TAASSUBUN ÇOCUĞU CEHALETTİR
Prof. Dr. Şakir Gözütok

TAASSUBUN ÇOCUĞU CEHALETTİR

Taassubun ne memleketi, ne ırkı, ne de dini vardır. Herkesi ve her dimağı yakan çirkin bir ateştir taassup. Hangi diyara gitseniz, taassup girdabında kaybolmuş cahiller sürüsüyle karşılaşırsınız.

Bernard Russel anlatıyor : Zamanın hocaları, Aristo’nun fiziğine dayanarak, havada “on libre” ağırlığındaki bir cismin, muayyen bir yükseklikten yere düşerken “bir libre” ağırlığındaki bir cisimden onda biri kadar zaman sarf edeceğini iddia etmişlerdi. Bu hocalar, bu iddialarını tekrar ettikleri derslerini vakar ve ciddiyetle dershanelerinde talebelerine “kitaptan” takrir ettikleri sırada, Galile bir gün Pisa’nın meşhur eğri kulesine çıkarak biri “on” diğeri “bir” librelik iki cismi aşağı bırakır. Her iki cisim de hemen hemen aynı zamanda yere düşer ve Galile hoca efendilerin bu tecrübeye dikkatlerini rica eder. Fakat hoca efendiler, Aristo’nun hata !etmesinin kabil olmadığı için gözlerinin kendilerini aldattığında ısrar ederler.

Böylece hocaların koro halinde Aristo’ya taassupla bağlanmaları ve eski bildiklerini değişmez hakikat kabul etmeleri neticesinde Galile, toplum tarafından sevilmez biri olur. Hatta hapse konulur ve dalga geçer gibi gözleri kör olduktan sonra yakınlarını görmeye izin verirler.

Batı’da taassubun kurbanı yalnızca Galile değildir. Bir zamanlar Einstein’in Berlin’de başına benzer olaylar gelir ve derslerde ıslıklarla karşılanır. Nihayet bir teleskop yaparak Müşteri gezegeninin uydularına bakmaları için zamanın âlimlerini davet eder. Fakat Aristo, Müşteri’nin böyle uydularından bahsetmediği için bakmayı bile kabul etmezler ve hatta bu peykleri kim görürse görsün mutlaka yanlış görmüş olacaklarını iddia ederler. Zavallı Einstein de kör taassuba kurban edilmek istenir.

Bizim dünyamızda da aynı kör anlayışın izlerini görmek mümkün. Hanefi mezhebine mensup İmam Serahsî, hastalandığında yanında altı yüz dinar vardı ve bütün bu paraların medresedeki öğrencilere dağıtılmasını vasiyet edecek kadar zühd sahibidir. Fakat yine kendi mezhebindeki fukahanın şahsına olan taassubundan dolayı, Nureddin Zengî’ye şikâyet edilmiş görevinden alınmıştır. Bu üstün değerin yokluğu herkesi üzdüğü için daha sonra tekrar Şam’da Hatuniyye Medresesi’nde göreve başlatılmıştır.

İnsanları taassup ve cehalet karanlığından ilmin nuruyla çıkarmaları gerekenler ilim ehlidir. İlim ehli de bu bağnaz döngüde kaybolursa toplum yolunu şaşırır ve kaybeder.

Hoca Sadreddin, Galata Kulesi’nin yakınlarında bir rasathane kurmuştu. Hoca Sadreddin ile vaktin Şeyhülislamı olan Ahmet Şemseddin Efendinin arasındaki düşmanlık yüzünden bu Şeyhülislam Efendi, Padişah’a sunduğu bir arizada (jurnal) gökleri rasat etmenin (gözetlemenin) uğursuz ve “her nerede bu işe teşebbüs ediliyorsa, devletin mahiv ve harap olduğunu”söylemişti. Böylece 987 yılı zilhiccenin 4. Perşembe günü Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşaya rasathanenin derhal yıkılması irade buyurulmuş ve gerçekten de bu kurum bir gece içinde yerle bir edilmişti. Taassubun, bir boyutunun düşmanlığa kadar uzandığının ve bu düşmanlığın kişilerarasında kalmayıp bir ülkeyi tahrip ettiğinin en çarpıcı özelliğini bu örnek vermektedir.

Felsefe ve ona yakın ilimlere karşı olan bağnazlık, Avusturyalılarla aramızda geçen bir savaşta Petervadin’de şehit düşen (1716) Sadrazam Damat Ali Paşa’nın yalnızca kataloğu 4 cilt tutan kitaplarının, kütüphanelere bağışı istenmişti. Neticede çıkan irade üzerine, bunların arasında bulunan felsefe, tarih ve astronomi kitaplarının kütüphanelere vakfı caiz olamayacağına dair Şeyhülislam Ebu İshak İsmail Efendi’nin fetva verdiğini görüyoruz. Elbette bu fetva, Ebu İshak Efendinin bu tür ilimlere karşı şahsi garezinin bir ifadesidir, İslam’a maledilemez.

Aşırı tutucu ve körü körüne bir fikre inanç ve bağlanmayı ifade eden taassubun, ne merkez sıkleti, ne yönü ne de pusulası vardır. Her alana ve yer yere bodoslama toslar, zira akıl ve mantıktan yoksundur. En şerlisi ise, cehaletten beslenenidir.

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500