NEREDE KALMIŞTIK?

Yazı başlığı olan soru, sıkça herkesin her yerde sorduğu bir sorudur. Bu soru ile hafızamızı mı tazelemek isteriz? Kaldığımız yerden sonrakileri değersiz mi görmek isteriz? Yeniden doğmak için mi bu soruyu sorarız? Bir Rönesans ihtiyacına mı işaret eder bu soru?

Geçenlerde Fatih Terim, Galatasaray’da dördüncü defa teknik adam olarak işbaşı yapmış. Boynundaki atkı, “Nerede Kalmıştık?” sorusunu taşıyan bir atkıydı.

Bana göre bu soru, bir önceki yazım olan, “Neden Geri Kaldık?” sorusuna bir nebze de olsa sanki ışık tutuyor.

İşin açıkçası, bu soru bana göre bir yönüyle gerici, kendisinden başkasını hesaba katmayan, kendisinden sonrasını paranteze alıp yok sayan narsist, dar görüşlü, doğruyu kendisinde bulan, bıraktığı yerden sonra olanları fasa-fiso sayan komik bir zihnin dışa vurumudur.

Fatih Terim, kaldığı yerde doğru olsaydı hala oradaydın. Ya da kaldığın yer doğru olsaydı yine oradaydı. Kaldığı yerden uzaklaşan, ya doğru yoldan sapandır ya da olduğu yeri doğru bulmayandır. Doğru yoldan sapan, kaldığı yere dönmek istiyorsa saptığı noktada bulunmak istiyordur. Saptığı, yoldan çıktığı yere insan neden tekrar dönmek ister? Neden tekrar orada bulunmak ister? Ya da olduğu yeri doğru bulmadığı için orayı terk ettiyse neden tekrar doğru bulmadığı yeri arzular? Bunlar, kişiler, partiler, guruplar, ülkeler hakkında derin psikolojik tahliller gerektiren sorulardır.

“Taş yerinde ağırdır” diye bir atasözümüz var. Yerinden oynadığı zaman tekrar aynı yerde durmaz. Zemini kaymıştır o taşın. Ağırlığını kaybettiği için zemin ile tam bir dayanışma halinde bulunamaz. Yani kendisini, üstünde bulunduğu toprağa sağlamca bırakamaz. Çünkü düşünülür ki, o taş tekrar kayabilir, tekrar yuvarlanabilir.

Her ne sebeple olursa olsun, “nerede kalmıştık?” sorusu, kendimizle ve kaldığımız yerle aramızda uyumsuz bir ilişkinin habercisi olan bir sorudur. Ne var ki bu soru, heyecanla ve sanki bir başarma umuduyla sorulmuş izlenimini verir hep. Oysa bu soruyu soran, daha önce kaldığım yerden sonra “bende hiç ilerleme, değişme olmadı” demek istemektedir. Hatta bu soru ile o yerde kendisinden sonra bulunanlar da, o yere hiç ama hiç katkıda bulunmadılar, demek istemektedir.

“Nerede kalmıştık?” diyen, bilmelidir ki; kaldığı yer, artık onun için ontolojik olarak ulaşılması imkânsız olan bir yerdir. Yine o bilmelidir ki; kendisi oradan ayrıldığında orayı bıraktığı gibi bulması artık imkânsızdır. Ve tekrar bilmelidir ki; zihinsel ve psikolojik olarak imkânsız olan bir şeyi istemektedir.

Hafıza, sadece hatırlar. Hatta her şeyi hatırlamaz da. Yanlış, hafızanın geçmişte yaşadığı tecrübeleri yanlış anılar olarak saklamasından kaynaklanır. Hatta bazı tecrübeler anı haline gelmez ve silik kopyalar olarak kalır. Bu silik kopyalar ve bazı anılar iç içe girer, yer değiştirirler, mekân ve zaman olarak yerleri karışır. Yanılma, bu sebeplerle ortaya çıkar.

“Nerede kalmıştık?” demek, peşinen bu yanılmaları, yanlışları sorumluluk olarak üstlenmeyi gerektirir ama hiç kimse böyle bir sorumluluk duygusuna da sahip değildir.

Uzun süre görüşmeyen iki arkadaş karşılaştıklarında, sohbetlerinden sonra ayrılmak üzere iken birbirlerine; “sanki hiç ayrılmamış gibiyiz. On yıl sonra bile daha dün kaldığımız yerde olduğumuz gibi geldi” derler. Bu sözün hiçbir anlamı yoktur. Bu söz, sadece pekiştirme için veya kendimizi hoş tutmak adına söylenebilir. Belki de, samimiyetin idealleştirdiği ama gerçeğe uygun olmayan bir durumu ifade eder. Hiç değişmemek diye bir şey olamaz. Süre, bizi değiştiren gerçekliktir ve onunla hemhal olunduğu takdirde değişmenin manasını kavrarız. Yoksa değişmemeyi bir marifet sayar, “biz ne isek hep oyuz” deriz. Bu, ne demektir? Bilir misiniz bunu? Özdeşlik ilkesini bize uygulayabilirsiniz demektir. Oysa özdeşlik ilkesi nesneye uygulanır, özne ise tam tersine değişme, kendisini geliştirme, olgunlaşma, olduğundan başka türlü olmaya doğru gitme imtiyazına sahiptir.

Alışkanlıklarını değiştiremeyen insanlar, “biz ne isek oyuz” derler. Yeni alışkanlıklara, yeni düşüncelere, yeni kitaplara, yeni filmlere, yeni insanlara şüpheyle bakarlar, onları belki de değersiz bulurlar. Oysa kendilerinin değerini artıracak olan, değersiz buldukları; o, yeni olan şeylerdir.

Sanırım konuyu biraz dağıttık. Hadi ironik olması için bir soru soralım: “Sahi nerede kalmıştık?” Bu soruya bütünüyle olumsuz bakmak da ne derece doğrudur? Bazen, toparlanmaya, kendimize gelmeye, sağa-sola gitmemeye-savrulmamaya da neden olsun diye sorulabilir bu soru. Nitekim derse giren hoca, derse başlarken, “geçen hafta nerede kalmıştık?” diye derse başlayabilir. Geçen haftanın kısa bir özetini yapmaya vesile olsun diye sorulmuştur soru.. Elbette geçen hafta ile bu hafta arasında derin psikolojik yarıklar oluşmuş olabilir. Bu yarıklar, hemen bu soru ile kapatılabilir de değildir.

Özellikle politikada, sık sık görev değişimleri nedeniyle aynı göreve tekrar tekrar gelenler, “nerede kalmıştık?” demeye başladıklarında, kendileri için ideal olarak gördükleri bir noktaya atıfta bulunurlar. İtirazımız, bu tür saçmalıklara ve kibirli zihinleredir. Onlar, hep kaldıkları yerde kalmaya devam eden veya devam etmeye aday olanlardır.

Harekete geçmek için bir dayanak noktası bulmaya yönelik olarak sorulduğunu düşünsek bile illa kendimize ait olanın her zaman doğru bir dayanak noktası olduğunu söylemek de ne derece doğrudur.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1856/nerede-kalmistik.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar