NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ

Mevcut fikir akımları karşısında olumsuz bir tavır takınan Topçu, millet ve milliyetçilik konusunda nasıl bir anlayışa sahiptir?

Topçu’ya göre millet bir realite, milliyetçilik bir idealdir. O, millet konusunu, Bergson’un zaman ile ilgili düşüncelerini esas alarak değerlendirir ve milleti, “kökleri mazide, gövdesi hâlde bulunan, dalları ve yaprakları istikbale uzanan, halde ve gelecekte hatıraları, temayülleri ve tasavvurlarıyla birleşmiş bir varlık” olarak tanımlar.

Milleti yaşatan hayatî kuvvetler geçmiştedir ama bu kuvvetler hali suladıktan sonra kaybolmazlar ve geleceği de yaratırlar. Bizi yaşatan hayatî kuvvetler ise kaynağını dinden almakta ve Anadolu toprağında Oğuz Türklerinin ruhunu yoğurmaktadır. Öyleyse bizim milletimizin başlangıç tarihi olan 1071, milliyetçiliğin de başlangıç tarihidir. Bunun bilimsel adı da “Anadolu Türkleri Tarihi”dir. 10 Nurettin Topçu, Anadolu milliyetçiliğinin dayandığı esasları da şu şekilde sıralamaktadır.

1- Millet dini, onun ahlâkını, örflerini ve kalbini yoğurmuş, Türk-İslâm medeniyetine yön ve kaynak olmuş İslâm dinidir.

2- Büyük vatan Anadolu toprağıdır.

3- Soyumuz, Oğuz çocuklarının, Anadolu’nun dokuz yüz yıllık tarihi içinde bu topraklarda kaynaşmalarla eriyip aslını kaybetmeyen Türk soyudur.

4- Dilimiz bu ülkede yüzyıllar boyunca devam edegelen tarihî olgunlaşma içinde varlık kazanan müşahhas ve zengin Türk dilidir. Ferdî isteklerin icadı olan mücerret ve hayatsız dil, millî dil olamaz.

5- Devlet, büyük çoğunluğu köylü olan kütlenin iradesini yaşatan merkeziyetçi, otoriteli ve mesuliyetli devlettir.

6- İktisadî sistemimiz, halkın bütün içtimaî ihtiyaçlarını karşılayan ve her ferdi iş ahlâkıyla seferber eden asrın geçer deyimiyle ruhçu sosyalist sistemdir.

Bu esaslara dayalı bir Anadolu milliyetçiliğine bağlı merkeziyetçi, otoriteli ve mesul bir devlet, “millet iradesinin gözüktüğü yer”dir. Devletin vatan, millet ve hâkimiyet olmak üzere üç esaslı vasfı vardır. Hâkimiyet iradesinin olduğu yerde devlet ortaya çıkar. Bu hâkimiyet ya da otorite, “dışta başka devletlere bağlanmadan yaşamak, yani müstakil olmak, memleket içinde de emniyet ve asayişi korumak demektir.” Otorite, hem iyiye hem de kötüye kullanılabilir.

İradesini ve otoritesini fertlerin ve zümrelerin çıkarları uğrunda kullanan devlet, yıkılması gereken; Allah’a ulaştırıcı yoldan giderek iradesini ve otoritesini yaşatan devlet yaşaması gereken devlettir. Devletin iradesi, otoritesi demektir ve iradesi zayıflayan devletin, otoritesi de zayıflamış olur. Otoritenin zayıflaması ise toplum düzeninin bozulması ve sorumluluğun ortadan kalkması anlamına gelir. Otorite, sorumlulukla yaşatılır ve sorumluluğun olduğu yerde de devlet var demektir. Fertçilik ve liberalizm gibi anlayışlar, hürriyetçilik kisvesine bürünerek toplumda anarşiyi doğururlar. Bu ise otoritenin aleyhinedir.

Topçu’nun teklif ettiği devlet, aynı zamanda merkeziyetçidir. Sosyalist bir iktisat sistemine sahip olacak olan devlet, toprak davasını toprak reformuyla çözmüş, iş ve ferdî mülkiyet meselesini adaletli bir şekilde hâlletmiş, dine dayalı bir ahlâk nizamını gaye edinen bir devlet olacaktır.

Anadolu’nun içinde bulunduğu iktisadî sorunlardan, şuursuzca bir batılılaşmadan, Tanzimat’tan beri gelen ve aydınların bizi tahrip edecek batılı fikirleri yurda ithal etmelerinden, yanlış milliyetçilik anlayışlarından, dinin yanlış anlaşılması ve anlatılmasından, yabancı hayranlığından ve pragmatizmin benimsenmesinden ötürü bizde komünizm kendisine bir zemin bulabilmektedir.

Materyalist, ihtilalci, anarşist bir komünist tehlikeden bizi koruyacak olan ruhçu, devletçi, muhafazakâr, otorite sahibi bir sosyalizmdir. Zaten Topçu’ya göre “milliyetçiliğin içtimaî hayatta ferdi yaşayışa karşı koyan bir doktrine bağlanması lâzımdır. Şüphe yok ki, kendi menfaatlerinden önce milletinin menfaatlerini düşünen, kendi evinden önce köyünü ve şehrini yükseltip güzelleştiren, cemiyeti ve milleti için yaşadığına inanan, nefsini cemaata adamış olan insan “milliyetçiyim” diyebilir.” Topçu, böyle bir milliyetçiliğin Müslüman Anadolu Sosyalizmini savunması gerektiğini düşünür. Müslüman Anadolu Sosyalizmi de, “İslâm’ın ruh ve ahlâkına sahip olacak Anadolu’nun insanını ve bütün hayat kuvvetlerini, ferdî menfaatlerle ihtirasların sınırları dışına çıkarıp bir ilahî bölgede, tam iktidarı ile sağlam iradenin disiplini altına, millet selameti yolunda toplulukla seferber etmek” demektir.

Komünizm, bir kin davası olduğu hâlde, bir hak davası ve İslâm’ın ta kendisi olan bu sosyalizm, Türk’ün ruhunu yabancı ideolojilerden korumak, Anadolu insanını her türlü istismardan kurtarmak; otuz milyonluk milletin emeğinin, kırk bin Yahudi’nin midesine esaretten kurtarmak, bin yıllık Müslüman-Türk kültürünün, batılı uşakların okullarının eşiğinde kurban edilmekten kurtulmak; millet üniversitelerini kurmak; sefaletle, işsizlikle, haksızlıkla mücadele etmek ve kaybolan otoriteyi yeniden tesis etmek için gereklidir.

Nurettin Topçu’nun savunduğu ruhçu, devletçi, otoriter, muhafazakâr İslâm sosyalizmi, bir çeşit faşizmdir. Gelenekçi ve muhafazakâr olan Topçu’nun savunduğu bu sosyalizm, toplumun koşullarını kabul eder ve tarihî zorunluluk fikrini benimser. İnkılâpçılık yerine tekâmülcülüğü kabul eden bu anlayışın en mükemmel gerçekleşmesi de Alman Millî Sosyalizmidir. Topçu’yu faşist bir anlayışa bağlanmaya götüren düşünce, faşist devletin, milletin bütün unsurlarının birleştirici, toplumsal çalışmaların hepsini eline alıcı ve toplum üzerinde en kuvvetli otoriteyi kullanıcı oluşudur. Topçu’yu Alman faşizminden ayıran yön ise kendisine ırkı değil, dini çıkış noktası olarak almış olmasıdır.

Topçu, iktisadî görüşlerini dayandırdığı sosyalist anlayışını, ülkemizin içinde bulunduğu 1950 ve 1960’lı yıllardaki koşulları göz önünde bulundurarak ortaya koymuştur. Nitekim o yıllarda Anadolu insanı için en önemli unsur topraktır ve sanayileşme de titizlikle değerlendirilmesi gereken bir sorundur. O, Anadolu insanını toprağa bağlamak ve fabrikaya muhtaç etmemek düşüncesindedir. Hatta Anadolu insanı hem toprağın hem de fabrikanın sahibi olmak suretiyle onun kutsal emeği sömürülmeyecektir. Nurettin Topçu, sosyalizmine bölüşmeci sosyalizm, ruhçu sosyalizm, kooperatifçiliğe dayanan devlet sosyalizmi gibi adlar da vermektedir.

Topçu’nun düşünce dünyası içerisinde, milliyetçiliğinin bir sonucu olarak ortaya çıkan sosyalizmi, insana değer veren, ahlâkı güçlendirmeyi ve toplumsal kurumlarda değişiklik yapmayı amaçlayan bir sosyalizmdir. O, böyle bir sosyalist iktisadî anlayışa dini argümanlar da bulmaktadır. Ona göre, “İslâm’ın istediği, her mahallesinde bir milyonerin türediği zenginlerin cemiyeti değildir.” Çünkü İslâm’ın emri, “zenginlerin malında fakirlerin hakkı vardır” ve “Ey müminler. Ancak nafakanız size helâldir” biçimindeki emirlerdir. Aynı zamanda bütün müminler kardeştir ama emeğin sömürüldüğü yerde kardeşlikten bahsedilemez. Onun Anadolu milliyetçiliğine bağlı sosyalizmi gelenekçi ve muhafazakârdır. Toplumsal şartlara bağlı, tarihî zorunluluğu kabul eden bu anlayış aynı zamanda tekâmülcüdür de. Muhafazakârlık, anarşist ruhlara karşı mukavemeti, tekâmülcülük de gelişme ve ilerlemeye açık olan yönü belirtir.

Onun Anadolu milliyetçiliği ve İslâm’ın kendisi olarak gördüğü sosyalizmi, daha çok İslâmcılığa yakın olarak değerlendirilebilir. Ancak bu İslâmcılık, 1071’den bu yana olan Türk tarihiyle de desteklenmiştir. Onun İslâm Sosyalizmi, ekonomik endişelerden ziyade ahlâkî endişelere bağlanmakta ve ekonomik sorunların kaynağında ahlâkî sorunları görmektedir. Bundan dolayı da ekonomiyi belirleyici bir unsur olarak gören komünizmin çok uzağında bulunmaktadır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1778/nurettin-topcunun-anadolu-milliyetciligi-ve-sosyalizmi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar