MERHABA İTHAL CONİLER

İstanbul’daki bir salon toplantısında katılımcıları Bahçeli şöyle selamlamıştı:

“Merhaba, varoşların Bozkurtları!..”

Varoş “kenar mahalle, alt tabaka, eğitimsizler” anlamına gelmekte iken salon alkıştan inliyordu. Varoşların çocukları “varoş”un kelime anlamını da bilmiyordu çünkü.

Son yıllarda Türk siyasetinde varoşların at hırsızı tipindeki adamlar ön safları tuttular. Liyakat sizlere ömür, adalet sizlere ömür, dürüstlük sizlere ömür...

Son çeyrek asırda bir de “Amerika’dan ithal coniler” itibar görmeye başladı.  DSP’nin getirdiği Kemal Derwiş, Refah Parti’den Merve Kavakçı, Ak Parti’den Bakara Makaracı Egemen Bağış ve en sonda İyi Parti’den Taylan Yıldız ve daha yüzlerce coni.

Şunun için “coni” diyorum: Bu ithal isimlerin ortak özelliği yerli, milli olmayışlarıdır. Zaten Tanzimat’ta Avrupaya, Cumhuriyet döneminde de Amerikaya gönderdiklerimiz ya İngiliz monşeri, ya Fransız Levanteni ya da Amerikan conisi olarak geri dönmüşlerdir. Bir de reklamları yapılır ki aman Allah!..  Yeme de yanında yat: “Dünya Bankası’nın Altın Çocuğu”, “IMF’nin Üstün Zekâsı”, “Gogul’un Dahi Çocuğu”...

Benim saf, gariban halkım ve varoşların soluk benizli gençleri ellerini emzik gibi ağızlarına sokarak şöyle derler: “Vay anasını sayın seyirciler!..”

Bu ithal coniler, monşerler ve levantenler siyasi partilerin üst yönetimine, bakan koltuklarına paraşütle inerler. Hiç de mütevazi değildirler; en alçak gönüllüsüne “Genel Müdürlük” makamını yalvar yakar, zor kabul ettirirsiniz.

Siyasi gündemin en yeni ithal conisi  İstanbul’da siyasi bir toplantıya katılır. Kapıda ise kavruk yüzlü bir bozkır çocuğu, bir ülkücü davetiyesini ve kim olduğunu sorar.

Bizim Gogul dahisi çenesini boynuna gömer, kavruk yüzlü ülkücüyü küçümseyen bir ses tonuyla “Öğreneceksin yakında kim olduğumu”der.

Çünkü o Amerika’dan gelmiştir. Koskoca Amerika yaa!.. Urfa değil, Kırşehir değil...

Bu conilerin, monşerlerin ve levantenlerin bir başka ortak yönü daha vardır: Milli kültürden, İslam edebinden zırnık nasipleri yoktur, kibirleri, bakara makara alaycılıkları bu yüzden dolu dizgindir. “Vatana hizmet için geldim” sloganıyla piarlarını yaparlar, el üstünde tutulurlar ama kimi bir yıl, kimi iki yıl sonra Boğaz’daki içkili balık restaurantlarında ekşi erik yemiş gibi yüzlerini buruşturup şöyle derler:

“Yaşanmaz bu ülkede yaa!.. İki yılımı heba ettim... Amerika’ya geri dönüyorum.”

Peki hepsi mi böyledir bunların?

Kaideyi bozmayacak istisnalar vardır elbette. İsimlerini işittiğinizde yüzünüzde ılık bir meltemin teması gibi hoş ürpertiler yayacak iki isim: Rahmetli Oktay Sinanoğlu ve Aziz Sancar... Her ikisi de Dünya ölçeğinde saygın bilim adamlarıdır. En önemlisi de Amerikan kültür emperyalizminin dişlileri arasında beyinleri hasar görmemiştir.

Aziz Sancar’ın Türkiye ziyaretinde fark ettiniz mi?.. Yürüyüşü, oturuşu, hitabı, bakışı ile bizden biri... Antepli bir Türkmen Beği, Giresunlu bir Kıpçak agası, Egeli bir zeybek... Hangi bölgeye koyarsanız oraya oturan bir Oğuz Türkü... Aldığı nobel ödülünü de övünme konusu yapmadı, “Ülkü Ocaklarında yetiştim. Yunus Emre’nin benim üzerimde çok büyük etkisi olmuştur. Türk edebiyatını iyi öğrendim. Türk dünyası benim varlığımın çok büyük parçası. Türklerin Viyana bozgunundan hâlâ ızdırap çekiyorum. Türk dünyası benim için ilham kaynağı, güç kaynağı olmuştur” ifadelerini kullandı.

Peki bizim ithal conilerin hangisi Türk edebiyatına merak sarmıştır, hangisi milli tarih şuuruna sahiptir, hangisi Viyana bozgununun hâlâ izdırabını çekmektedir?..

Bozkırın yanık benizli çocuklarını “Gogul dahisi, IMF harikası” gibi süslü kelâmlarla kandırmayın ne olur; tercihlerimiz maaş bordroları değil milli kültür değerleri olmalıdır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1701/merhaba-ithal-coniler.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar