Kerime Yıldız’a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...

Sinema kültürüm pek iyi değildir. İzlediğim pek çok film olmasına rağmen isimlerini, yönetmenini, oyuncuları, filmin karakterlerini hatırlamakta çok güçlük çekerim. Oysa sinema, hayatı kendisine konu edinmiş sanatların başında gelir. Verdiği mesajlar itibarıyla bizlere bir dünya görüşü, insan karakteri, mücadele azmi, başka dünyaların ve insanların varlığı, mümkün olabilecek bir olaylar bütünü sunar. Alternatif hayatların varlığı, dünyayı başka türlü görme imkanları sunar. Kerime Yıldız’ın Metin Erksan ile ilgili yazısını okuyunca, hayal bile edilemeyecek olan insana ait yapabilme iradesinin gerçekleşmesinin mümkün oluşu karşısında izleyicilerin kendilerina ait tasavvurlarını gözden geçirmek için bir fırsattır sinema.

Sanatlar içerisinde tiyatrodan sonra belki de en canlı sanattır. İzleyiciyi olayın içine dahil eden ve olayın kahramanlarıyla birlikte olmayı sağlayan bir sanat. Kendimizi onların yerine koyar ve zaman zaman da kahramanın karakterine bürünmek isteriz. Bize yaşattığı kadar hayatı düşündüren de bir sanat. Gerçekliğin üstünü örtmeyi pek severiz. Yaşadığımız ile yaşamak istediğimiz arasında derin uçurumlar olduğunu görmekte acze düşeriz. Mucizeler beklerken, kendimizden, varlığımızdan kaynaklanacak olan hareketlerin gücünün farkına varmayız. Sinema, bu güçle karşılaştırır bizi. Sinema, farkında olarak ya da olmayarak üstünü örttüğümüz gerçekliği tokat gibi yüzümüze vurur.

Hayal ile gerçeklik arasında gidip geliriz. Akıldan gönüle, gönülden akla gidip gelen hareketin varlığımız üzerindeki etkisini durdurmak istediğimizde ne kadar da başarısız olduğumuzu anlarız. Sanat, nasıl ki kahramanın gerçek varlığının dışında bir iradeye teslim olmuş karakteriyle onu bizim karşımıza çıkarıyorsa, hayatta da bizim hareketlerimize yön veren ve irademiz üzerinde tesir eden kuvvetler bizi teslim almak ister. Kendimizden üstün bir iradeyle birleşmeye doğru gidişte çıkan engellere karşı bir isyan hareketine duyduğumuz ihtiyaç vardır. Sanat, bu ihtiyacımızı karşılayan bir yoldur. Önemli olan düşünmesini bilen, hayatı temelinden kavramış sahici bir senaryoya sarılmaktır. Çünkü her senaryo, kısmen de olsa sayısız yüzü ve yönü olan hayatın bir yüzü ve yönüdür.

Kerime Hanım’ın yazısında beni asıl ilgilendiren, Metin Erksan’ın Nurettin Topçu’yu bilme ihtimali, değilse bile Blondel’i okumuş olma ihtimalidir. Okumamış olsa da çok önemli değildir. Önemli olan, Metin Erksan’ın işlediği konular ve onları işleme biçimidir.

Blondel’i ülkemizde tanıtan Nurettin Topçu’dur. Eserlerinden hiçbirisi çevrilmemişti Blondel’in. Sanırım bir kaç yıl önce sadece Mistiklik Nedir? Adlı kitabı Türkçe’ye kazandırıldı. L’Action adlı kitap, Blondel’in temel eseri. Blondel, bizden çıkan sonsuzluğa doğru yayılan hareketin tahlilini yapar. Neden sonsuzluk? Çünkü hareket, insan ile Tanrı’nın bir sentezidir. Sentezin varlığını bize öğreten şey, yaptıklarımız ile istediklerimiz arasındaki nispetsizliktir. Bu sentez, her ne olursa olsun bozulamaz. Çünkü aşkın olan bizde içkin olarak bulunur ve hareket sonsuzdan gelir ve yine sonsuza çevrilir. Sonlu olan her şey, hareketin aşması gereken engellerdir. Engeller, Allah’ın bizde olan isyanıyla aşılır. Bizden çıkan hareket, sonsuzun bizde yansıması ve bize davetidir. Irazca Ana, bu davete uyan bir iradenin temsilcisidir. Kurtuluş Savaşı, hareketinin gücünü bu toprakların sonsuz ile olan münasebetine borçludur. Bu münasebet, hareketimizin kaynağında bulunan iradenin bizdeki hamlesi ile ahlakını isyan hareketine dönüştürür.

Anadolu, sonsuzun davetine uyan hareketlerin beşiğidir. Toprağı ve değerleri, bu daveti içten duyan insanların yetiştiği zemindir. Anadolu, sadece yerli olmayı değil, merhametiyle, adalet arayışıyla, haksızlığa isyanıyla, güneşinin kavurduğu, soğunun dondurduğu ve yaktığı kara benizli insanların hamurunun karıldığı topraktır. Bu toprak, Anadolu insanını yaratmıştır. Ve bu toprakta yetişen insan, köklerinden aldığı feyz ile kendini, coğrafyasını, toplumunu aşarak insanlığa ve oradan da Mutlak olana yolculuğu esnasında yerli olanı evrensel boyuta taşıma sorumluluk ve iradesine sahiptir. Bugün bu sorumluluk ve iradeyle yeniden buluşmak ve kendi rönesansını kendisi gerçekleştirerek kendisini tazelemek ihtiyacına sahiptir. Yeter ki, sahip olduklarının neler olduğunu anlayabilecek bir idrak seviyesine vakıf olsun.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1707/kerime-yildiza-nazire-sinemadan-felsefeye.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar