AYDIN SORUMLULUĞU, TOLSTOY, BÜLENT ARINÇ
Kerime Yıldız

AYDIN SORUMLULUĞU, TOLSTOY, BÜLENT ARINÇ

TBMM eski başkanlarından Bülent Arınç, geçtiğimiz günlerde FETÖ mağdûriyetleriyle ilgili çok kıymetli bir açıklama yaptı. Heyecanla okudum. Özellikle şu kısmını tekrar hatırlatmak istiyorum

“Geldiğimiz şu noktada lafı sağa sola eğip bükmeye hiç gerek yok!

O irâdenin nihai hedefi alçak bir darbe teşebbüsünü bahane ederek darbe ile uzaktan yakından alakası olmayan insanlara atf-ı cürümde bulunup mağduriyetler oluşturmak, 2019’da Erdoğan’sız ve Ak Parti’siz dizayn etmek ve nihayetinde arzuladıkları rövanşa erişmektir.

Şahsen bu oyunu görmediğim bu planı bilmediğim sanılmasın! Ve fakat iş o ki, bu planın nihai hedefindeki insanlar bu oyunu göremiyor, bunları bozmak için adım atamıyorsa onun sorumlusu ben değilim ve kimsenin cürmünü sorumluluğunu yüklenecek de değilim.

Bakınız! Ben bir siyasetçiyim. Siyaset yaptığım ülkede meşru hükûmete, seçilmiş Cumhurbaşkanına alçakça bir darbe girişimi olursa bir an bile düşünmeden. “Cumhurbaşkanımızın, hükûmetimizin yanındayım!” derim

Ben bir hukukçuyum. Hukuksuzluk gördüğüm yerde mağdurun kimliğine, aidiyetine bakmam, bakamam; mağdurun ve mazlumun hukukunu savunurum.

Ben bir insanım. Mağdurun ve mazlumun yanında olmak için şucu bucu olmak değil, insan olmak yeter diye düşünürüm.

Ve ben bir Müslümanım.

Maide Suresi’nin 8. ayetinde;

'Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adalete şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir toplulupa karşı duyduğunuz kin sizi adaletsşz davranmaya itmesin. Adaletli olun. Bu, takvaya daha uygundur. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.' diyen Allah'tan korkarım."

Son birkaç yıldır, “Ama mağdurlar…” diyenin taşlandığı ülkemde mağdûriyetler hakkında yazılan bütün yazıları heyecanla okudum. Niye heyecanla okudum? Çünkü mağdûrlar vardı. Hâlâ var. Duyduğum her mağdûr hikâyesi yüreğimi kabartırken her tahliye de yüreğimi ferahlatıyor. Hem adâlet adına hem ülkem adına seviniyorum.

Bülent Arınç, 2016 yılının ocak ayında cübbesini tekrar giymek istediğini söylediğinde, “cübbeli Bülo” diye dalga geçenler olmuştu. Şimdi de dalga geçmişlerdir. Varsın geçsinler.

Bülent Arınç, Tolstoy’u sever mi, okur mu bilmiyorum ama açıklaması, bana, onun “aydın duruşu”nu hatırlattı.  

1825’de doğan Lev Nilolayeviç Tolstoy, kendisinden evvel yaşayan Radiçev’in (749-1802), «Beşerî acıların yükü eziyor ruhumu» sözünü, bütün hücrelerine kadar hisseden bir entellektüeldi. Yükü ağırlaştıkça ruhu ezildi; ruhu ezildikçe kalemi keskinleşti.

Tolstoy, Batı ülkeleri ve kendi yurdu arasındaki uçurumu görmüş bir aydındı. Halkının gelişmesi için değişikliğin tabandan başlaması gerektiğine inandı. Halkı bilinçlendirmek için sorumluluk aldı. Okul açtı, dergi çıkardı ve gönüllü olarak sulh yargıçlığı bile yaptı. Bu durum, ne soyluların ne de çarlık rejiminin işine geldi. Bir soylunun alışılmışın dışına çıkması, çok daha büyük bir tehlikenin çanlarını çalıyordu.

Rusya 1812’de subaylar ve soylular arasında yayılan devrimci hareketlerle tanıştı ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Devrimciler, Rusya’yı sürekli meşgûl ettiler. Tolstoy, devrimci hareketlerin, İsa’nın isteklerini yerine getiren bir idarecinin karşısında, ateşin önündeki mum gibi eriyeceğine inanıyordu. Çar’a mektup yazarak bunları ifâde etti. Devrimcilerin affını istedi. Bu af, Çar’ın büyüklüğüne yakışırdı. Hristiyanlığın emrettiği adâleti tesis eden bir Çar’a karşı ayaklananlar, başarılı olamazlardı.  

Tolstoy, büyük bir risk alıyordu. Zîrâ devrimciler içinde çok ileri gidip Çar’a suikast düzenleyenler olmuştu. Fakat bir vatansever olarak onun derdi Rusya’ydı; Rus halkıydı.  

Tolstoy, yaklaşan Ekim Devrimi’nin ayak seslerini duymuştu. Çar’a “Adâletli olursan devrimcilerin hükmü kalmaz.” demek istiyordu. Toplumun uzlaşması, huzur bulması lâzımdı.

Anna Karennina, romanındaki Levin, Çarlık rejimine bir darbeydi. Artık Rusya'da iki Çar vardı. Birisi, St Petersburg'daki taç giymiş Çar; diğeri, Yasyana Polyana'daki taçsız Çar.

Çar, Tolstoy’u dinlemedi. Baskıları arttırdı. Tolstoy’un ölümünden 7 yıl sonra Ekim Devrimi gerçekleşti. Taçsız Çar’ı dinlemeyen Taçlı Çar, tahtından oldu.

İşte Bülent Arınç’ın, “Adâletli olun!” emrini hatırlatması, Tolstoy’un Çar’ı uyarması gibi mühimdir. Bu, bir aydın sorumluluğudur. Böyle karışık dönemlerde adâlet uyarısı yapanlar, ileride minnet ve şükranla hatırlanacaklar.

Bu duruş, gündelikçi, öğüncü, çıkarcı kafaların anlayabileceği bir şey değil.

 ….

Ortam yumuşadığı için bu yazıyı kaleme almaya cesâret ettiğimi zannederler çıkabilir. Aşağıdaki yazıyı, hemen darbe ertesinde, FETÖ’cü iftirasına mâruz kalmayı göze alarak yazmıştım.

“İTİDAL

Korktuğum şeyler başladı. Kızılay’da bir hanım, gözü dönmüşçesine şöyle diyordu:

‘Eve döneyim, cemaatçi komşularımı ispiyonlayacağım.’ Karşısındaki destekledi. Biraz sonra da çocuklarını okuturken cemaate verdikleri parayı haram etmeye başladılar. “Benim cemaate tek kuruşum geçmedi. O zaman ben de sizi ispiyonlayacağım.” diyesim geldi. Demedim tabii.

Allahaşkına itidali kaybetmeyelim. Direk kurşunların hedefi olan polisler, kandırılmış askerlere kurşun sıkmamak için çaba sarf ettiler. Kucaklaşanlar oldu.

Cemaatin okulları taşlanmaya başlamış. Yarın birgün başka şeyler başlayacak. Polisin sağduyusunu örnek almalıyız. Elebaşlarına insaf ve merhametim yok ama bu darbeyle alâkası olmayan erlerin ve sivillerin canının yanmasına râzı değilim. Kazansalar onların da gözünün döneceğini bile bile râzı değilim. Bundan sonrası, hukukun meselesi, devletin meselesi. Sokak çatışmaları, iyilik getirmez.

'Bu işin arkasından bir gün CIA çıkacak.' dediğim günlerde “Çok biliyorsun!” diye ağız burun bükenler, itidal çağrımı neye yorarlar bilmiyorum. Umûrumda da değil. Her şey bitince vicdanlarımızla baş başa kalacağız.” (18 Temmuz 2016-Vahdet)

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500