DEĞERLERİMİZİ KAYBEDİYORUZ

Yine de aslan milliyetçiyiz ha!

...

Kırılan testinin neresinden tutsak bilemem ki.

...

Bu ülkeye hizmet edip de hakka koşanların ardından elbette ki rahmet okumak Müslüman olarak görevimiz. Aynı şekilde vatanperverliğimiz. Ne var ki dün dündü bu gün de bugündür...

...

Siyaset idare etmek anlamına gelse de bizdekinin adını "şeytanı" koymakta hiçbir beis göremiyorum. İşte muhalefetin hinliği ortada. İktidar iyi de yapsa o hep  kötüleyecek.

Şeytan sazın her yerinde.

...

Hadi orasını şimdilik geçelim de ya diğerleri, bizi biz yapan değerlerimiz...

..

Bakıyorum inançlısı da inançsızı da ağızları bir karış açık falancı oyuncunun ölümüne ekranlara kilitlenmişler. Ne yapmış o falancı, veya onun gibiler.. Fabrika mı, köprü mü, hastane mi, okul mu?

Eser mi yazmış, yeni bir buluşa imza mı atmış?

Hiçbirisi değil.

Yaptıkları tek şey, güldürü sahneleriyle, veya aşağılamalarla  milletin ahlakı değerlerini hafife almak, yıkmak, tahrip etmek. Eskilerin dediği gibi soytarılık yapmak...

Sanatkarmış sanatçıymış!

...

Neyse ki Payitaht bir ilk olmuş oldu, gururumuz.

Tarihi tersinden anlatanların suratlarına şamar gibi inince domates renginde kızarıklıkları ta karşıdan fark ediliyor. Fena halde bozuluyorlar...Umarım “ Kut’ül amare-Mehmetçik” filmleriyle devamı gelecek. Gelsin de bu millet gerçekleri görsün, bilsin... Hatta bir devrin mazlumu sayılan “Menderes” filmini de bekliyoruz.

...

Bir adım ötesi Yeşilçam’ın mahsulleri.
Tam da resmi ideolojinin anatomisine uygun bir yapılanma.
Ölüleri bile abide, kıymetli, tapınak, kutsanmış!

Devlet erkanı bile ayaklarına kadar gidiyor.

Hadi onlar onlara neyse de bizim kayıtsızlığımız, gevşekliğimiz, umursamazlığımız, ayamazlığımız.
Hem de namazlısı niyazlısı...

Hele de bu kişilerle reklamlarını yaptıran belediye başkanları.

Tabi en başta Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanı Gökçek geliyordu.

...

Bu sahada yapılan haracamların hesabını millet sormazsa bile Allah(cc) sorar.
Soracak...

...

Manevi değerlerimiz bu gibiler eliyle giderek tahrip ediliyor.

Tahribat, hep tahribat...

...

Görüyoruz işte.. "Kadınlık" adına ekranlara düşen sahnelerde bir filmde onun yatağında, bir başka filmde diğerinin yatağında. Cimcikle, makas al, öp, kucakla adı oyuncu...

Masumane, pişkin, sevimli, arkadan gelen genç dimağlara kötü örnek.

...

Sanatkar dediler, bu ülkeye başka ne verdiler?

Artist yapacağız diye kandırıp ırzlarına geçtikleri, sonra da pazarladıkları genç  kızlar bu ülkenin çocukları. Kadının cinselliği üzerinden sanatkarlık hokkabazlığı adı altında geliştirdikleri sektörün devamını turizmde görüyoruz.

Kumsal alanların bir takım lükse mekan dedikleri otellerinde ne rezaletler, kepazelikler.

...

Sanatçıymış, yok oyuncuymuş.

Yara değil de nedir!

...

Oyunlarla başımız hep dertte, yıkılışımızın başlangıcında hep oyunlar.
Mondros oyun, Lozan oyun... Hem de Hacivat Karagöz oyunu...
Cumhuriyetçilik adına kurdukları sömürüye dayalı rejimin de içeriği hep oyun.

...

İşte Suriye cephesi, Güneydoğu dağları.

O dağlarda canlarını bu ülke adına veren aslanların cenaze merasimleri en fazla iki saat gösteride, hastanelerde acı çekenlerden haberimiz yok. Ama oyuncusuna sıra geldiğinde hurdasına bile günlerce gösteri...

Hem de ne methiyeler...

...

Bu vatan için alın teri dökenler, şahadet şerbeti içenler üzülmez mi küsmez mi?

...

Vatan küsüyor, tarih küsüyor, kader küsüyor.

Hep küsüyoruz.

Hatta bu sektörden siyasi gelecek bekleyenleri de  kınıyoruz...

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1892/degerlerimizi-kaybediyoruz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar