AH KUDÜS, AH ZEYTİNDAĞI!

Kudüs ve Filistin için en fazla bedel ödemiş ve ödemekte olan tek Müslüman devletiz. Hiçbir Arap devleti, bizim kadar bedel ödemedi yazık ki! Üstelik bunca ihanete ve vefasızlığa rağmen…

Filistin ve Kudüs, dünkü yaramızdır, onulmayası. Devası bulunmayan derdimiz, tasamızdır, kadim sevdamızdır, unutulmayası. Kudüs miracımızdır, el pençe divan durulası. Kudüs, İbrahim’in sevdası,  Musa’nın asası,  Davut’un mizmarı,  Süleyman’ın yüzüğü, İsa’nın hatırası, Muhammed Mustafa’nın miracıdır, Müslümana… Her üç semavî dinin mabedidir, bilene…

Filistin de Kudüs de bizim topraklarımızdır hâlâ, gönül coğrafyamızda.

Yaklaşık yüz yıl süren bir basiretsizliğin sonucudur bu aslında. İslam dünyası, kendi içinde türlü mezhep kavgalarına, sen ben savaşlarına girmiş; eli iyice zayıflamıştır. Araplar, meydanda kaçak güreşmeye devam ededursun sahnede sesi çıkan ve haykıran sadece Türkiye var!

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, günümüzün Sultan Abdülhamit Hanıdır. O basirette ve cesarettedir, lakin meydan er meydanı değil, kir meydanıdır yazık ki! Ortalık, kaçak güreşen sahte devlet adamlarıyla doludur.

Zeytindağı’nın dili olsa da konuşsa diyorum.

Her şeyi çabuk unutuyoruz. Oğuz’un en kudretli ve dirayetli Padişahı 2. Abdülhamit Han’ın Filistin ve Kudüs politikasını bilenler bilir ve anlar ancak. Abdülhamit Han’ın Filistin politikası ve çabaları, ne yazık ki bazı Arap şeyhlerinin ihanetiyle son bulmuştur.

Kudüs’te Zeytindağı’nda 4. Karargâh’taki Cemal Paşa ve ordusu, Filistin topraklarını İngiliz ve Fransızlara karşı korumaya çalışsa da ne yazık ki zamanın ruhuna ve kötü gidişata karşı koyamamış ve ağır bir yenilgi almıştır.

Cemal Paşa’nın yaverliğini yapan ünlü yazar Falih Rıfkı Atay o yılları ve şartlarını “Zeytindağı” adı eserinde şöyle anlatmaktadır:

“Osmanlı, Arap topraklarını alarak oraları bir bakıma imar ediyordu. Osmanlı, ümmetçilik fikri sebebiyle neredeyse üç kıtada egemen olmuştu. Bucoğrafyanın büyük bir kısmını Arapların yaşadıkları ülkeleri kapsamaktaydı. Kudüs, Şam, Filistin, Hicaz gibi… Osmanlı, sadece coğrafyada büyüyebilmişti. Çünkü bu kazanılan toprakların hiçbirinin kültürlerine, dillerine, ticaretlerine ve maddiyatlarına egemen olunamamıştı. Hatta Osmanlı, Arapları Türkleştireceğine, oradaki Türkler Araplaşmıştı.

Arap şeyhleri arasındaki kanlı savaşlar sonucunda Arap halkı mağdur oluyor ve maddî olarak da çöküntüye uğruyordu. Osmanlı geldiğinde ise bu şeyhleri uzlaştırıp sükûneti sağlıyor ve onlara belirli imtiyazlar veriyordu. Bir bakıma Osmanlı, onlar için bir kurtuluş gibiydi. Buna rağmen Osmanlının güçsüz duruma düşmesini fırsat bilip hemen İngilizlerle, Fransızlarla anlaşmışlar ve Osmanlı’yı arkadan vurmuşlardır.”

Falih Rıfkı Atay, Filistin’i nasıl kaybettiğimizi “Zeytindağı”  adlı eserde böyle anlatıyor. Vefalı Türk’ün gidişiyle başlayan Siyonist işgal, artık mutlu sona gelmiştir ve Kudüs, göz göre göre elden çıkmak üzeredir!

Filistinli yazar Susan Abulhawa’ın yazdığı   “Filistin Sabahları”  adlı bir roman vardır. Bu romanda adım adım Filistin işgali ve sonrası anlatılır. Oldukça gerçekçi ve hüzünlü bir romandır.  Everest Yayınları tarafından Türkçe’ye de çevrilen eser hakkında yayınevinin arka kapak yazısı şu şekildedir:

Amal, 1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulmasıyla ailesi yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan sürüldükten sonra Cenin Mülteci Kampı’nda doğup büyümek zorunda kalan akıllı bir çocuktur.

Babasından köyleri Ayn Hod’un nasıl cennet gibi bir yer olduğunu dinler, tüm diğer mülteciler gibi, zeytin ve incir ağaçlarının gölgesine dönmeyi düşler. Ancak, aileyi yurdundan eden savaş onları birbirlerinden de ayrı düşürür. Amal’ın babası kaybolur, ağabeyi Yusuf kaçırılır.

Bir diğer ağabeyi İsmail ise henüz bebekken İsrailli bir asker tarafından kaçırılmış, David adında bir Yahudi olarak yetiştirilmiştir. Tüm bu olanlardan sonra aklını kaybeden annesinin ise Amal’a bakacak gücü kalmamıştır. Kendi kendini yetiştiren Amal, Amerika’ya kaçmayı başarır.   

Abulheja ailesinin hikâyesini gelecek nesillerine aktarabilecek bir tek o kalmıştır. Omuzlarında bu yükü taşırken bir yandan da ülkesinin, Filistin’in yok oluşuna şahit olur. Filistin Sabahları, tarih, kimlik, arkadaşlık, aşk, savaş ve umutla örülü, yürek burkan çarpıcı bir roman. Filistin sorununa farklı bir bakış açısıyla yaklaşan, Ortadoğu’nun kalbinden kopup gelen bir aşk hikâyesi: Filistin aşkının hikâyesi.”

Bu romanı özellikle tavsiye ediyorum.

Filistin ve Kudüs’ün geldiği bu son nokta, bana nedense Cemal Paşa’nın bölgeden ayrılıp da Anadolu topraklarının o harap ve yoksul halini gördüğünde gözyaşları içinde söylediği şu sözleri de hatırlatıyor:

“Keşke vazifem buralarda olsaydı, keşke o altın sağanağı ve enerji fırtınası, bu durgun, boş ve terkedilmiş vatan parçası üstünden geçseydi. Anadolu hepimize hınç ve güvensizlikle bakıyordu. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimiz pişmanlığımızı getiriyoruz. Kumar oynadık ve kaybettik!”

Kudüs meselesi, bütün dünya Müslümanlarının ortak meselesi olmalıdır. Özellikle de Arap dünyasının. Kaçak güreşmelerinden de ürkek hallerinden de bıktık usandık gayrı.

Biz Türkler, her şeye rağmen Filistin ve Kudüs için çok bedel ödedik, çok acı çektik. Ama kadim sevdamıza sadakatimizden olsa gerektir, hiç vazgeçmedik, vazgeçmiyoruz. Çünkü biz Osmanlıyız, vefalı Türk’üz, bekleneniz!

Havuç Kafa Trump, sen ne aptal birisin! Kudüs’ü satılık bir meta mı zannettin acaba? Kullanışlı aptal seni, bak rezil olacaksın! Gerçekten!

Çünkü Kudüs, ne alınır ne de satılır! O kadar değerlidir!

Bil ve kendine gel!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1787/ah-kudus-ah-zeytindagi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar