AHMED YESEVİ'YE DÖNÜŞ, AHMED YESEVİ'NİN DÖNÜŞÜ

Eklenme Tarihi: 25.12.2017 20:20:09 - Güncellenme Tarihi: 26.02.2020 06:38:37

Türkçenin on ikinci şölenindeyiz, Türkistan?dayız, Pîr-i Türkistan?ın huzurundayız; bizi bugünlere ulaştıran yüce Rabbibimize sonsuz hamdederiz.

Türkistan, şimdi elbette bu şehirdir; fakat sadece bu şehir değil, ondan çok fazlasıdır. Türkistan, Asya?nın merkezinde engin bir coğrafyadır. Asya?nın batı ucundaki Türkiye de Türkistan?dır ve elbette Türkistan da Türkiye?dir! Türkistan?ın çeşitli lehçeler, şiveler, üsluplar, tarzlarda yazan şairleri burada toplaştılar. Şairlere selâm olsun, onlar ki söz sultanlarımızdır, ses bayraklarımızdır.

1992?de Bursa?dan ve Konya?dan başlayan yolculuğumuz Almatı, Aşgabad, Girne, Strazburg, Üsküp, Bakü, Akmescid, Pirizren, Bişkek ve Kazan duraklarından sonra, Allaha hamdolsun Türkistan?a ulaştı. Türkçenin farklı ülkelerden, geniş coğrafyalardan gelen şairleri burada; bugün Türkistan şiirimizin başkenti!

İnsan zihnindekidir; geçmiş asırlardan, atalardan devralınmış olanlar ve hafızasında yer edenlerdir. İnsanı kimlik sahibi yapan, insan haline getiren işte bu birikimdir, bu tarihî mirastır. Dilsiz, kültürsüz insan insan değildir, her hangi bir canlı türüdür. İnsan ancak kültürü ile şahsiyet bulur ve tanımlanır.

Son yüzyılda geçmişte kalmış, kaybolmuş, unutulmuş bazı metinler zihin dünyamıza döndü. Hafızamızda yeniden yerini alan bu metinler ortak kimliğimizin yapıcıları olarak büyük değer taşıyor.

Orhun Yazıtları, 19. yüzyılın sonunda keşfedildi, ilk çözümlemeleri yapıldı ve 20. yüzyılın başında zihin dünyamıza dönmeye başladı. Türkiye?de ilk neşir Necip Asım (Yazıksız)?a ait (1924). 8. asra, yani İslâm öncesi döneme ait Orhun metinleri tarihimize ışık tuttuğu kadar insan anlayışımız, devlet anlayışımızı ve yönetim tarzımızı aydınlatan temel bir metindir.

Orhun Yazıtları 19. yüzyılın sonunda türkçe metinler olarak keşfedildi, bunu batılı türkiyatçılar yaptı. Çok mühim bir temel metin ise İstanbul?da, türkçenin en önemli bir merkezinde keşfedildi. Keşfin mekânı ve keşfi yapan şahıs da, onu ilk yayınlayan da konuya yakınlık ilişkisi bakımından dikkate değer. Divan?ı İstanbul?da, sahaflarda bir kitapçıda, gerçek bir kitap meraklısı ve kültür adamı keşfetti: Ali Emiri Efendi. Yıl 1910. İlk yayınlayan da Kilisli Muallim Rifat oldu (1915). Latin harfli yayınını Besim Atalay yaptı (1939-43).

Temel bir metnimiz olan ve 16. asırda yazıya geçirilen Dedem Korkudun Kitabı yine Kilisli Rifat tarafından 1916?da yayınlandı. İlk Latin harfli baskı Orhan Şaik?in (1938).

12. asırda dinimize dilimizle hizmet eden, doğumuzdan batımıza büyük dönüşümümüzün mimarlarından Ahmed Yesevî?nin, batıda zihin dünyamıza dönüşü Fuad Köprülü?nün Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar kitabı ile olur (1919). Doğumuz Yesevi?yi unutmamıştı zaten. Hikmetleri sürekli okunuyor, kabri ve dergâhı ziyaret ediliyordu. Yesevî?den bir asır sonra Anadolu?da türkçe edebiyatın ilk büyük şairi olan Yunus Emre de sözü geçen kitapla entelektüel hayatımıza avdet eder. Yunus Emre?nin o tarihten sonra batıdan doğuya bir seferi oldu, öyle sanıyorum ki, Anadolu?dan ses vermiş Yesevî ruhlu bir şair olarak buralarda da bilinir hale geldi.

Gelmiştik bir zaman Sarı Saltuk'la Asya'dan

Bir bir Diyâr-ı Rûm'a dağıldık Sakarya'dan...

20. yüzyılımızın büyük şairi, kimlik meselelerimiz üzerinde kafa yormuş mütefekkiri Yahya Kemal, muhtemelen 1910?lu yıllarda Kutadgu Bilig?den haberdar değildi. Onun Yusuf Has Hacib değil de Ahmed Yesevî üzerinde durması belki de bu sebepledir. Yahya Kemal?in Fuat Köprülü?ye ?Şu Ahmet Yesevi kim, bir araştırın göreceksiniz,  Bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız? dediği ve Köprülü?nün eserini bunun üzerine yazdığı rivayet edilir. Tabiî Ahmed Yesevî eseriyle olduğu kadar, belki de daha fazla, şahsiyeti ve açtığı yolla, tarikle zihin dünyamıza hizmet etmiştir.

Divan-ı Hikmet, İslâmî edebiyatımızın ilk eseri değildir, ondan yüz yıl önce Kutadgu Bilig yazılmıştır. Fakat edebî zihnimiz bu eserden hayli geç haberdar olmuştur. Kutadgu Bilig?in 1942?de tıpkı basımı, 1947?de Latin harfli metni Reşat Rahmeti Arat tarafından yayınlanmıştır.

Bin yıllık edebiyatımız Yusuf Has Hacib?in çapanından mı, Ahmed Yesevî?nin hırkasından mı çıktı?

Her ikisi de güçlü bir temel için gerekli olan nitelikleri taşıyor. Biz hem Yusuf Has Hacib?in torunlarıyız, hem Ahmed Yesevî?nin.

Sağken sözü geçenler, buyruklarına uyulanlar, otoritelerini şöyle veya böyle kabul ettirenler çoktur, bunların ölümle hayatları son bulur; tesirleri yok olur. Bunlar âdeta hiç yaşamamış gibidirler!

Bazıları ise öldükleri halde yaşamaya devam ederler. Sözleri geçer, tesirleri sürer, hükümleri yürür. Hayırla yâd edilirler. Örnek ve önder olarak tanınırlar.

Hoca Ahmed Yesevî?nin, Pir-i Türkistan?ın vefatının üzerinden 850 yıl geçmiş...

Dünyamızı türkçe aydınlatan bir merkez onun şehri. Hoca Ahmed doğuya, batıya, kuzeye, güneye müridler, alplar, erenler... sevkeden bir koca mürşid. Anadolu ahileri gibi kaşık ve kepçe yontarak, bir meslek icra ederek hayatını idame ettiren bir şeyh!

Yakın coğrafyaları değil sade, Anadolu?yu, Balkanları mayalayan gönül erleri Yesevî?nin işaretleriyle ve hikmetleriyle yaptılar bunu. Elbette bu efsanevî, menkıbevî bir anlatım. Bu topraklardan binlerce kilometre ötedeki ülkelerin, coğrafyaların fethi gerçeği bu anlatımdan daha mı az efsanevî?

17. asrın cihan seyyahı Evliya Çelebi?nin Yesevî soyundan olduğunu söylemesi bu yüzden bize hiç tuhaf gelmez. Balkanlarda, Yahya Kemal?in doğduğu şehir olan Üsküp?te 16. asırda yaşayan Şair Ata da aynı iddiadadır.

Edebiyat yönünden, Ahmed Yesevî?yi bir erken Yunus Emre olarak görebiliriz. Türkistan şehrine yakın Sayram?da 11. yüzyılın sonunda doğan, 12. yüzyılın ikinci yarısında Türkistan?da vefat eden (1166/7) bu ahîmeşrep pir, ?hikmet? denilen şiirlerini nasıl söylediğini şöyle ifade eder:

Ya ilahım hamdin birle hikmet ayttım

(Ey ilahım, hamdin ile hikmet söyledim).

Buradan bakarak Yunus Emre?yi, Yesevî mektebinin bir asır sonra Anadolu?daki coşkun, lirik ve olgun talebesi olarak görmek mümkündür. Şu iki beyitten birincisi Hoca Ahmet Yesevî?nin diğeri Yunus Emre?nin

Işkın kıldı şeyda mini cümle âlem bildi mini

Kaygum sinsin tüni küni menge sin ok kireksin

??

Işkın aldı benden beni bana seni gerek seni

Ben yanaram düni güni bana seni gerek seni...

Konuya vâkıf olmayan bir kimse, bu ve benzeri şiirlere bakarak Türkistan?ın Yesevisi ile Türkiye?nin Yunus?unu aynı kişi zannedebilir.

Ahmed Yesevî, arapça ve farsçadan sonra türkçeyi irşad maksadıyla kullanarak güçlü bir yol açıcı olmuştur. Onun şiirlerinin, hikmetlerinin Türkistan bozkırlarının göçebe obalarında yaygın şekilde huşu ve heyecanla okunduğu bilinmektedir. 19. asrın sonunda Türkistan?a gelen ?sahte derviş? Armin Vamberi, her obada âriflerin sultanı Hoca Ahmet Yesevî?nin şiirlerini vecd ile okuyan kadın ve erkeklere rastladığını kaydeder.

Hoca Ahmed?in sade Türkistan?da değil, Türkiye?de ve Balkanlarda da etkili bir yol açıcısı mürşid olduğundan şüphe yoktur. Türkistan?ın bu büyük efsanevî şahsiyeti ile ilgili, onun önem ve değerini vurgulayan bir hayli menkıbe vardır. Fuat Köprülü?nün 20. asrın başlarında yayınladığı Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eserinde yazılı kaynaklardan naklettiği Ahmed Yesevî ile ilgili rivayet, işaret ettiği husus itibarıyla dikkat çekicidir:

"Hazret-i Peygamber?in gazalarının birinde, Ashab-ı kiram her nasılsa aç kalarak onun huzuruna geldiler; biraz yiyecek istirham ettiler. Hz. Peygamber?in duası üzerine Cibril-i Emin, Cennetten bir tabak hurma getirdi; fakat o hurmalardan bir danesi yere düştü. Hz. Cibril dedi ki: ?Bu hurma sizin ümmetinizden Ahmed Yesevî adlı birinin kısmetidir?. Her emanetin sahibine verilmesi tabiî olduğu için, Hz. Peygamber, ashabına, içlerinden birinin bu vazifeyi üzerine almasını teklif etti. Ashabdan hiç biri cevap vermedi; yalnız Baba Arslan inayet-i resaletepenahi ile bu vazifeyi üzerine alabileceğini söyledi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, o hurma danesini eliyle Arslan Babanın ağzına attı ve mübarek tükrüklerinden de ihsan etti. Hemen hurma üzerinde bir perde zahir oldu ve Hz. Peygamber, Arslan Baba?ya Sultan Ahmed Yesevî?yi nasıl bulacağını tarif ve talim ederek, onun terbiyesi ile meşgul olmasını emretti...Nihayet dört yüzyıl sonra Türkistan?a geldi, âdeti üzere her tarafa haberler yolladı ve nihayet onu Yesi?de mektebe giderken buldu. Arslan Baba çocuğa selâm verdi, çocuk selâmı iade ettikten sonra ?ey baba emanetiniz hani? diye sordu. Arslan Baba bu beklemediği sualden şaşırdı ?Ey veli, sen bunu nereden biliyorsun?? dedi. Çocuk ?Allah bana bildirdi!? cevabını verdi. Sonra adını sordu, Ahmed olduğunu anladı ve emaneti sahibine teslim etti." (M.F.Köprülü: Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. 3.bs. Ankara 1976, sf.28-29)[2]

Evliya kerametleri, peygamber mucizeleri menkıbelerin konusudur. Bunların hikâye kısmı ayıklanırsa, asıl anlatmak istedikleri, kerametler, mucizeler açığa çıkar.

Yüzlerce yıl yaşayan bir şahsiyet, bu şahsiyetin Hz. Peygamber?den aldığı emanet "hurma danesi", "tükrük", bu korunmuş hurma danesinin yüzyıllar sonra Türkistan coğrafyasında sahibi tarafından talep edilmesi ve emanetin sahibine tevdi edilmesi?İlk başta masal veya efsane diye geçiştirilebilir, hafife alınabilir. Fakat, dikkatli düşünülürse, Hz. Peygamberin emanetinin onun "tebliği" yani "müslümanlık" olduğu, bu tebliğin hiç bir bozulmaya uğramadan, aslî haliyle asırlarca korunduğu, nihayet, onu bütün saflığı ile benimseyip tebliğ etmeğe devam eden güçlü bir şahsiyetin ortaya çıktığı, emaneti üstlenmeye ehil olan bu zatın ilmî ve manevî gücüyle devraldığı?

Menkıbe ile şiir arasında bir bağ kurulabilir mi? Bütün köklü edebiyatlarda şair başlangıçta kâhin, münecim, büyücü veya şamandır. Şiir de sihirdir, büyüdür; asla sıradan bir söz değildir. Şiir tulû eder, doğar... Bu ona aşkın, hatta ilahî bir kaynak atfetmeye yol açar. Fuzulî, şairin ilahî bir yardıma mazhar olmadan kusursuz şiir söyleyemeyeceğini beyan eder. Yine de şiir ilahî mesajı yayan peygamberlere değil, insanlara mahsus bir san?attir.

Şiir kelimesinin köküne, iştikakına inersek, buraya kadar söylediklerimizi yalanlamış gibi oluruz. Şiir ?bilmek?, dahası ?sezişle bilmek? demek; bu durumda şair de ?bilgili?, ?sezişli? demek oluyor. Şiirin bu anlamda şuurla, bilinçle bağlantısını kolaylıkla kurabiliriz.

Fuzulî bununla birlikte, ilimsiz şiirin temelsiz duvara benzeyeceğini belirtir. Şairin gerçek şiire ulaşması için akıl ve nakil ilimlerine vâkıf olması gerekir. Bilgiyle, ilimle yüklenen şair yine de ilahî ilhama muhtaçtır. Fuzulî?nin de çoğu büyük şairler gibi ilimle başı hoş değildir aslında:

Aşk imiş her ne var âlemde

İlm bir kıyl ü kaal imiş ancak

(Aşk imiş her ne var âlemde, ilim bir dedikodu imiş ancak!)

Bazı şairler yaptıkları işi tarif etmek ihtiyacını hissetmişlerdir. İşte bunlardan biri, sağlığında şairliği önde görünen, fakat vefatından sonra edebiyat teorisyenliği ile, romancılığı ile daha fazla tanınan Ahmet Hamdi Tanpınar. Onun tarifi şu: ?Bu belki âni bir cehtle kendini bulan ruhun, insandaki ezelî hakikatle temasından doğan bir konuşmadır; belki güzellik dediğimiz idealle bir lâhza başbaşa kalmanın verdiği mestîdir. Bu mânada denilebilir ki, şiir ve alelumum sanat, ferdin en mutlak ve hür sûrette kendini idrak ettiği zirvedir.?

Tanpınar?ın üstadı Yahya Kemal şöyle söylüyor: ?Şair doğmuş olanlar bile nazmetmek kabiliyetini yavaş yavaş edinirler. Şairin şair olarak doğduğuna dair eski bir itikad vardır ki doğrudur; hiçbir edebî terbiyeye muhtac olmaksızın yetişebileceğini iddia edenlerin sözleri ise efsanedir.? ?Her san?atta olduğu gibi şiir sanatına da vukuf doğuşta olmaz. Ya bir aşk veya bir ideal, bir şairin inkişaf etmesine, hissini ifade etmek için dilinde bir kudret aramasına vesile olabilir.?

Her sanat eseri gibi şiir de bize tesir eder. Hissiyat uyandırır, düşünce doğurur, haz verir. Dil zevki en yüksek şiirden alınır. Peki şiirin tesiri anlamıyla, açıklığı ile mi olur?

Buna en açık şekilde itirazı 20. yüzyılımızın en büyük şairlerinden Ahmet Haşim yapmıştır. ?Şiirde mâna ve vuzuh?, onun Piyale isimli şiir kitabının mukaddemesidir, önsözüdür. Bu önsöz, ?Bir günün sonunda arzu? şiirine yapılan itirazlar üzerine yazılmıştır. Şair bu akşam vakti şiirini, ?Göllerde bu dem bir kamış olsam? mısraı ile bitirir ki, en çok bu mısra tartışılmıştır.

San?atı kendisiyle açıklayan bu görüşler şüphesiz kendi gerçekliği üzerinden konuşuyor. Fakat gayesi kendi olan bir sanat nereye kadar bizi kucaklar? Tamamen faydasız san?attan söz etmek ne kadar doğrudur? Şüphesiz sanat da faydasız değildir, gayeden yoksun olamaz. Sanatın, güzelin; insan ruhu, hissiyatı ve aklı üzerindeki tesirini yüksek fikirler için harekete geçirmek tamamen vazgeçilebilecek bir şey değildir. Tebliğ, daha hafifi telkin, tamamen sadet dışında bırakılabilir mi? (Bu arada şiirin telkini, tebliği aşacak şekilde, propaganda maksatlı kullanıldığını da hatırdan çıkarmayalım.)

Nitekim, bildiğimiz önem verdiğimiz nice şair var ki, sanatla ülkü, ideal arasında güçlü bir bağ kurmuşlardır. Mehmed Âkif, Yahya Kemal, Necip Fâzıl, Nazım Hikmet...Bu isimler Haşimle, Tanpınarla aynı devirde yaşamış ve herbiri düşüncelerini, ideallerini şiir diliyle ifade etmeyi tercih etmişlerdir. Şiirini imanı, ideali, vatanı, milleti için bilmiş olan Âkif, büyük şiir kudretini bu uğurda harekete geçirmiştir. Günlük olaylardan, tarihe mal olacak mühim vak?alara kadar birçok konuyu nazım şeklinde ifade etmek yolunu seçmiştir.

Ahmet Yesevî de bir tebliğci, bir mürebbî olarak şiire başvurmuştur. Kısa mısralarla hikmetli sözler söyleyerek tesir hasıl etmek istemiş ve bunda da başarılı olmuştur. Onun yolunu devam ettiren şairler de her zaman bulunmuştur.

Sözün özü: Gerçek şiirin sırrına nüfuz etmek hiç de kolay değil. Şiir sözü kanatlandırır, hissi derinleştirir, düşünceyi zenginleştirir. Şairlerin insan olma keyfiyetimizi yükselten hikmetler hâlinde zihinlerimize yerleşen sözleri ümitlerimizi besler.

Şiirin hayatımızda artık fazla yer tutmadığını söylemek zorundayız. Son yıllarda içinde yuvarlandığımız sığlığın, basitliğin, bayağılığın, eski tabirle ?iptizal?in sebeplerinden biri bu. Artık şiirden konuşmuyoruz, şiiri konuşmuyoruz, şiir okumuyoruz, şiirin dünyasının dışında kaldığımız için ufkumuz daralıyor, hissimiz köreliyor, insanlığımız eksiliyor.  

Burada şiirin de alanını daralttığını hatırlamamız gerekiyor. Vezni, kafiyeyi, âhengi, mûsıkîyi bir kenara bıraktı. Bunlar gerekli miydi? Anlam tek kişinin şifresine çevrilmeli miydi? Şiirin bu kadar kişileşmesi icab eder miydi? Bu sorulara cevap vermek mevkiinde değilim. Sadece gözlemlerimi paylaşıyorum. Şairler, artık eskisi kadar topluma mal olamıyorlar; kusur onlarda mı, halkda mı?

Halk zevkinin de şiirden uzaklaştığı görülebiliyor. Hiç bir devirde, halkın paylaştığı müzik, edebiyat, şiir, sanat zamanımızdaki kadar basitleşmedi, sığlaşmadı. Öyle bir devirde yaşıyoruz ki, seçkinler de kitle kültürüne kapıldı, yüksek sanatı idrakten, ince zevkleri tefrikten uzaklaştı. Kısacası: Cevherin kadrini bilen sarraf kalmadı. ?Kitle kültürü? dediğimiz deniz ise, en büyük okyanustan bile büyük, fakat derinliği birkaç santimden ibaret!

Hazret-i Türkistan?ın huzurunda toplaşan dünyanın dört bucağından gelen şairlerimiz dilimizin imkânlarını şiir kabiliyetleri ile birleştirerek bizi yeni ufuklara götürebilir. Türkçenin 12 şiir şöleni bu yolda atılan adımları çoğaltmayı hedefliyor. Türkçe şölenlerimizin 12.sini idrak ediyoruz. İnşaallah 13.sünde başka bir coğrafyada yine beraber olur, her lehçeden, şiveden şiirler dinler ve ümitlerimizi tazeleriz.

On bir Şölenin herbirini başka bir ülkede yaptık, 12. şölende ikinci defa Kazakistan?dayız.

İkinci şölenimizin açılışında, bundan 24 yıl önce Almatı?da şöyle söylemiştik:

?Doğumuzla batımız, kuzeyimizle güneyimiz ilk defa yüzyıllar sonra kültürel olarak bir araya geliyordu. Kaç yüz yıllık hasret bitiyor, yeni bir dönem başlıyordu. Biz Bursa'nın Uludağ'ında güneşin doğuşunu gördük. Şimdi aynı güneşin Almatı'nın Alatav'ında parladığını hissediyoruz. Önümüzde kardeş ulusların zengin dil, edebiyat ve şiir varlığının göz kamaştırıcı bir hazine gibi açıldığını görüyoruz.?

Almatı şölenimizin ev sahibi, Kazakistan Yazıcılar Otağı başkanı, aziz dostum Kaldarbek Naymanbay artık aramızda yok. Fakat hatırası yaşıyor ki bugün burada yeni bir şölende bir araya geliyoruz. Binlerce rahmet ona! Almatı?da şölen yaptığımız yıl, İstanbul?da, Ankara?da ?alıstaki bavrımız? Mağcan Cumabayulı?yı 100. yılında anmıştık. Millî Mücadele günlerimizde, o zor zamanlarımızda bizler için üzülen, kaygıdan kan yutan bavrımızın hatırasını kucaklamıştık. Onun şiirini Anadolu türkçesiyle şöyle söylüyoruz:

Uzakta ağır azap çeken kardeş!

Çiçek gibi solup kuruyan kardeş!

Etrafı düşmanla sarılmış halde

Gözden göl gibi yaş döken kardeş!

Dünyayı alt üst edip hürriyete koşan Türk

Gerçekten güçten düştü, hastalandı mı?

Yüreğindeki ateş sönüp, kurudu mu

Damarında kaynayan ata kanı?

Ey kardeş! Sen orada, ben burada

Kaygıdan kan yutarız. İkimiz de

Mağcan bu şiiri yazarken onun akın bavrı Mehmed Akif Ersoy, Türkiye'nin en sıkıntılı günlerinde düşmana karşı milletine ümit aşılayan Millî Marşı (İstiklâl Marşı'nı yazıyordu.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım

Hangi çılgın, bana zincir vuracakmış, şaşarım!

Bizim Abay gibi, Mağcan gibi, Âkif gibi şairlerimiz, Hoca Ahmed gibi, Yunus Emre gibi, Fuzulî gibi, Nevaî gibi asırları aşarak hikmet saçmaya devam eden ülken akınlarımız oldukça gelecek ümidimiz bitmez.

Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni?ne bu defa Sultan Hüseyin Baykara?yı da davet ettik! Onun 5 asır önce kurduğu muhteşem şiir meclisleri bugün bize ilham veriyor.

İlge bakıp her zaman yüz naz ile külmek nidür

Özgelerni tirgüzüp veh mini öltürmek nidür

İle bakıp her zaman yüz naz ile gülmek nedir

Başkalarını diriltip ya beni öldürmek nedir

Bu sultan şair yanında Osmanlı?nın sultanüşşuarası Bâkî de bu şölende adına ödül verdiğimiz büyük bir şahsiyet. Onun şiirde Sinan?ın mimaride yaptığını yaptığı söylenir ki doğrudur.

Pir-i Türkistan?ın huzurunda son sözümüz şu: Ahmed Yesevî zor zamanımızda zihnimize döndü, biz de Ahmed Yesevi?ye döndük, o yüzden buradayız. Selâm ve alkış şairlerimize!

*

Rahmet faslı: İlk şölenden bu güne, yüzlerce şairimiz bu şölenlere katıldı. Bunların bazıları rahmete vardı. Onlardan hemen hatırıma gelenler: Tomanbay Moldagali, Rauf Parfi, M.Âkif İnan, Erkin Vahid, Erdem Bayazıt, Rıfkı Kaymaz, Vahap Akbaş?Hepsine binlerce rahmet?

Teşekkür faslı: 12. Şölenimizin yapılması tehlikeye girmişken böyle bir kültürel faaliyetin aksatılmaması gerektiği düşüncesiyle ilgilerini esirgemeyen Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Müsteşarı Ömer Arısoy?a ve bakanımız Numan Kurtulmuş?a, Türkistan?da yapılacak bir şölenin olmazsa olmazı Ahmed Yesevî Üniversitesi?nin desteğini sağlayan Mütevelli Heyet Başkanı Prof. Dr. Musa Yıldız?a, sahada ilgilerini fiilen gösteren Rektör Vekili Prof. Dr. Mehmet Kutalmış?a ve Rektör Yardımcısı Dr. Mustafa Eren?e, her zaman faydalı işbirliği içinde bulunduğumuz Kazakistan Yazarlar Birliği yönetimine, bu toplantıyı teşrif eden Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül?e ve emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.

[1] Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni Daimi Heyet Başkanı D. Mehmet Doğan?ın Türkistan Şöleni?ni açış konuşması. 20.12.2017

[2] Köprülü, bu menkıbeyi Ali Şir Nevaî?den sonraki Orta-Asya şairlerinden bahseden mühim bir tezkire olan Hoca Hasan?ın Müzekkir-i ahbab isimli yazma eserinden aldığını kaydediyor.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1835/ahmed-yeseviye-donus-ahmed-yesevinin-donusu

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

13.02.2020 “Kudüs mitingi”nden, “Kudüs mitingi”ne!
23.12.2019 Caminin meyzini var, düzeni yok!
26.11.2019 ABD ile Rusya arasında
21.11.2019 Bilmek Cezası!
14.11.2019 Atatürk Kemalizm dinine inanır mıydı?
11.11.2019 Bakanlık Olmasa, Milli Eğitim Yoluna Girer mi?
07.11.2019 Cehalet saldırganlaştırır!
30.10.2019 Samsun: Kimlik arayışının amazoncası!
28.10.2019 Konya hamulesi!
30.09.2019 Çocuklar Türkçeyi anlayamıyormuş...
19.09.2019 Yunus Emre?nin izinde
03.09.2019 Amerikan tezgâhı!
29.08.2019 Malazgirt?te tarihî romanı konuşmak
23.08.2019 Malazgirt?te tarihî romanı konuşmak
16.08.2019 Ağlamaklı bayramlar!
02.08.2019 Yolunuz çimerlikten geçti mi?
11.07.2019 Cumhuriyeti halkla konuşarak kurmuş!
04.07.2019 Tarihi Seçelim mi Seçmeyelim mi?
20.06.2019 Öldüren mahkeme!
28.02.2019 100. yıl ideolojiye teslim olma yılı olmasın!
22.02.2019 Muhalefetsiz iktidar olmak
28.01.2019 Zihni teşevvüş bulaşıcı!
21.01.2019 Moskova resminde gezinmek
15.01.2019 Zamane Hülagü?sünün Mehmet Âkif seferi!
02.01.2019 Kahraman ırkıma yok izmihlâl!
23.12.2018 100 Temel?e sevinsek mi, üzülsek mi?
20.12.2018 Tayyip Bey?e bu kötülüğü kim yapıyor?
16.11.2018 Yatay talimatlar, dikey uygulamalar!
01.11.2018 Kültürde 3?üncü havalimanının karşılığı ne?
21.10.2018 ?Ata?nın miras ne olacak?
27.09.2018 Maddî onarım yetmez!
10.09.2018 Kudüs: Bu kaçıncı satış!
04.09.2018 Yaz beni beni!
28.08.2018 Hacım hoş geldin!
04.08.2018 İsa Bey: Dönemini aşan bir Aydınoğlu
25.07.2018 1920 ve 2018: İki resim arasındaki farklar!
15.07.2018 CHP Seçmeni: İttihatçılık ruhunda var!
03.07.2018 Askerliğin bedeli...
29.06.2018 Veyl galiplere!
11.06.2018 Adil bir seçim olmayacak!
30.05.2018 Fethin yıldönümü dolayısıyla: Fetih cephesi, işgal cephesi!
26.05.2018 Bizim aklımız ermez ekonomiye, faize!
23.05.2018 Şehrin derûnuna girmek...
16.05.2018 Kudüs konusunda gerçek düşman kim?
13.05.2018 Nehir türküler!
09.05.2018 Hasan Rıza Paşa kim? İşkodra neresi?
02.05.2018 Türkiye?de resmî olarak dil konusunda sorumlu kurum hangisi?
25.04.2018 Amerika Türkiye sınırını nasıl koruyacak?
14.03.2018 Mehmed Âkif iki defa ?korkma? dedi!
26.02.2018 GayriMüslim Türkiye?ye getirilmeli mi?
24.02.2018 Kemal Tahir ve Arif Nihat Asya
22.02.2018 Kemal Tahir, Nureddin Topçu ve Osman Turan?ı okudu mu?
20.02.2018 ABD boksuna karşı Osmanlı tokadı!
14.02.2018 Bunlar ?hamakat benim karakterimdir? demek istiyorlar!
09.02.2018 Anıtkabir?e neden gitmem?
04.02.2018 Kadınlık ihtirasları anneliğe ve aileye mi, kariyere mi yönelecek?
24.01.2018 MHP Atsızcı mı?
18.01.2018 SAVAŞ GERÇEKTE ABD İLE!
12.01.2018 MİLLİYETİN MAYASI NE?
09.01.2018 TAŞERONLAŞTIRDIKLARIMIZDAN MISINIZ?
04.01.2018 ?MABEDSİZ ŞEHİR"DEN ANKARA'NIN 100. KATINA MODERNLİK!
02.01.2018 "TÜRKÇENİN ŞÖLENLERİ"NİN ÇEYREK ASRI
29.12.2017 TERÖR BARONUNDAN YAZAR İCAD ETMEK
28.12.2017 AHMET YESEVÎ'Yİ GÖRMEK İSTERKEN TİMUR'LA KARŞILAŞMAK
25.12.2017 AHMED YESEVİ'YE DÖNÜŞ, AHMED YESEVİ'NİN DÖNÜŞÜ
16.12.2017 DOĞU KUDÜS / BATI MEKKE
13.12.2017 BOLU'NUN KÖROĞLUSU: KÖROĞLU MEKTEBİ
13.12.2017 BOLU'NUN KÖROĞLUSU: KÖROĞLU MEKTEBİ
11.12.2017 BİLECİK'İ BİLMEK GEREK!
08.12.2017 GAFİL MÜSLÜMANLARA SON ÇAĞRI: UMRE GEZİLERİNİZİ İPTAL EDİN!
02.12.2017 SABAH NAMAZINDA FUAD PAŞA!
30.11.2017 ŞEHRİN MEYDANLARINDAN BİR PUT EKSİLDİ
27.11.2017 DİLDE KİRLENMENİN SORUMLUSU KİM?
22.11.2017 ÖZÜR DİLERİZ AMA GERÇEK DÜŞMANIMIZ SİZSİNİZ!
20.11.2017 ARAPLAR KENDİ HÂLİNE BIRAKILSA......
17.11.2017 NEO-ATATÜRKÇÜLÜK VEYA İŞTE MEYDAN-I CEHALET!
13.11.2017 SÖZLÜKLE KELİMELERLE HÜR UFUKLARA YÜRÜYÜŞ
10.11.2017 ATATÜRKÇÜLÜK DİRİLTİLEBİLİR Mİ?
07.11.2017 KUR?AN MUCİZELERİ MÜZESİ
04.11.2017 DİL KURUMU'NU İŞE YARATMAK
03.11.2017 ANKARA'YI MELİH'İN PUTLARINDAN TEMİZLEMEK
31.10.2017 "ANKARA KÖYDÜ" MASALINI MELİH GÖKÇEK'TEN DİNLEMEK
30.10.2017 GECİKMİŞ BİR İSTİFA!
24.10.2017 BOSNA?NIN GÜNEŞLİ YÜZÜ VE ?İSLÂMIN UÇ BEYİ ALİYA?
09.10.2017 SİVASLA TANIŞIKLIĞIMIZIN KIRKINCI YILINDA
05.10.2017 HACIYATMAZ ve KASELİSLER
02.10.2017 YENİ ATATÜRKÇÜLÜK İLKESİ: BÜST ISLANMASIN; ÇOCUKLAR ISLANSIN!
29.09.2017 AVARA KASNAK BİR KURUM: TDK
27.09.2017 ANTAKYA'DA AHLÂK ŞÛRÂSI, TARSUS'DA EDEBİYAT MEKTEBİ
20.09.2017 KÂBE İMAMININ ARKASINDA NAMAZ KILMAK CÂİZ Mİ?
11.09.2017 ATATÜRK AKILLI ADAMDI; ATATÜRKÇÜLER NİYE AHMAK?
08.09.2017 ŞERİF HOCA
06.09.2017 DEVLET CAMİ YAPAR MI?
31.08.2017 ADALET TANRIÇASI ALKOL KULLANIR MI?
24.08.2017 YAVUZ SULTAN SELİM: TARİHİN ÇAĞRISI
22.08.2017 ATATÜRKÇÜLÜK BİTTİ, HEYKELCİLİK KALDI
19.08.2017 ORMAN ÇİFTLİĞİ KİMİN?
17.08.2017 SAMSUN O SAMSUN DEĞİL, SİYÂSET O SİYÂSET DEĞİL!
11.08.2017 TÜRKÇE YILINDA ?AGRESİF? OLALIM
09.08.2017 ESKİ DEVLET-YENİ DEVLET
31.07.2017 SIRITIK SIRRI?NIN ZEKÂTI
27.07.2017 OSMANLISIZ ORTADOĞU: EMPERYALİSTLER, SİYONİSTLER ve ARAP KRALLARI
26.07.2017 YÜZ YIL ÖNCE BİR OSMANLI SANCAĞI: KUDÜS
20.07.2017 YENİ BİR ANITKABİR AÇIKLAMASI BEKLEMEK
18.07.2017 15 TEMMUZ?UN YILDÖNÜMÜNDE: MANKURT DARBESİ
12.07.2017 15 TEMMUZ?UN YILDÖNÜMÜ DOLAYISIYLA: KAHRAMAN, KAHRAMANLIĞI UMURSAMAYANDIR
24.06.2017 BEŞTEPE'DE KUR'AN, EZAN VE İFTAR
22.06.2017 BEŞTEPE?DE İFTAR
21.06.2017 TÜRK EDEBİYATININ EN İYİ 100 ROMANI İMİŞ!
20.06.2017 HANİ ŞU BİZİM ?ASKER TAYINI?!
05.06.2017 KIRŞEHİR?İN GÜLLERİ BİTMEZ!
02.06.2017 MALAZGİRT Mİ MUŞ?TADIR; MUŞ MU MALAZGİRT?TE?
29.05.2017 DİL ARENASI
25.05.2017 YOLUMUZ MUŞ?TUR; YOLUMUZ YOKUŞTUR
22.05.2017 MÜJDELER OLSUN! ANKARA BÜYÜKŞEHİR 50 BÜYÜK, 25 KÜÇÜK SEMT KÜTÜPHANESİ KURUYOR
16.05.2017 GİRESUN?UN DERİNİNE GİRMEK
08.05.2017 MALATYA YAHUT MEMLEKET
06.05.2017 BURSA?DA TULUYHAN UĞURLU?YU DİNLEMEK
04.05.2017 ÇİFTE MEDRESENİN DİĞERİ: YAKUTİYE
02.05.2017 ERZURUM?DA ÇİFTE MEDRESE
28.04.2017 BATMAN?IN TARİH KÖPRÜSÜ: HASANKEYF
26.04.2017 AVRUPA?NIN İLM-İ SİYASETİ
24.04.2017 BU BİZİM BATMAN!
20.04.2017 HALK OYLAMASI ve ANKARA MESELESİ
18.04.2017 ZAFER YAHUT HEZİMET
13.04.2017 BİR AYAĞIMIZ ERZURUM?DA
28.03.2017 ATATÜRK NE DERDİ?
22.03.2017 TRT?DE MEHMED ÂKİF DÜŞMANLIĞI
20.03.2017 TÜRKİYE?NİN YENİ HAMLESİ
15.03.2017 HOLLANDA VAKÂSI: MÜSLÜMANLARI (TÜRKLERİ) TASFİYENİN BAŞLANGICI!
12.03.2017 İKİ ŞÛRA ARASINDAKİ 7 FARK
08.03.2017 DÜNYANIN İYİLİĞİ İÇİN TÜRKİYE
06.03.2017 NİHAYET 3. MİLLÎ KÜLTÜR ŞÛRASI
02.03.2017 AHMAKLARIN ABDÜLHAMİD?İ
28.02.2017 ABDÜLHAMİD MEHTER DİNLER MİYDİ YAHUT FATİH SİGARA İÇER MİYDİ?
27.02.2017 İZMİT PİŞMANİYESİ VE PİŞMANLIĞI
24.02.2017 CEHENNEMİN DİLİ
20.02.2017 DEVLET OLMAK
10.02.2017 Müfredat Yazıları 6: MÜFREDATIN RUHU YOK
08.02.2017 TÂLİMSİZ TERBİYESİZ MÜFREDAT
07.02.2017 TÜRK DİLİ ve EDEBİYATI DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMI: ESAS MESELE DİL!
01.02.2017 ŞEHİRCİLİK ŞÛRÂSI MÜNASEBETİYLE: MEDENİYET ?KENTSEL?LE OLMAZ
30.01.2017 ANSIZIN ŞEHİRCİLİK ŞÛRÂSI
26.01.2017 ALTI OK MÜFREDATI
25.01.2017 MÜFREDAT DEĞİŞMEZ, DEĞİŞTİRİLEMEZ!
23.01.2017 ASIL SORU: İDÂRÎ REFORM MU SİYÂSÎ REFORM MU?
18.01.2017 ERZURUM?DAN GELEN İSTANBUL BEYEFENDİSİ
14.01.2017 ŞAR?IL, ŞAR?IL, ŞAR?IL?
12.01.2017 ŞAR! ŞAR! ŞAR!
04.01.2017 KEÇİÖREN METROSU?NUN AÇILMASI MÜNASEBETİYLE: NE YÜZLE BU ADAM?
02.01.2017 ERZURUM'A GİTMEK ZOR!
30.12.2016 DİL BAHİSLERİ: TAKDİM Mİ TEVCİH Mİ?
28.12.2016 ASIRLIK MÜCÂDELE: DİNİMİZİN SON YURDUNU KORUMAK
23.12.2016 HEYKELPERESTLİKTEN MEDET UMMAK
14.12.2016 HALEB?İN İKİNCİ DÜŞÜŞÜ
12.12.2016 TERÖRE, ?NEDEN? SORUSUNU SORMAK
08.12.2016 EĞİTİM, KÜLTÜR TEPETAKLAK!
27.11.2016 AVRUPA İLE NEYİ MÜZAKERE EDİYORDUK Kİ?
15.11.2016 KAYMAKAMI ÖLDÜRMEK
04.11.2016 BUNLAR, ÜMİTLERİMİZİ KATLETMEKTEN YARGILANMALI
01.11.2016 MARAŞ MARAŞ DERLER
15.10.2016 AB?YE GİRMEME KARARINDAN ÖNCE NATO?DAN ÇIKMAK
06.10.2016 SEN-BEN KAVGASININ SON HALİ
28.09.2016 EY HALEP! SEN YIKILMAYI HAK ETTİN!
26.09.2016 ATATÜRKÇÜLÜKTE ÇOCUĞA YER YOK!
24.09.2016 TİKA; TOKA; TUKA SÖZLÜĞÜ
19.09.2016 KOMŞUMUZ ABD!
13.09.2016 YAKIN TARİH HİPERMETROPLARI!
13.09.2016 BAYRAM HAVASI ESTİRMEK