NEREDE KALMIŞTIK?

Eklenme Tarihi: 29.12.2017 23:34:40 - Güncellenme Tarihi: 21.01.2020 02:17:52

Yazı başlığı olan soru, sıkça herkesin her yerde sorduğu bir sorudur. Bu soru ile hafızamızı mı tazelemek isteriz? Kaldığımız yerden sonrakileri değersiz mi görmek isteriz? Yeniden doğmak için mi bu soruyu sorarız? Bir Rönesans ihtiyacına mı işaret eder bu soru?

Geçenlerde Fatih Terim, Galatasaray?da dördüncü defa teknik adam olarak işbaşı yapmış. Boynundaki atkı, ?Nerede Kalmıştık?? sorusunu taşıyan bir atkıydı.

Bana göre bu soru, bir önceki yazım olan, ?Neden Geri Kaldık?? sorusuna bir nebze de olsa sanki ışık tutuyor.

İşin açıkçası, bu soru bana göre bir yönüyle gerici, kendisinden başkasını hesaba katmayan, kendisinden sonrasını paranteze alıp yok sayan narsist, dar görüşlü, doğruyu kendisinde bulan, bıraktığı yerden sonra olanları fasa-fiso sayan komik bir zihnin dışa vurumudur.

Fatih Terim, kaldığı yerde doğru olsaydı hala oradaydın. Ya da kaldığın yer doğru olsaydı yine oradaydı. Kaldığı yerden uzaklaşan, ya doğru yoldan sapandır ya da olduğu yeri doğru bulmayandır. Doğru yoldan sapan, kaldığı yere dönmek istiyorsa saptığı noktada bulunmak istiyordur. Saptığı, yoldan çıktığı yere insan neden tekrar dönmek ister? Neden tekrar orada bulunmak ister? Ya da olduğu yeri doğru bulmadığı için orayı terk ettiyse neden tekrar doğru bulmadığı yeri arzular? Bunlar, kişiler, partiler, guruplar, ülkeler hakkında derin psikolojik tahliller gerektiren sorulardır.

?Taş yerinde ağırdır? diye bir atasözümüz var. Yerinden oynadığı zaman tekrar aynı yerde durmaz. Zemini kaymıştır o taşın. Ağırlığını kaybettiği için zemin ile tam bir dayanışma halinde bulunamaz. Yani kendisini, üstünde bulunduğu toprağa sağlamca bırakamaz. Çünkü düşünülür ki, o taş tekrar kayabilir, tekrar yuvarlanabilir.

Her ne sebeple olursa olsun, ?nerede kalmıştık?? sorusu, kendimizle ve kaldığımız yerle aramızda uyumsuz bir ilişkinin habercisi olan bir sorudur. Ne var ki bu soru, heyecanla ve sanki bir başarma umuduyla sorulmuş izlenimini verir hep. Oysa bu soruyu soran, daha önce kaldığım yerden sonra ?bende hiç ilerleme, değişme olmadı? demek istemektedir. Hatta bu soru ile o yerde kendisinden sonra bulunanlar da, o yere hiç ama hiç katkıda bulunmadılar, demek istemektedir.

?Nerede kalmıştık?? diyen, bilmelidir ki; kaldığı yer, artık onun için ontolojik olarak ulaşılması imkânsız olan bir yerdir. Yine o bilmelidir ki; kendisi oradan ayrıldığında orayı bıraktığı gibi bulması artık imkânsızdır. Ve tekrar bilmelidir ki; zihinsel ve psikolojik olarak imkânsız olan bir şeyi istemektedir.

Hafıza, sadece hatırlar. Hatta her şeyi hatırlamaz da. Yanlış, hafızanın geçmişte yaşadığı tecrübeleri yanlış anılar olarak saklamasından kaynaklanır. Hatta bazı tecrübeler anı haline gelmez ve silik kopyalar olarak kalır. Bu silik kopyalar ve bazı anılar iç içe girer, yer değiştirirler, mekân ve zaman olarak yerleri karışır. Yanılma, bu sebeplerle ortaya çıkar.

?Nerede kalmıştık?? demek, peşinen bu yanılmaları, yanlışları sorumluluk olarak üstlenmeyi gerektirir ama hiç kimse böyle bir sorumluluk duygusuna da sahip değildir.

Uzun süre görüşmeyen iki arkadaş karşılaştıklarında, sohbetlerinden sonra ayrılmak üzere iken birbirlerine; ?sanki hiç ayrılmamış gibiyiz. On yıl sonra bile daha dün kaldığımız yerde olduğumuz gibi geldi? derler. Bu sözün hiçbir anlamı yoktur. Bu söz, sadece pekiştirme için veya kendimizi hoş tutmak adına söylenebilir. Belki de, samimiyetin idealleştirdiği ama gerçeğe uygun olmayan bir durumu ifade eder. Hiç değişmemek diye bir şey olamaz. Süre, bizi değiştiren gerçekliktir ve onunla hemhal olunduğu takdirde değişmenin manasını kavrarız. Yoksa değişmemeyi bir marifet sayar, ?biz ne isek hep oyuz? deriz. Bu, ne demektir? Bilir misiniz bunu? Özdeşlik ilkesini bize uygulayabilirsiniz demektir. Oysa özdeşlik ilkesi nesneye uygulanır, özne ise tam tersine değişme, kendisini geliştirme, olgunlaşma, olduğundan başka türlü olmaya doğru gitme imtiyazına sahiptir.

Alışkanlıklarını değiştiremeyen insanlar, ?biz ne isek oyuz? derler. Yeni alışkanlıklara, yeni düşüncelere, yeni kitaplara, yeni filmlere, yeni insanlara şüpheyle bakarlar, onları belki de değersiz bulurlar. Oysa kendilerinin değerini artıracak olan, değersiz buldukları; o, yeni olan şeylerdir.

Sanırım konuyu biraz dağıttık. Hadi ironik olması için bir soru soralım: ?Sahi nerede kalmıştık?? Bu soruya bütünüyle olumsuz bakmak da ne derece doğrudur? Bazen, toparlanmaya, kendimize gelmeye, sağa-sola gitmemeye-savrulmamaya da neden olsun diye sorulabilir bu soru. Nitekim derse giren hoca, derse başlarken, ?geçen hafta nerede kalmıştık?? diye derse başlayabilir. Geçen haftanın kısa bir özetini yapmaya vesile olsun diye sorulmuştur soru.. Elbette geçen hafta ile bu hafta arasında derin psikolojik yarıklar oluşmuş olabilir. Bu yarıklar, hemen bu soru ile kapatılabilir de değildir.

Özellikle politikada, sık sık görev değişimleri nedeniyle aynı göreve tekrar tekrar gelenler, ?nerede kalmıştık?? demeye başladıklarında, kendileri için ideal olarak gördükleri bir noktaya atıfta bulunurlar. İtirazımız, bu tür saçmalıklara ve kibirli zihinleredir. Onlar, hep kaldıkları yerde kalmaya devam eden veya devam etmeye aday olanlardır.

Harekete geçmek için bir dayanak noktası bulmaya yönelik olarak sorulduğunu düşünsek bile illa kendimize ait olanın her zaman doğru bir dayanak noktası olduğunu söylemek de ne derece doğrudur.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1856/nerede-kalmistik

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
29.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
14.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
08.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
25.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI