KUDÜS GÜÇLÜNÜNDÜR

Kudüs Birinci Cihan harbinden bu yana kanayan yaramızdır.

Tıpkı bir zamanlar bizim hâkimiyetimizde iken kaybettiğimiz nice İslam beldeleri, nice tarihi coğrafyalarımız kanayan yaralarımız olduğu gibi.

Kısacası bu kanayan yaralarımız o kadar çok ki, kiminde soydaşlarımız, kiminde dindaşlarımız emperyal güçlerin boyunduruğu altında inim inim inilerken, çoğu kez yumruk sallamaktan, öfkemizi sokaklara boşaltmaktan, kimi zaman kısa, kimi zaman uzun menzilli notalar vermekten başka bir şey yapamıyoruz.

Ve işin daha da üzücü olan tarafı bütün bu tarihi coğrafyalarımızın Müslüman halkları bizim ayağa kalkmamızı, yumruğumuzu emperyal güçlerin kafasına indirmemizi bekliyor. Umut olmak elbet çok güzel…

Fakat umut olmanın gereğini yapmak gerçekten çok zor…

Buna rağmen ülkemizi şu an yönetenler, Allah cc için, umut olmanın gereğini, güçlerinin ölçüsünde fazlasıyla yapıyorlar.

Bilinen bir gerçektir ki, kişiye, yönetimlere, devletlere, milletlere gücünün üstünde yük yüklenmez.

Daha açık bir ifadeyle kişiye, yönetimlere, devletlere, milletlere gücünün üstünde yüklenen yüklerden kişiler, yönetimler, devletler, milletler sorumlu değildir.

Elbet sorumlu olmamak başka, iç acısı, yürek sızısı duymamak başka…

Biz ülke, yönetim ve millet olarak iç acısı da, yürek sızısı da duyuyoruz.

Hatta kahrolma derecesinde…

Fakat devlet ve millet olarak bu kahrolmayı yaşarken, bu hengâmede nasıl ayağa kalkıp da, batının doğunun emperyal güçleriyle baş edeceğizin hesabını yapmıyoruz.

Nereden düşmüşsek oradan kalkacağımızın gerekleri üzerinde durmuyoruz.

Bağırıyoruz, çağırıyoruz, nutuklar atıyoruz, yumruk sallıyoruz, belki milyarlarca mesaj ile konuyu uluslararası gündeme taşıyoruz ve bizim için hayati olan meseleleri batıdaki içi boş teşkilatların çözmesini bekliyoruz.

Anadolu insanının o enfes ifadesiyle “dereye su gelinceye kadar, kurbağanın gözü çıkıyor”.

Ya da “el elin eşeğini türkü çağırarak arar” deyimimizde olduğu gibi, bizim meselemize kilise müziği ağırlığında yaklaşıyorlar.

O zaman tarihi ağırlığımız, ihtişamımız, gücümüz akla geliyor.

Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransız Kralı Fransuva’ya yazdığı mektup içimiz burkuyor.

Ne oldu bize Ya Rab diyoruz, gözyaşlarımızı içimize akıtarak.

Ya Rab!

Bize yol göster, bize yön göster de hünerlenelim ve güçlenelim diyoruz.

Güçlenelim ki, dün olduğu gibi bugün de küffarla baş edebilelim.

Dünyaya huzuru, sükûnu, kardeşliği, barışı getirelim.

Mazlumun elinden tutalım, dertliye derman, güçsüze ferman olalım, diyoruz.

Ve ilahi hitap imdadımıza yetişiyor:

“Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın.

Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz.

Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir.

Size zulmedilmez.” (Enfal/60)

O Güzel Nebi (sav) bu ilahi söylemi özetler gibi konuşuyor:

“Kuvvet atmaktır” (Müslim, Ebu Davut, Tirmizi, İbni Mace)

O Güzel Nebi (sav) biraz daha açıyor sözlerini:

“Ey insanlar!

Düşmanla karşılaşmak, harb etmek istemeyiniz.

Belki Allah’tan harb felaketinden korumasını isteyiniz.

Fakat siz düşmanla karşılaşınca harbin bütün şiddetlerine karşı sabrediniz.

Ve biliniz ki cennet, muhakkak surette kılıçların gölgesi altındadır” buyurdu. (Buhari)

O Güzel Nebi (sav) kuvvet üzerinde o kadar çok duruyordu ki:

“Müslümanın kuvvetlisi zayıfından hayırlıdır” diyordu. (Hadis)

Evet, Müslümanın kuvvetlisi zayıfından hayırlıydı.

Fakat biz millet ve ümmetçe bu hayırlı oluşun gereğini asırlardır yapamıyorduk.

Bu gerçeği Milli şairimiz Mehmet Akif ne kadar güzel dile getirmişti:

"Çalış dedikçe şeriat çalışmadın durdun,

Onun adına nice hurafeler uydurdun,

Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya,

Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya."

Evet, Müslümanlar olarak çalışmadık ve Allah cc çalışan kâfir kullarını asırlardır başımıza musallat etti.

Bir vakitler bizim gibi Müslüman olan ve tıpkı bizim gibi Müslümanlığın gereklerini yerine getirmeyen Musevilerin başına güçlü kuvvetli kullarını musallat ettiği gibi:

“Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik.

Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular.

Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir vaad idi.” (İsra/5)

“Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik.

Mallar ve çocuklarla sizi güçlendirdik; sayınızı daha da çoğalttık.” (İsra/6)

“İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz.

İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis’e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.)” (İsra/7)

Evet, İsrail Oğulları yani bugünün Yahudileri belalarını mutlaka bulacak.

Biz millet ve ümmet olarak inancımızın gereğini yapıp, Kur’an ve Sünnete göre yaşadığımız zaman.

Yan, düşmanın silahıyla silahlanarak.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1799/kudus-guclunundur.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar