OHAL ve ORTAK AKLI KATBETMEK

Son 696 sayılı kararname ile terör eylemlerinin bastırılmasına katılanların yargı denetimi dışına çıkarılmaları büyük tartışmalara neden oldu.

Bu tartışmalar haksız değil. Nitekim Adalet Bakanı Abdülhamit Gül de maddedeki muğlaklığın giderilebileceğini söyleyerek düzenlemede netlik olmadığını kabul etti.

Devlet Bahçeli’nin, kraldan çok kralcı tavrına ise hiç değinmek istemiyorum. Darbenin, işkencenin, mahpushanelerin en çok zararını görmüş bir hareketin siyasî liderinin, çok daha farklı konuşması gerekirdi.

Tepkiler haklıydı dedim çünkü bir defa, madde metninde bu düzenlemenin 15-16 Temmuz ile sınırlı olduğu belirtilmiyor. Yasalar net, sınırları belli; herhangi bir yanlış anlamaya imkân vermeyecek şekilde düzenlenirler. Maddenin sınırlarının belli olmaması, gelecekte de kullanılabileceği yönündeki şikâyetleri haklı kılıyor.

Darbelere karşı milletin direnme hakkı vardır. Dolayısıyla kimse, darbe karşısında oluşan toplumsal tepkileri suç olarak mütalaa edemez. Zaten yasalarımız da kanunsuz iş ve eylemlere uyma zorunluluğu getirmemiştir. Mevcut mevzuata göre darbenin bastırılmasına yönelik eylemler, bu sınırda kalmak şartıyla suç değildir. Ama ya bu sınır aşılmışsa?   Getirilen düzenleme ile halkın meşru savunma hakkının dışına çıkan eylemler de suç olmaktan çıkarılmıştır. Oysa hukuk devleti meşru müdafaayı bile denetimden geçirmekte; bu hakkı başka amaçlarla kullananlar veya ölçüyü kaçıranlar varsa gereğini yapmaktadır.

Aynı kararname ile yapılan bir başka düzenleme de tutuklulara tek tip kıyafet giyme mecburiyetinin getirilmesidir. Uygulamaya geçildiğinde cezaevlerinin ne hâle geleceğini göreceğiz. Muhtemelen FETÖ tutukluları bu düzenlemeye uyacaklardır ama PKK ve öteki örgüt tutukluları, aynı uysallığı göstermeyeceklerdir. Bu da işkencenin devreye girmesi, Türkiye’nin yeniden 12 Eylül günlerine dönmesi demektir. Üstelik bu uygulama mahkemelere gidiş gelişleri de etkileyeceğinden yargılamaların uzamasına neden olacak; fayda yerine zarar getirecektir. Belli ki düzenleme, darbeciler için çıkarıldı. Mahkemeleri birkaç ay içinde biteceğine göre bence durup dururken maraza çıkarmaya hiç gerek yoktu.

Öte yandan, bir taraftan demokrasiden bahsedip diğer taraftan bu tip uygulamalara gitmek, toplumdaki şüphe ve tereddütleri artırmaktan başka işe yaramaz. İşin bir diğer boyutu da içerideki binlerce başörtülü kadının durumudur. Bunlara ceket pantolon giydirilip zorla mahkemelere getirildiğini hayâl edin. Bu, kamu vicdanında nasıl bir iz bırakır? AK Parti’nin kâr hanesine mi yazılır yoksa zarar hanesine mi? Bu millet, her şeyi unutur; karısına kızına yapılanı unutmaz.

Kaldı ki insan haklarıyla ilgili meseleler, kâr zarar hesabıyla ele alınmaz. Sayın Cumhurbaşkanı, periyodik anketler yaptırıyor. Halkın nabzını tutarak yol haritasını belirliyor. Meclis’in bu kadar devre dışı bırakılması, yönetimin bu kadar kişiselleştirilmesi doğru değil. Toplum, bunu, giderek demokratik düzenden vazgeçme adımları olarak görmeye başlıyor. Bu kanaat yayılırsa Türkiye hiç kimsenin tahmin edemeyeceği noktalara gelebilir. Terör veya darbe ile mücadele için OHAL rejimine ihtiyaç yok. Hukuk doğru işletilirse kimse, milletin iradesine darbe yapma cüret ve cesaretini kendinde bulamaz. Bu tip düzenlemeler, tepkileri çoğaltmaktan, terör mücadelesine verilen desteği azaltmaktan başka işe yaramaz. AK Parti 2010 referandumundan sonra ortak aklı kaybetti. Dilerim o akıl, avdet eder; bu tip düzenlemelere gerek kalmaz.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1841/ohal-ve-ortak-akli-katbetmek.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar