ve gelecek adına “Ümitvar” olduğumuzu ifade ediyoruz, demektir.

İki yüz yıldan beri aradığımız o yitik kimliğimizi Ökten hoca şu cümlelerle özetliyordu:
“Biz sünni Müslüman Osmanlı Türklerinin, Osmanlı medeniyet yorumunun devamıyız. Yitik kimliğimizi arıyoruzMedeniyet Tasavvuru ise, okimliğin bizatihi yazıldığı kütüktür. Biz o kimliği bugün, bu çağda, bu zamanda yaşayarak ve yorumlayarak zenginleştireceğiz diye düşünüyorum.”

***


Osmanlı’nın devamı olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin misak-ı milli sınırlarının dışına taşarak hem dinî hem kültürel coğrafyamızın ne kadar büyük olduğunu da böylece anlamış olduk. Yitik kimliğimizi 60’larda Avrupa’ya “işçi” olarak gönderdiğimiz insanlarımızın aydınlık gözlerinde okuyarak reel gerçeği görüp, geçmişten geleceğe doğru bir perspektif çizerken kendi medeniyet havzamızı da keşfetmenin yollarını 80’lerden sonra aralayacak ve 2000’li yıllarda yeniden medeniyet tasavvuru ve dolayısıyla yeniden Büyük Türkiye olmanın hayallerini kurmaya başlayacaktık…

Ökten hocanın hatırlattığı Yahya Kemâl Beyatlı’nın şu mısraları ne kadar da anlamlı geliyor insana:
“Tâ Budin'den Irâk'a, Mısr'a kadar,
Fethedilmiş uzak diyarlardan,
Vatan üstünde hür esen rüzgâr,
Ses götürmüş bütün baharlardan.
O dehâ öyle toplamış ki bizi,
Yedi yüz yıl süren hikâyemizi
Dinlemiş ihtiyar çınarlardan.”


Yetmiş beş yaşında genç bir çınarımızdan, Sultan Veled Salonu’nu hınca hınç dolduran genç dinleyicilerin her birine Rabbani hayaller kurmalarına yönelik ‘Medeniyet Tasavvuru’nun nasıl olacağına/olması gerektiğine dair reel gerçekleri dinlemek doğrusu pek hoşuma gitti.

Şair Serdar Tuncer’den Sezai Karakoç’un Mona Roza’sını, Şeyh Galib’in “Sevdim Seni” ve Niyazi Mısrî'nin “Anlar Bizi” adlı şiirlerini dinlemek de bir o kadar güzeldi.

Sadettin Ökten hocamıza ve Serdar Tuncer Bey’e ne kadar teşekkür etsek az!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500