ZARRAB'IN FATURASI, YARIN DAHA AĞIR OLUR
Ahmet Rauf Akay

ZARRAB'IN FATURASI, YARIN DAHA AĞIR OLUR

 

Kudüs imdada yetişti diye sevinen var mıdır bilmiyorum ama bu mesele, kolay kolay kapanmaz.

Zarrab olayından bahsediyorum. Türkiye'nin Atilla için tuttuğu avukatlar bile, “Evet rüşvet verdiler.” dedikten sonra bu iş, FETÖ ile METÖ ile kapanmaz.

Keşke Sayın Davutoğlu'nun, suçlanan bakanları Yüce Divan'a gönderme yönündeki tavsiyesi dinlenmiş olsaydı. Bugün bu dava, bu kadar kamuoyunu meşgûl etmez; biz de, “Türk yargısı gerekeni yaptı.” diyerek kendimizi savunma imkânı bulabilirdik.

Zamanında yapılan bir yanlışı, zamanı geçtikten sonra geri almak mümkün değil. Şimdi Atilla'nın da itirafçı olacağı pazartesinden itibaren tanık kürsüsüne oturacağı konuşuluyor. Bu, işlerin iyice sarpa sarması demek. Şu ana kadar kimse Atilla'nın rüşvet aldığını, kişisel menfaat temin ettiğini ileri süremedi. Demek ki bu işten çıkar sağlamamış. İhtimâl ki o da “Ben değil, Süleyman Aslan” diyecek, topu onunla birlikte Çağlayan'a atacaktır.

Bu tip akçalı işlere bakarak son yıllarda siyasal İslamcılığın bittiğine dair analizler yapılıyor. Adı üzerinde biten, siyasal olanı. İslâm kıyamete kadar bütün berraklığı, güzelliği ile ayakta kalacak; ruhlara huzur üflemeye devam edecektir. Bu olaylardan sonra ortaya çıkan gerçek şudur: İslamcılık aslında siyasi bir dava değil, bir ahlâk davasıdır. Amacı, iktidarı ele geçirmek değil; fert fert insanları güzel ahlâkla buluşturmaktır. Bu işin siyasî boyutu olsa olsa namuslu, yüksek ahlâk sahibi, helâl haram şuuruna sahip kadroların ülke yönetiminde çoğalmasını arzu etmektir. Onun dışında siyasetle ilgili her hedef, asıl amaçtan uzaklaşma anlamına gelir. İslamcıyım diyenlerin de önce ahlâk diyerek yola çıkmaları gerekir.

17 Aralık'ta hepimizin gözünün içine sokulan görüntüler ortaya çıktığında keşke siyasî iktidar, “Bu bir kumpastır ama bu adamlar da masum değildir.” diyerek gereğini yapabilseydi. Üç beş menfaatperestin şahsında Türk milletinin yabancı bir ülkede yargılanıyor olması, hepimiz için incitici ama iktidar için daha üzücü bir durumdur. Üstü örtülen her yanlış, görüldüğü gibi bir gün daha büyük bir yanlış olarak önümüze gelmektedir. O hata bir defa yapıldı, bu noktaya geldik, bir defa daha yapılırsa sonuçları daha ağır olur.

Yargılanmak, her zaman suçlu olmak anlamına gelmez. Savcıların açtığı davaların en çok yüzde 30-40'ı mahkûmiyetle neticeleniyor. Bazen yargıdan kaçmak, insanın kendi kendisini maşerî vicdanda mahkûm etmesi anlamına gelir. Bazen de aklanmak, kamuoyunda oluşan şüpheleri bertaraf etmek için baş vurulan bir yoldur. Türkiye, aylardır Zarrab olayını konuşuyor. Sadece işin muhatapları, kendini savunma mevkiinde olanlar susuyor. Bunca patırtıdan sonra suçlananların susmaya hakkı yoktur.  Kişisel çıkarları için bir milleti sanık sandalyesine oturtanlar, hiçbir şey olmamış gibi davranamazlar. Bu hesap verilmezse, vicdanlara serpilen şüphe tohumları, yarın daha ağır sonuçların ortaya çıkmasına neden olur. O şüphe, dalga dalga büyür, bugün şüpheli olmayanları da içine alır.

En doğrusu, bu meseleyi bugün bitirmektir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500