KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?

Eklenme Tarihi: 14.01.2018 13:17:42 - Güncellenme Tarihi: 28.03.2020 12:25:41

Nasıl ki fertler kendilerini inşa ederlerse, toplumlar da kendilerini inşa ederler. Yeryüzünde olmuş bitmiş bir şey yoktur. Kainatın kendisi de öyledir. O da, olmuş bitmiş değil, oluşmakta olandır. Yaratma, her an devam etmekte olan bir kudretin fiilinin sonsuzluğuna işaret eder. Bundan dolayı kainatta her an bir yaratma anıdır ve kainat, her an yeni bir kainattır. Kainatta, mutlak kudretin yaratıcı fiiliyle her an inşa edilmekte olandır ve onda, zorunluluk, sadece geçmişe aittir. Onun geleceği, imkânın gerçekleşmesinden sonra geçmişe ait bir nitelik olarak ortaya çıkar.

Kainatta olan bu her an yeni bir hal alma, kainatın geçmişinden bütünüyle ayrı ve bağımsız değildir. Kainat, kendi potansiyel bütünlüğü içerisinde yenilenir ve geçmişine yabancı hale gelmez. Bundan dolayı geleceğe ilişkin kainatta olup biteceklere dair tahminlerimiz, beklentilerimiz olur. Geçmişine dayanarak yeni hale gelen bir ?bugün? vardır.

Fertler ve toplumlar da, çok farklı değildir. Fikirler, ideolojiler, kültürler, diller, dinler, hukuk sistemleri, devletler v. b diğerleri için de aynı şeyler söylenebilir.

Türkiye?deki ve dünyadaki olaylara da bu görüş açısından bakmak mümkündür. Hiç kimse, olduğu gibi kalma imkânına sahip değildir. Olduğu gibi kaldığını iddia edenler, büyük bir yanılgı içindedirler. Kainat, kendi yenileşme süreci içerisinde hayatı da kendine uydurur. Hayat, kainatta hüküm süren olaylar manzumesine canlıların iştirakidir. Bu iştirak, olaylar manzumesini hayatın öznesine uydurmak değil, hayatın öznesinin olaylar manzumesi karşısındaki tavır alışıyla gerçekleşir. Tavır alış yoksa iştirak yoktur ama teslimiyet vardır. Teslimiyet, hayatın öznesi olmamak demektir.

Fertler kendilerini, tavır alarak inşa ederler. Tavır almak, olaylara mesafe alarak yaklaşmaktır ve bu mesafe alışta gerçekleşen şey ne ise, onu bir bütün olarak görmek, kavramak esastır. Mesafe almadan görülemez. Görülemeyenin teorisi/nazariyesi kurulamaz. Öyleyse teori/nazariye, ferdi yaşantı hallerinden, olup bitenlere nazar etmekten, onları görmek ve gözlemekten bağımsız olamaz. İnsan da, kendisi hakkında ancak hayat içerisinde kalarak, yaşayarak, tavır ve mesafe alarak bir teori oluşturabilir. Ancak kendisini inşa etme süreci boyunca, kendi kendisinin teorisinin/nazariyesinin de inşa edildiğini bilmelidir. Toplumlar ve devletler de böyledir. Onları, kainatın mantığından ayrı düşünmek de oldukça zordur. Gerçi doğal olanla tarihsel olan arasında bir karşıtlık varmış gibi düşünüldüğünü de biliriz ama bu karşıtlık, diyalektik düşünmenin ve varlığı bölmenin, parçalamanın bir sonucudur.

İnşa faaliyetinde esas olan, ferdin kendisinden hareket etme zorunluluğudur. Kendisinden hareketle kendi eliyle kendi kendini değiştirmesidir esas olan. Bir dış etki nedeniyle gerçekleşen inşa, ferdin kendine yabancılaşmasını, kendisiyle olan uyumsuzluğunu ve geçmiş-şimdi ve geleceği arasındaki ilişkisizliği beraberinde getirir. Bu, bir inşa değildir, bu, olsa olsa bir tahribattır. Ancak bu inşa faaliyetinde fert, ne kadar kendisinden hareketle kendi eli vasıtasıyla kendini değiştirmeyi hedeflese de sürekli olarak sayısız neden ve etkilerin tesirindedir. Çünkü her şey her şeyle bağlantılıdır ve bir şey, hiçbir şeyden tamamen muaf tutalabilecek durumda değildir. İşte mesafe almak suretiyle tavır alış, bu neden ve etkiler karşısında onları tam olarak görmek ve kavrayabilmeyi sağlayabileceğinden bilinci açık tutar ve uyanık olmayı sağlar.

Şimdi dünyamız ve özellikle bölgemiz ekonomik ve politik olarak yeniden inşa edilmek istenmektedir. Bu, kısmen doğal olsa da önemli ölçüde doğal bir inşa süreci değildir. Kısmen doğaldır; çünkü etrafımızdaki toplumların ekonomik, politik ve hukuk sistemlerine bakıldığında durumlarının mevcudu korumalarına izin vermediğidir. Kısmen doğal değildir; çünkü onlardaki ve hatta bizdeki inşa, dış neden ve etkilerin eliyle yapılmak istenmektedir. Oysa fertler nasıl ki, kendi elleriyle kendilerini değiştirmek durumunda kendi kendilerini inşa edebiliyorlarsa toplumlar ve devletler de öyledir. Bir tek biçimde inşa etme diye bir şey yoktur. Muhtelif şekillerde fertler, toplumlar ve devletler kendi kendilerini inşa etmek imkânına sahiptirler. Çatışmalar, inşa etmenin nasıl ve hangi şekilde olacağı noktasında ortaya çıkmaktadır.

Türkiye, bu durum karşısında, o etkiler ve nedenlerden muaf olmadığına göre mesafe alarak bir tavır takınmak durumundadır. Başka türlü Türkiye, mesafesiz ve tavırsız kalır, olayların akışına gitmek zorunda kalır. Öyleyse Türkiye, kendi iç siyasetini, olup bitenlere karşı mesafe alıp tavır takınarak inşa etmek suretiyle var olma mücadelesine iştirak edebilir. Mevcut halini, kendi içine kapanarak muhafaza edemez.

Bakmasını, görmesini, nazar etmesini bilmeyen bir siyaset de, bilmenin genel hali olan teori/nazariye kuramaz ve yaptıklarını anlaşılır kılamaz. Hazır nazariyelerden değil, gerçek olandan hareketle kendi ferdi, toplumsal süremiz içerisindeki tecrübelerin üstüne yükselerek nazariyeler oluşturabilir ve oluşan nazariye kendi ferdi ve toplumsal tarihimizin her anını kendi gerçekliğine dahil eder. Gerçeklikten kopmayan bir nazariye ve nazariye ile olaylar arasındaki ilişkileri bir birine bağlayan bir inşa ediştir bu. Çünkü fert olarak ben, toplum olarak Türk toplumu, devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti, her birimiz kendi varoluşumuzdan ibaretiz.

Anlamak, kendi varoluşumuzu anlamaktır ve anladığımız şey de, kendi mahiyetimizi gösterir. Bunu bilmeyen ve anlamayan, Türkiye?deki siyaseti ve etrafımızda olup bitenleri de anlayamaz. Olup bitenleri saymakla bir yere varılamaz. Onlara nüfuz etmek gerekir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1906/kendimizi-nasil-insa-eder-ve-anlariz

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
30.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
15.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
09.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
26.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI