ELEŞTİRİDEN KİM KORKAR?

Eleştiriden, kendine ve yaptıklarına güvenmeyenler korkar. Halbuki eleştiri, insanlar için de sosyal yapılar için de üçüncü göz gibidir. İki gözle göremediklerinizi, bu üçüncü göz sayesinde görürsünüz. Eksiklerinizi bu şekilde görüp düzeltme imkânı bulursunuz.

Engels, “Bir hareketi büyüten, özeleştiridir.” der. Aynayı kendine tutan, hata yapsa bile onu düzeltme imkânı bulur.

Bizde en iyi niyetli eleştiriler bile düşmanca karşılanır. Sözün mahiyetine değil, söyleyenin niyetine bakılır. Her eleştiri, bir kötü niyet alâmeti olarak algılanır. Böyle böyle, insanlar konuşamaz; yanlışa yanlış diyemez hâle getirilir. Hareketleri ifsat eden, çürüten, kokutan da budur.

“Söyletmen vurun!” mantığı, demokrasilerin mantığı değildir. Bir yerde demokrasiden uzaklaşma başladıkça eleştiri yapma imkânı da azalır. Onun için bazı yazarlar, demokrasi ile muhalefet etme, eleştiri yapma yollarının açık olmasını bir tutmuşlardır.

Elbette her eleştiriyi aynı kategoride değerlendirmek mümkün değildir. Doğruyu da yanlışı da eleştirmek, demokratik bir hakkın kullanımı olarak hoş görülse bile hastalıklı bir mantığın işaretidir. Doğru olan, yanlışa yanlış demek; mümkünse doğru olanı da söylemektir.

Şunu unutmamak lazım: Müslümansak ve onun penceresinden eşya ve olaylara bakıyorsak hiçbir fani eleştirilmez değildir. Bir başka ifadeyle, Allah’ın birliği Peygamberin risaleti dışında hiçbir mutlak hakikat yoktur. Bu gerçeğin menşurundan olaylara bakıldığında İslâm’ın mantığına en uzak olan, eleştiriye tahammülü olmayanların, dikta yanlıları ve suça bulaşmış olanlar olduğunu görürsünüz. İnsanların doğru bildiklerini söyleme hakkını ellerinden almak, siyasetin tabiatına uygun olsa da İslâm’a ve demokrasiye uygun değildir. Sadece totaliter düzenlerde eleştiri olmaz. Herkesin aynı şekilde düşünmesini istemek, bizi farklı farklı yaratan ilahî iradeye de aykırıdır.

Son yıllarda yapılan yanlışlara bakınız. Bunlar, eleştirinin sonucu değil; eleştirememenin sırtımıza yüklediği yüklerdir. Problemlerimize farklı zaviyelerden bakabilmeyi öğrenebilseydik bugün boğuşmak zorunda olduğumuz problemlerin çoğu olmayacaktı. Hadi, bugün de çıkın, “Öcalan bizim Mandela’mızdır” diye bağırın. Bugün bu söz, bize ne kadar abes geliyor değil mi? Oysa dün de bunun abes olduğunu söyleyenler vardı. “Suriye politikasında Esat’la beraber olun; aksi takdirde çok şey kaybedersiniz.” diye yazan kalemler vardı. Hiçbirini dinlemedik. Ne oldu? Bugün, döndük dolaştık Esat’a muhtaç olduk. Problemlerimizi konuşabilseydik böyle mi olurdu? Âkil adamları eleştiren arkadaşlarımız vardı. Adamların lafını ağızlarına tıkmakla kalmadık, bir de kan dökücü ilan ettik. PKK çözüm sürecini bitirdi. Hadi, o âkil adamları Güneydoğu’ya gönderip, “Bu süreci bitiren, barış istemeyen, kan döken PKK’dır.” diye konuşturun. Bir tanesini bile yollayamazsınız. Bunların bir görevi de bu süreci sabote edeni tespit edip halka anlatmak değil miydi?

Elhâsıl bir hareket, eleştirenler sayesinde yanlışlarını görür; daha ağır faturalar ödemeden yanlış politikalarını düzeltme imkânı bulur. Her eleştiri, düşmanlık değildir. En faydalı taraftar; eleştiren, yanlışa işaret eden, düzelten, onaran taraftardır. Alkışlamaktan başka bir şey bilmeyenler, bir harekete hiçbir şey katamazlar. Uçuruma gideni, biraz daha iteklerler; duvara toslayanı, biraz daha süratlendirirler.

Sizi uçuruma iten mi faydalı, uçuruma düşeceksiniz diye uyaran mı?

Eleştirenle, sorgusuz sualsiz alkışlayan arasındaki fark budur!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1814/elestiriden-kim-korkar.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar