AKLA ZİYAN İŞLER
Prof. Dr. Şakir Gözütok

AKLA ZİYAN İŞLER

 

Akıllı olduğunu iddia ettiği halde, aklını akılsız varlıklara teslim eden yegâne varlık insandır. Bunun ötesinde insan denen akıllı varlığın, akla ziyan yaptığı nice işler de vardır.

İnsanoğlunun ilk düşmanlık yaptığı varlık kendi hemcinsidir; zayıf bulduğunu ortadan kaldırmakta tereddüt etmemiştir çoğu zaman.

Çağlara hitap eden filozof Eflatun, meşhur Devlet adlı eserinde: “Demek ki sitedeki yurttaşlardan bedence ve ruhça iyi yapıda olanlarla ilgilenmek üzere anlattığımız nitelikte hekim ve yargıçlarımız olacak, öbür yurttaşlara gelince, bedence sağlıksız olanlar ölüme terk edilecek; ruhu yaratılıştan kötü ve düzelmez olanlarsa öldürülecek” demektedir. Bu bilgenin tavsiyeleri yabana atılır mı? Anında uygulama imkânı bulmuştur, zayıf ve hastalara hayat hakkı tanınmamıştır.

Avrupa düşüncesinin adeta ilham perisi durumunda olan Eflatun’un bu görüşleri kendi dönemine has bir uygulamayı başlatmamış, bilakis yankısı sonraki dönemlere de taşmıştır. Bu fikirlerin beslediği anlayışlar yüzünden, toplumlarda zayıf insanlara neredeyse hayvan muamelesi yapılmıştır.

1927 yılında Amerikan’ın Virginia eyaletindeki Yüksek Mahkeme, sonradan şöhret bulacak “Buck-Bell” davasında “Geri zekâlı” bir genç kadını kısırlaştırma kararı almıştır. Bir İç Savaş Askeri olan seksen altı yaşındaki Yargıç Oliver Wendell Holmes, “Buck’ın doğurma özgürlüğünü feda etmesinin, savaşta askerlerin canlarını feda etmesine benzediğini” ileri sürmüştü ve şunları da eklemişti: “Kamu yararı için sapasağlam vatandaşlara başvurabileceğini defalarca kez gördük. Varlığımızın kabiliyetsizliğe gömülmesini önlemek amacıyla, böyle küçük fedakârlıklar için Devletin gücü böyle şeylere başvurmaması zaten tuhaf olurdu.”

Holmes, “Tüm dünya için iyisi budur. Dejenere soyun idamla cezalandırılmasını ya da embesillikten dolayı açlıktan ölüme terk edilmelerini beklemektense toplum, kendi türlerini devam ettirmeye uygun olmadıkları belli kişilerin üremesini önleyebilir… Üç kuşak geri zekâlı yetti” kararına vardı.

Aslında olayın merkezinde Doris’in ablası Carrie Buck vardı. Carrie 1924 yılında, yasa uyarınca Virginia’da kısırlaştırılan ilk kişi olmuştu. O sıralar Öjeni Kayıt Bürosu şefi Harry Laughlin’e göre, bu kız genetik zihinsel geriliklerinden ötürü seçilmişti. Ama daha öncesinde 28 Mart 1924 günü, Carrie, henüz 18 yaşındayken ismi Vivian olan bir kız çocuğu dünyaya getirmişti.

O yıllar Öjeni hareketinin (üstün ırk meydana getirme) en gözde olduğu yıllardı. Siyasetçisinden, bilim insanına kadar geniş bir yelpazede “ırkın saflaştırılması”, “üstün ırk” gibi kavramlar oldukça rağbet görmekteydi. 1919’da Amerikan Doğum Kontrolü Hareketi ile Amerikan Öjeni Derneği arasında bir işbirliği anlaşması imzalanarak, geri zekâlılar ve epilepsi hastaları başta olmak üzere sakatların kısırlaştırılması konusunda politikalar geliştirilmiş ve desteklenmişti.

Bu faa­liyetlerin ilk meyvesi 1924’te çıkarılan göçmenlik yasasıdır. Yine bu yıllar IQ testlerinin gözde olduğu yıllardı. İngiltere’ye göç edenlere zorunlu IQ testi uygulanmış, Doğu ve Güney Avrupa’dan göç eden, İngilizce bilmeyen, okuryazar olmayan yoksul göçmenler IQ testlerinde düşük puan aldıkları için zorunlu kısırlaştırma işlemine tabi tutulmuşlardı.

Gerçi 23 Şubat 1980’de Washington Post’ta haber olarak tekrar gündeme getirilene kadar çok dikkat çekmemiştir. Haberin başlığında “Virginia’da 7500’ü aşkın kişi kısırlaştırıldı” diyordu. Holmes’un dayandığı yasa 1924’ten 1972’ye kadar tam kırk sekiz yıl boyunca uygulanmıştı. 

Bizde de bir dönemler aynı sapık anlayış boy göstermeye yüz tutmuştu. Bizdeki anlayış, Avrupa’dakine göre farklı işliyordu.

Bizde saf ve güçlü bir ırk meydana getirmek için Avrupa’dan damızlık erkek getirilmesini isteyecek kadar hayâ ve ar damarı çatlak, şeref yoksunları çıkmıştı.

Ayrıca bütün dillerin Türkçeden ve ırklarından Türklerden doğduğu iddia edilmiş ve buna inanan saflar da çıkmıştı. Bazıları, Güney Arabistan’daki Evs ve Hazreç kabilelerinin isimleri iştikak tezgâhına konulunca neticede bu iki kabilenin de Türk olduğu meydana çıktığını da ileri sürmüşlerdi. Kuzey Afrika’daki Tevarikler (Tuarek) Türktü, çünkü tevarik kelimesi Türk isminin Arapçaya göre yapılmış çoğul şekli idi. Bu arada Hamburg’un hükümdar şehri manasına Türkçe bir isim olduğunu da keşfedenler olmuştu.

Kırk yıl içinde Arapçanın Türkçeden çıktığını iddia ve ispat eden, “matematik kelimesinin Türkçe “matlamak” fiilinden geldiğini keşfeden, bütün medeniyetlerin Türk eseri olduğunu söyleyen ilim ve fikir adamları yetiştirdik. Bir Avrupalı ilim adamının söylediği şu söz, o devirlerin fikir faaliyetini en veciz ve ironi bir şekilde özetleyebilir: “Ben insanların maymunlardan türediğini zannediyordum, ecdadımızın Türk olduğunu şimdi öğrendim (!)”

Türkiye’de bir dönem, sokaklarda vatandaşların kafatası ölçümüne kadar her saçmalığa imza atılmıştı. Bu meyanda Mimar Sinan’ın da Türk olup olmadığını anlamak için kafatası mezarından çıkarılmış ve ölçülmek üzere Etnografya Müzesine kaldırılmıştı. Ne yazık ki, burada dahi mimarın kafatası kaybolmuştur.

Bu saçma ve insanlığı utandıran kısa süren serüven boyunca kaybolan yalnızca Mimar Sinan’ın kafatası değildi; aslında kaybolan binlerce yıllık kültür, değer, inanç ve mazimizdi.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Kareminare     0000-00-00 İnsan akıllı fakat akılsızlara takıldı.Bir akılsızdan akıllanan akılsızlar çoğaldı.