ZELİL YALNIZLIKLARI TRAJİK KADERLERİDİR

Evrensel kâfirlik, görünürdeki egemenliğini en zalim savaş araçları, en iğrenç savaş yöntemlerle sürdürmektedir.

Pozitivist devrimlerden sonra şu ya da bu adlandırma ile evrensel ideolojiye dönüşen imansızlık, yalanlarına itibar etmeyenleri hizaya sokmak için ABD’nin devlet gücünü kullanmaktadır. ABD ne yazık ki, bu imansız ideoloji ve odakların emrinde bütün bir insanlığa karşı yürütülen savaşın yıkıcı veya vurucu gücüdür.

Bütün dünyaya ve bütün insanlığa ne oranda hâkim oldukları ölçüde tatmin olan çarpılmışlık, hâkim olamadığı ölçüde huzursuz olmakta hatta deliye dönmektedir. Aslında olumsuz etkileri bizim de hayatımıza yansıyan bu delirme hali, bir türlü tatmin edilemeyen tanrı olma şehvetidir. Ama facianın hazin yanı, tanrı olmalarına imkân bulunmayanların insan olma imkânlarını da yitirmeleridir. Böylece ortaya mitolojik efsanelerde görülen Satir gibi, Typhon, Gorgon, Minotor, Sentor, Medusa gibi korkunç bir mahlûk çıkmıştır.

Silah ve para başta olmak üzere maddi alanda mukayese götürmez üstünlüklerine rağmen, kalpleri korkudan tir tir titremektedir. ‘Yakarız, yıkarız’ demeleri yanıp yıkılmaktan korktukları içindir. ‘Vururuz, Öldürürüz’ diye tehdit etmeleri, vurulup öldürülmekten korkmaları sebebiyledir. En mazlum ve müdafaasız olanlara bile koalisyonla saldırmaları tek başlarına zayıf olduklarını bildiklerinden ve suçlarına başkalarını da ortak etmek istemelerindendir. Ne yaparlarsa yapsınlar bir doğumun ve bir ölümün vakti gelmişse onu hiçbir tedbir önleyemez. Belki biraz geciktirebilirler. Roger Garaudy’nin ‘Çöküşün Öncüsü Amerika’sında dediği gibi geciktirdikleri kendi çöküşleridir. Hem sonra görmüyor musunuz, neredeyse bütün dünyanın buğz ve nefretleri arasında yaşadıkları tenha yalnızlıkla daha doğrusu terk edilmişlikle çöküşlerine doğru nasıl koşuyorlar? Daha dün, kendi içlerinden önemli bir stratejist bu gidişle çöküşlerinin kesin ve beklenenden de kısa bir zamanda olacağını açıklamadı mı?

Bütün dünyaya tehdit ve şiddetle, korkutmayla, öldürmekle diz çöktürecekleri hezeyanına kapılanlar, bütün bir insanlığın hak ve hukuku gözeten vicdanının ayağa kalkması karşısında şaşkına döndüler. BM’de Kudüs oylaması sırasında yaşadıkları yalnızlık, korkunç bir terk edilmişlikle başlayacak kaderlerinin trajik habercisidir. Dünya siyasetinin bütün karmaşasına rağmen bu buluşma noktası, adaletin hâlâ umut veren canlılığı adına önemlidir. Bu ortak reddiye ve birliktelik, makul siyasetin önemli dayanak ve kalkış noktası olabilir. Barış ve huzur gibi herkesin özlemini duyduğu değerler etrafında küresel bir birliktelik oluşabilir, oluşturulmalıdır. Dünyanın beşten büyük olan gerçekliği, yeni dengeleri, denklemleri zorunlu kılan süreçte, daha aktif bir bilince ve pratiğe dönüşebilir, dönüşmelidir.

Eninde sonunda kendi yolunu, yatağını bulacak tarihsel akışın, olguya dönüşen değişimi, yeni oluşumları zorunlu kılmaktadır. Ama artık görülen o ki, ABD yüzyılının sonuna gelindiği düşünces,i fiili bir sürece doğru evirilmeye başlamıştır. Şimdi bu sürecin son derece akıllı ve suhuletle yönetilmesi gerekir. Bu aşamada yaşadığımız zorlu zamanların büyük sorumluluğunu üslenmesi gereken devletler, barışı, insanî değerleri önceleyen ince, etkili, cesur politikalar izlemelidir. Yeni Türkiye, sanırım eşiğinde olduğumuz Yeni Dünyanın felsefi ve kurumsal tertiplenişinde öncü, etkili bir rol üslenecektir. Daha doğrusu daha adil ve alternatif bir çözümün mümkün olduğu tezi ile kendini böyle bir mecburiyet içinde bulmuştur. Bu politikanın ana aksı, teorik çerçevesi belli olmaya başlamıştır. Evvelâ Türkiye, güçlü olanın haklı olmayacağını, istediği yerde istediği çılgınlığı yapma hakkı elde edemeyeceğini, bütün dünyaya en açık söyleyişle bas bas bağırmıştır, bağırmaktadır. Biz gerçek manada hakkın ve haklı olanın güçlü olduğunu savunuyoruz. Böylece tarihin, hak ile batıl, adalet ile zulüm arasında, zamanları aşan asıl akışı, bir kez daha tezahür etmektedir.

Şimdiye kadar sindirilmiş bir dünyada istedikleri zulümleri işleme ayrıcalığını kendilerinde görenler, imanın ve adaletin zeki, sert, keskin, kararlı yanı ile karşılaşınca şaşırıp kalıyorlar. Cesaretlerine dayanarak değil, sindirdiklerini sandıkları benliklerimizin teslimiyetini umarak zafer kazanacaklarını sanıyorlar. Sindirdiklerini sandıkları milletin 15 Temmuz’da zirveye çıkan asil silkinişi, vesayet rejimleri ile egemenlik kurdukları topraklarımızda istiklâl ve istikbal meşalesini bir kez daha tutuşturdu. Eninde sonunda bu ateş bütün İslâm coğrafyasındaki karanlığı parçalayacak ve bütün bir yeryüzüne ışık saçacaktır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1899/zelil-yalnizliklari-trajik-kaderleridir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar