ELLERİMİZ, BEYNİMİZİN AĞZIDIR

İnsanoğlunun her hareketi, milyonlarca beyin ve sinir hücresinin müşterek faaliyeti neticesinde gerçekleşmektedir.

Bu sebeple, duygu ve düşüncelerden bağımsız bir beden hareketi düşünmek mümkün değildir. İradî veya gayri iradî bütün hareketler, en az bir duygu veya düşüncenin eseridir.

Her duygu ve düşüncenin doğuşu ve gelişim süreci de ilk olarak beyinde başlamaktadır.

Duygu ve düşüncelerin beyinde nasıl oluştuğu ve nasıl bir seyir takip ettiği, beyin hücrelerinin çalışma biçimi ve esasları, modern asrın bütün teknolojik imkânlarına rağmen bugün hala esrarını muhafaza etmektedir.

Bedene ve organlara şifreli bilgiler göndererek onları harekete geçiren, çalıştıran ve kontrol eden beyin (sinir) hücreleri “nöron” olarak isimlendirilmektedir. Nöronların çoğu, beynin dış kabuğunda yer alır.

Sinir hücreleri yani nöronların doğuşu, beslenmesi ve çalışma biçiminin, vücuttaki diğer hücreler gibi olduğu söylenebilir. Ancak, sinir hücrelerini diğer hücrelerden ayıran temel fark, sinir hücrelerinin “bilgi kodlarını nakletme” kabiliyetinin olmasıdır.

Yani duygu ve düşünceleri doğuran kodlar, sinir hücreleri vasıtasıyla aktarılır.

Sinir hücreleri arasındaki bilginin taşınması ve diğer hücrelere aktarılması, “kimyasal bir reaksiyon” veya “elektirik akımları” sayesinde gerçekleşir.

İnsan beyninde 100 milyarın üzerinde nöron olduğu tahmin edilmektedir.

Bu sebepledir ki beyin, mütemadiyen faal haldedir ve insanın hiçbir hareketi sebepsiz değildir. Her hareketin arkasında mutlaka bir müteharrik kuvvet (ilk hareketi veren, harekete geçiren kuvvet) mevcuttur.

Kimyasal reaksiyon veya elektirik akımlarına sebep olan duygu ve düşüncelerdir. Başka bir ifadeyle, bir düşüncenin oluşumu, kimyasal bir reaksiyon veya bir elektirik akımını doğurmakta, sinir hücreleri vasıtasıyla taşınan kodlar beden hareketlerini yönlendirmektedir.

El, kol, baş, (kafa), ayak, bacak, parmak ve kulak hareketleri “jest” olarak adlandırılmakta; benzer şekilde alın, kaş, göz, ağız, burun, yanak, dudak, çene, boyun hareketleri ise “mimik” olarak tasnif edilmektedir.

Jest ve mimiklere, “dokunma” duyusunu da ilave etmek gerekir.

O halde, el ve kol hareketleri, yüz ifadeleri, kaş, göz, yanak, dudak ve parmak ve’l hasılı “jest” ve“mimik” başlığı altında toplanan bütün hareketlere duygu ve düşünceler yön vermektedir.

Bir el’in hareketinde, hatta el değil, bir parmağın hareketinde bile mutlaka bir duygu ve/veya düşüncenin hakimiyeti vardır.

“Duygular”, duyu organlarının; “Düşünceler” ise, aklın birer faaliyetidir.

Tarih boyunca filozoflar, duygu-düşünce-akıl-beyin ve jest-mimik üzerine fikir serdetmiş, senelerce tatbikat yapmışlardır.

Farabî (880-951), İbn-i Sina (980-1037), Rene Descartes (1596-1650), Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1780), Immanuel Kant (1724-1804), Charles Darwin (1809-1882), Sigmund Freud (1856-1939), Paul Ekman (1934 - …) bunlardan bazılarıdır.

Descaretes’in “yanılgısı”nı bir bahs-i diğer olarak kabul edecek olursak, duygu ve düşüncelerin, jest ve mimikleri yönlendirdiği; her jest ve mimik hareketinin mutlaka bir duygu ve düşüncenin eseri olduğu fikri, mebhus filozofların müşterek görüşüdür.

Alman filozof Kant, beyin ile organlar ve bilhassa eller arasındaki irtibata dikkat çekmek için “Ellerimiz, beynimizin ağzıdır” demiştir.

Mefhum-u muhalifinden beyan edecek olursak şöyle ifade edebiliriz: Beynimiz, ellerimiz vasıtasıyla konuşur!

Duygularımız, düşüncelerimiz ne olursa olsun, mutlaka ellerimize yansır. Bir kişinin el hareketleri tahlil, tesbit ve teşhis edilecek olursa, onun duygu ve düşünceleri hakkında fikir sahibi olunabilir.

Beynimiz, duygu ve düşüncelerimizi ellerimiz ile ifade eder; beden dili, herşeyi anlatır.

Ellerimiz, beynimizde en çok yer kaplayan organımızdır. Beynimizdeki nöronların (sinir hücrelerinin) çoğunluğu ellerimiz ile irtibatlıdır.

Resimlerde; “Homonculus” örneğinde, “organlarımızın beyinde kapladıkları yerin büyüklüğü”nü temsili olarak görmektesiniz.

Dikkat edilecek olursa, beyinde en çok yer kaplayan ellerimiz ile alakalı sinir hücreleridir. Sonra dudaklar, dil ve gözler gelmektedir.

Felç olan hastaların nekâhetini gözlediniz mi hiç? (Allah korusun). Vücudunun bir tarafı felç olan hastaların önce ayakları iyileşir, sonra elleri. Fakat, el ve kollardaki iyileşme, ayaklara nisbeten daha azdır.

Felç geçiren kişilerin ellerindeki iyileşmenin daha az olmasının sebebi; işte ellerin, beyinde kapladığı yerin büyüklüğü ile ilgilidir.

Başka bir ifadeyle, el ve kol hareketlerine yön veren beyindeki sinir hücreleri, diğer organlara yön veren sinir hücrelerinden çok daha fazla olduğu olduğu için felç geçiren kişilerin el ve kollarındaki kalıcı hasar daha belirgindir.

Netice olarak; duygu ve düşüncelerimizle harekete geçen sinir sistemi, organlara talimat gönderir. Organlar bu talimatı, jest ve mimikler şeklinde yerine getirir.

Sinir sisteminin harekete geçirici kuvvetine, bedenimizin ve organlarımızın hareketine (jest ve mimiklerimize) engel olmak, ademoğlu için pek mümkün değildir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1703/ellerimiz-beynimizin-agzidir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar