NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI

Topçu’ya göre toplumumuz, her alanda ahlâkla ilgili bir bunalım yaşamaktadır. Bu bunalımların kaynağında da O, 10.ve 11.yüzyıllarda Farabi ve İbni Sina ile birlikte başlayan skolastisizmi ve son yüzyılın ve özellikle de son devrin yenilik hareketlerini görür.

Farabi ve İbni Sina’nın, “Aristo’nun felsefesi ile kıyas mantığını tek hakikat kaynağı diye” benimsemeleriyle skolastisizmin başladığını düşünen Topçu, onların Aristo’nun görüşlerine uymayan her fikri önceden yanlış olarak gördüklerini ve Kur’an’ı Aristo’nun fikirlerine uygun düşecek tarzda yorumladıklarını ifade eder. Çünkü onlara göre Aristo yanılmazdır. Bir filozofun otoritesine ve sistemine bağlılık biçiminde ortaya çıkan bu skolastisizme karşı Gazali’nin tavrı kelâmı ortaya çıkarmış, ancak bu defa da kelâm üstatları içtihat kapısını kapatmışlardır. Aynı skolastik tavır kelâm sahasında da başladığı için felsefe, bilim, sanat ve din sahalarında yaşanan içe kapanmalar ahlâkla ilgili bunalımlara da sebep olmuştur.

Batılaşma hareketleriyle birlikte yaşadığımız değişiklikler maddî sahaya bağlandığı için insan hayatına kıymet verecek bir zihniyeti doğuramamış ve sorumlu insan idealini ortadan kaldırdığı için fedakârlık duygusunu da geliştirememiştir. Ayrıca, Anadolu romantizminin doğmamış olması, demokrasinin hürriyetlerimize tecavüz sistemi haline gelmesi, olumsuzluklar karşısında üniversitenin sessiz kalması ahlâkî buhranlarımızı daha da derinleştirmiştir. Bu ahlâk bunalımından kurtulmak, eğitim ve Rönesans hareketiyle mümkündür.

Topçu’ya göre her Rönesans hareketinde “aklın saltanatı, hür düşünce ve aşka teslim oluş” vardır. Aklın yükseliş devirleri, insanlığın hidayet ve Rönesans devirleriyken; aklın düşüş devirleriyse “ilmin de idealin de, ahlâkın da uçurumlara yuvarlandığı karanlık devirlerdir.” Hür düşünce, Rönesans hareketinin hayat verici nefesidir. Topçu’nun, Descartes’in otoritelerden ve Bacon’ın idollerden sıyrılma isteğinin ifadesi olarak gördüğü hür düşünüş bizi hem dış otoritelerden hem de içimizden gelen ihtiraslardan kurtaracaktır. Aşka teslim oluş ise “ferdiyetçilik, lirizm ve tabiat sevgisidir. Bunlar romantizmin vasıflarıdır.” Bütün bunlar, bir Rönesans hareketinin felsefe, bilim ve sanata dayanması gerektiğini göstermektedir. Acaba Topçu, felsefe, bilim ve sanattaki Rönesans’tan ne anlamaktadır?

eryaman escort escort eryaman eryaman escort bayan

Bir kültür unsuru ve dolayısıyla millî olması gerektiği düşünülen “felsefe, insanın kâinatı görüşüdür” Topçu’ya göre aklın kullanılmasını öğreten biricik klavuz olan felsefe, bizde, Fatih devrinde Hocazade ile Molla Zeyrek arasındaki tartışmayla bitmiştir. Hikmetsiz yaşamak mümkün olamayacağına göre, felsefesiz bir toplumun yaşaması da mümkün değildir.

Topçu’ya göre bir felsefemiz olmasının sağlayacağı faydalar şunlardır:

1- Felsefe, bize aklın kullanılmasını öğretir.

2- Ahlâkımızın sanatkârı felsefe olacaktır.

3- Felsefe, siyasî nizamın da yapıcısıdır.

4- İnsanımızın içinde bulunduğu karamsarlıktan ve uyuşukluktan kurtaracak olan felsefedir.

5- Felsefe, dinî inançların da rafine hale gelmesini sağlar.

6- Felsefe, hürriyetimizin de hayat kaynağıdır.

7- Felsefe, hayatımızın yönünü tayin eder.

Rönesans’ımızın kaynaklarından birisi olan felsefe, dünyamızı idare eden tekâmül prensibine, aklın mükemmel işleyişini düzenleyen metotlu düşünme prensibine, Anadolu sosyalizmine, ahlâkımızın temelini teşkil eden İslâm ruhçuluğu ve şahsiyetçiliğine bağlı olmalıdır.

Rönesans’ımızın dayanacağı temellerden bir diğeri de ilimdir. “İlim, hiçbir menfaat gözetmeyen ve hiçbir tatmin ile nihayetlenmeyen zekâyı sonsuzluğa doğru götüren tanıma aşkıdır” Topçu’ya göre ilim, bir zihniyet işidir ve bu zihniyetin de bir takım karakterleri vardır:

1- İlmî zihniyetin en önemli ve başta gelen karakteri, onun hakikat aşkı oluşudur. Bu hakikat aşkı, bizi hakikati araştırmaktan alıkoyacak olan engellere karşı isyan etmeyi gerektirir.

2- İlim, realiteye bağlıdır ve metot olarak tecrübeyi kullanır.

3- İlim, determinizmi kabul eder.

4- İlim, tekâmül fikrine inanır.

Felsefe ve ilim zihnimizi her türlü esaretten kurtardıktan sonra Rönesans’ın bir başka kaynağını da sanatta aramak gerekiyor. Çünkü İtalya’daki Rönesans hareketlerinde ferdiyetçilik, lirizm ve tabiat sevgisi biçiminde ortaya çıkan romantizmin vasıfları romantik sanatkârlarda görüldü.

Edebî sanatlarla musikinin, resim, heykel ve mimarlığın Rönesans’ını sanatın bahçesinde arayan Topçu, klâsik edebiyatımızı divan edebiyatı ve onu da millî edebiyat olarak kabul eden görüşlere katılmaz. Sadece klâsik edebiyat ve klâsik musiki bir milletin bütün sanatını temsil edemez. Hem edebiyat hem de musiki sahasında “pek zengin ve kuvvetli olan halkiyatımızdan (folklor) hareket ederek Divan edebiyatının çerçevesi dışında kalan Fuzuli’den Akif’e kadar, Yunuslardan ve Mevlânâ’lardan da hayat alarak” romantizmimizi yaratmalıyız. Divan şairleri (Fuzuli’yi istisna tutar), Hamid, Fikret, Halid Ziya ve diğer Servet-i Fünuncular kendi gerçeğimizden yola çıkmadıkları için bir romantizm yaratamadılar. Hâlbuki “Hamid Afrika ile Asya’da mevzularını aramayıp da Malazgirt’te, Antakya muhasarasında, Ankara meydan muharebesinde veya Niğbolu’da arasaydı, eserleri millî olurdu, hem de ebedî olurdu.”

Topçu’ya göre edebî Rönesans’ımızın kapısını açacak olan şey, “Kur’an’dan alacağımız metafizik ve idealist ilhamla Anadolu folklorunun bahçelerinden toplayacağımız realite demetleri”ni birleştirmektir.

Edebiyatta, asırlarca canlı olan ve Yunus’ta nasılsa Ömer Seyfettin’de de öylece gözüken dil kullanılmalıdır. Musikide ise, ruhumuzun seslerini kullanacak bir melodiye ihtiyaç vardır. “Acaba Türk nasıl sevinir? İşte bu sevincin sesli ifadesi, millî musiki olacaktır.”

Mimaride, tarihî şehirlerimizdeki mimarî örnekleri, ruhsuz barbar stillerinin yerini almalı; resim sanatında da tarihî şahsiyetler ve olaylar ressamın konusunu teşkil etmelidir.

Felsefe, ilim ve sanat alanında Rönesans’ı hazırlayacak olan, ferdî dehalardır. Belki de en önemlisi, bu ferdî dehaları yetiştirecek olan okuldur. Bu okul ezberci değil, düşünen kafaları yetiştiren bir okul olmalıdır. Skolastik zihniyeti ortadan kaldırmayan, hür düşünceye imkân vermeyen bir okuldan, söz konusu edilen bir Rönesans’ı beklemek bir hayâldir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1802/nurettin-topcuya-gore-ronesans-ihtiyaci.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar