YİNE KERKÜK ÜZERİNE

'Kerkük Ağıtı'  isimli şiirim yayımlandıktan sonra, yüksek tahsil için Ankara'da bulunan Kerküklü gençler, beni Türk Ocağında buldular.

Bana önce, altın kaplamalı parker 51 dolma kalemi hediye ettiler. Sonra israrla Tandoğan Meydanında kiraladıkları dairede birlikte oturmamızı teklif ettiler. Askerliğimi yeni bitirmiştim ve bekardım. Tekliflerine itiraz edemedim. Oturduğumuz evin yüz metre kadar yukarısında, Nejdet Koçak'ta bir bekar evindeydi. Hemen bitişiğimizdeki bir apartmanın birinci katında da Kerküklü Abdurrahman Kızılay kalıyordu. Sesi mükemmeldi.Kerkük Türkülerini çok mükemmel çalıp söylüyordu.

Nejdet Koçak, Abdurrahman Kızılay’ın türkülerini dinlemek için sık sık bize geliyordu.Terbiyeli, ağırbaşlı ve Türklük meseleleri karşısında çok hassas bir delikanlı idi.

Ben de, onu ve ev arkadaşlarımı dinleye dinleye, noksansız bir Kerküklü olmuştum. O bakımdan,1963 yılında, Ankara Türk Ocağında ilk Kerkük gecesini ben hazırladım ve sundum. Yanımızda ve başımızda, Necmettin Esin ağabeyimiz vardı. O tarihte, Ankara’da Milli Eğitim Müdür Yardımcısı idi. Ve Necmettin Esin de Kerkük Türklerindendi.

Kerkük gecesi çok iyi geçti. Şaşıracaksınız ama gerçek: 1963 yılında halkımız ve aydın bilinenlerimiz, Kerkük Türklüğünden haberdar değildi. Kerkük’le Kelkit’i birbirine karıştırıyorlardı. Veya Kerkük’ten yüksek tahsil için Ankara’ya gelen soydaşlarımızı Arap sanıyorlardı. Mesela ben evimizin karşısında bulunan mahalle bakkalımıza, tam iki sene, anlatmama rağmen, birlikte oturduğum arkadaşlarımın da Türk olduğunu kabul ettiremedim. Mahalle bakkalımız, onlardan bahsederken hep:  “Senin Araplar” diye söze başlıyorlardı: “Senin Araplar, anahtar bırakmadılar, senin Araplar gittiler...” gibi.

Üniversitelerimizde, Kerkük’lü gençlerle konuşan profesörlerimiz onlardaki ağız farkını görünce soruyorlardı:

- Sen nerelisin?

- Kerkük’liyem hocam.

- Kerkük nerede?

- Irak’ta hocam.

- Peki Türkiye’ye ne zaman geldin?

- Vallah bu sene gelmişem hocam.

- Peki Türkçeyi ne zaman öğrendin?

- Ben özüm Türkem hocam, Anam da Türktür, babam da. Biz evimizde de hep Türkçe danışırık hocam!

Böyle sorularla karşılaşan ev arkadaşım Adnan, bir gün bana, Ziraat fakültesi profesörlerinden biriyle aralarında geçen böyle bir konuşmayı, bana ağlaya ağlaya anlatmıştı.Türk Ocağında ki Kerkük gecesinden bir yıl sonra, Ulus’taki Turan lokantasında ikinci defa bir Kerkük gecesi daha hazırladım. Kerkük’lü Abdulvahit Küzecioğlu, o anlatılmaz, o müthiş ses güzelliğiyle Kerkük türküleri okuyarak dinleyenleri mest etmişti.

Nejdet Koçak Ziraat fakültesini bitirmiş, sınıf arkadaşlarından Türkiye asıllı bir kızla evlenmişti.  Nejdet’le zaman zaman görüşüyorduk.

Çok ağır başlı, çok hassas, çok vatan perver bir delikanlı idi. Türklük aşkıyla yaşıyordu.Hiç ama hiç unutamadığım hadiselerden biridir:

Bir gün onunla, bir öğlen üzeri, Maltepe Camiinde karşılaştık. Namazdan sonra, ayak üstü bir sohbetimiz oldu.

Bana, eşiyle birlikte Irak’a gideceğini, orada üniversiteye intisab edeceğini söyledi.

- Sakın gitme Nejdet! dedim. Sakın gitme. Bu Saddam Hüseyin'in, bu zalim adamın ne yapacağı belli olmaz. Sakın gitme! Türkiye’de kal! dedim.

- Olur mu ağabey? dedi. Oradaki gençlerimizi kime bırakacağız? Kerkük’ü ikinci bir Kıbrıs yapmamak lazım. Ben mutlaka gideceğim dedi ve gitti.

Bağdat üniversitesinde belirli bir zaman sonra, doçent oldu. Bir gün onu üniversiteden alıp götürdüler.

- Sen niçin üniversite de, öğrencilerinle Türkçe konuşuyorsun? diye sordular.

- Bütün derslerimi Arapça anlatıyorum. Benim ana dilim Türkçedir. Derslerden sonra, yanıma gelen Türk asıllı öğrencilerimle Türkçe konuşuyorum.dedi.

- Sen ırkçısın! Turancısın! Kafatasçısın! Faşistsin! Gericisin!... ithamlarıyla onu suçladılar.

Aynen Türkiye’deki bir takım kimseler gibi ağızlarını açtılar. Ve sonunda o pırıl pırıl, o tertemiz, o ilim ve irfan adamımız Nejdet Koçak’ı götürüp astılar.1980 yılında, O’nu dar ağacına çekenler de, yani devrilen diktatörü Saddam Hüseyin de, bir gün kendisini dar ağacının altında buldu. Ama ne fayda? Bin Saddam Hüseyin, bir Nejdet Koçak etmez ki!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1754/yine-kerkuk-uzerine.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar