OTUZ SENE ÖNCE BUGÜN

Otuz sene önce bugün. Tarih, 20 Aralık 1987. Günlerden Pazar. Yer, Amsterdam’ın meşhur Rembrandplein’i. Cafe, bar ve diskoteklerin bol olduğu bir yer. Mekan Caransa Crest Hoteli. ‘1. Hollanda Mevlana Sempozyumu’ yapılıyor. Üniversite ikinci sınıf öğrencisiyim. Amsterdam Üniversitesi Sosyal Bilimler bölümünde Pedagoji okuyorum. Mensup olduğum kabile siyasi çalkantılarla karşı karşıya. Değeri düşüür, üstad Mustafa Çalık’ın ifadesiyle ‘kabileden ayrılıp cemiyete karıştığım ve sadece bizden olanları değil, insaniyetten nasibini almış herkesi sevebilme’nin başlangıç yılları. Mevlana Sempozyumu Hollanda’da müstakil olarak organize ettiğimiz ilk faaliyet. Bu aynı zamanda Hollanda’da otuz yıldır imkanlarımız ölçüsünde verilen sosyal, kültürel, kimlik, medeniyet ve siyasi mücadelenin başlangıcı...

O yılları hatırlayanlar bilirler. O yıllarda Hollanda üniversitelerinde okuyan Türklerin sayısı bir elin parmakları kadar azdı. Her üniversitede bir kaç Türk genci vardı. Henüz dernek veya vakıfları yoktu. Yeni yeni bir araya geliyorlardı. Hollanda’da Türk öğrenci hareketleri yeni başlıyordu. Amsterdam merkezli bir organizasyon komitesi oluşturuldu. Komite Şeb-i Arus vesilesiyle bir program yapacaktı. Amstedam, Leiden, Delft, Utrecht, Nijmegen üniversitelerinde okuyan Türk öğrencileri de Hz. Pir Mevlana Celaleddin Rumi’yi anlatacaklardı. Konuşmacılar arasında o zaman öğrenci olan ve Hollanda Türklerinin yakından tanıdığı Cengiz Özdemir, Mehmet Tütüncü, Arslan Karagül gibi isimler vardı.  Dinleyiciler arasında da yine tanıdık Emine Bozkurt, Faruk Akın Bingöl, Atilla Kılıç, Abdulwahid van Bommel, Ahmet Evsen, Abdurrahman Yazoğlu, Ömer Güler, Mahmut Küçükali, Harrie Teunissen, Aydın Durmuş, Erdal Komaç, Coşkun Çörüz, Ahmet Olgun, Cemil Bilgin, rahmeti Rahman’a kavuşan Abdullah Sevinç, Yalçın Şahin ve isimlerini hatırlayamadığım nice isimler bulunuyordu.

Öğle saatlerinde başlayacak programın başlama saati gelmişti. Salon dolup taşmıştı. Açılış konuşmasını ben yapacaktım. Salonda hiç alışık olmadığım, Hollanda Türk toplumunun farklı kesimlerinden bir kitle vardı. Elim ayağıma dolaşmıştı. Kürsünün arkasındaki bölümdeydim. Sunucu, programın açılışını yapmak üzere beni davet etti. Korkarak ve titreyerek kürsünün arkasına geçmiştim. Önümde konuşma metinleri vardı. Uzun bir nefes aldım. Katılımcılara baktım bir süre. Bütün cesaretimi toplayıp, ‘Liefde hoe vreemd ben jij, degenen die jou opdrinken, krijgen meer dorst’; ‘Aşk sen garipsin, seni içenler, daha fazla susuyorlar’ cümlesiyle açılış konuşmama başladım. Çünkü bu cümleyi ezberlemiştim. Önce Hollandaca sonra Türkçe olarak Sempozyumun neden organize edildiğini ifade ettim.

Daha sonra, İran’lı öğrenci Shila ‘Bişnev ez ney çün hikâyet mî küned, Ez cüdâyîhâ şikâyet mî küned’ ile başlayan Mesnevi’nin ilk onsekiz beyitini Farsça okumuştu. Sonra konuşmacılar Hz. Pir üzerine hazırladıkları tebliğlerini Hollandaca ve Türkçe olarak sundular. Hollanda Türk göç tarihinde bir ilke imza atmanın mutluluğunu yaşamıştık. Programla ilgili haberler Hollanda gazetelerinde de yer almıştı. Den Haag’da yayınlanan bir dergi ‘Mevlana Rembrandpelin’de başlığını atmıştı.

Evet, otuz yıl sürecek Hollanda’da Mevlana’na etkinlikleri böyle başlamıştı. Yıllar içinde Hz. Pir ile ilgili ne kadar faaliyet ve proje yaptık sayısını hatırlamıyorum. En sonuncusunu üç gün önce Tevazü Tasavvuf Grubu ile birlikte yaptık. Ancak bir iki faaliyeti burada zikretmeden geçemem. Örneğin 2007 yılının Dünya Mevlana Yılı olması nedeniyle Hollanda’da 33 ayrı etkinlik yapıldı. Aynı yıl Mutasavvıf, araştırmacı ve yazar Ömer Tuğrul İnançer ile bir hafta süren Mesnevi Okumaları programı gerçekleştirildi. Hz. Pir’in en önemli eserlerinden Mesnevi üç yıl süren bir tercüme faaliyeti ile Hollanda literatürüne kazandırıldı. Mesnevi Hollanda parlamentosunda organize edilen tanıtım programıyla Hollanda Adalet Bakanı Hirsch Ballin’e takdim edildi. Yoksullukla mücadele ve Mevlana haftası organize edildi.

Yıllar yılları kovaladı. Allah nasip etti. İmkan, enerji ve güç verdi, yolumuzu açtı. En önemlisi de bu faaliyetlerin yapılmasına naçizane bizi vesile kıldı. Ne kadar şükretsek azdır. Otuz yıldır darlık görmedik. Her dem yolumuz açıldı. Kınayanlara aldırış etmedik. Nefsimize ağır gelsede iftiralara kulak asmadık. Soframızda bulunup, arkamızdan konuşanlara sağır olduk. Varsın, edepsizler susmamızı kendilerinden bilsinler. Elbette, hatalarım bana aittir. Velhasıl, otuz yıldır ‘Allah var gam yok’ demeye gayret ettik...

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1822/otuz-sene-once-bugun.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Mehmet Sezai Aydıngöz
24.12.2017 17:04
Ne kadar büyük hüner be vay anasını! Eğer Celaleddin Rumi ve gibilerini,göklere çıkarmak veya dünya günü kılmak gibi faaliyetler,İslam literatüründen olsaydı,Batı buna imkan vermez di.Bu gibi boş övünmelerin teşvikçisi hiç olmaz dı.Dünyanın tamamı bu zatı başına tac etse ne yazar?.İslam birliği,İslam İktisad sisyemi,İslam Askeri birlği ve benzerleri hayata geçer mi? N egezer.Ha bunlar olmayacak sa Müslümanlar istediği kadar şu ve bu etkinlikleri yapsınlar.Umurlarında değil.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar