İSLAM VE DEMOKRASİ

İslam ve demokrasi en çok istismar edilen iki kavram. İkisi de siyasetin en çok  kullandığı kavramlar. Son yıllarda bu iki kavramın birbiriyle telif edilip edilemeyeceği tartışılıyor. 80'li yıllarda İran Devriminin etkisiyle İslam dünyasında demokrasi küfürle eş değer  görüldü. Reddiyeci  bir mantıkla  ele alındı. Günümüzde daha ılımlı bir yaklaşım söz konusu. Geçmişte aşağılanan demokrasi  bugün İslam toplumlarının neredeyse ortak talebi. Demokrasi mahiyet değiştirmediğine göre  dün ve bugün kü bakış arasındaki farkın nedenlerini irdelemek gerekiyor. Dün Küfür olan bugün nasıl  toplumsal bir talebe dönüştü? İşte  Mustafa Çevik,Müslümanca Demokrasi isimli kitabında bu ve benzeri soruların cevabını arayarak İslam'la demokrasinin uzlaşabilirliğini araştırıyor.

Çevik'e göre İslam'ın yönetim anlayışı ile demokrasinin değerleri çok farklı değil. Demokrasinin temel ölçülerinden biri çoğulculuk,yani farklılıkların kendini özgürce ifade edebilmeleri. Çevik,İslam'da da özgürlüğün imandan önce geldiğini söylüyor. Özgür olmadan gerçek imanın söz konusu olamayacağını ne  imana zorlananın mümin,ne de küfre zorlananın kafir olacağını  ifade ediyor.Küfür de iman da ancak özgür iradeyle mümkün.

Seçimin demokrasinin şartlarından biri olduğunu belirten Çevik,İslam'da da yönetenlerin  halka danışmalarının esas olduğunu,Kur'an'daki -şavirhum fil emr- onlara yönetim konusunda danış- ayeti ile temellendiriyor. Peygambere bile halka danışmayı emreden bir dinin, sair yöneticileri bu emrin dışında tutması düşünülemez. Danışmanın bugünkü karşılığının seçim  yoluyla gerçekleşebileceğini unutmamak lazım. Diğer yandan demokraside de İslam'da da halk iradesi her şeyi belirleyen,sınırsız bir irade değil. Demokrasilerde temel hak ve hürriyetleri halk oyu ile kaldırmak mümkün olmadığı gibi,İslam'da da  halk oyu -istisnasız- bir irade değil.Mesela, zorla çalıştırma ve işkence yasağı halkın tamamı istese de kaldırılamaz.

İslam dünyasında fikri çeşitliliğin dumura uğramasını bir çok sebebe bağlayan Çevik, en önemli sebeplerden birinin feodal otoriteler olduğunu söylüyor. Kanaat öderleri,şeyhler,imamlar,dedeler,babalar  mutlak doğruyu temsil ettikleri için bunların gölgesinde farklı fikirler hayat bulamamış,çoğulcu bir gelenek teşekkül edememiştir. Ümmetin ihtilafını rahmet olarak gören dinimizin aksine farklılığı küfür gibi gören bir anlayış gelişmiş, her türlü farklılık baskılanmıştır.

Bir muhalefet geleneği oluşmamasını,  Eşari kelamının  yönetimi eleştirmeyi fitne olarak  görmesine bağlayan Çevik, dinle devleti özdeşleştiren bu anlayışın -yönetenler ne yaparlarsa yapsınlar,nasıl yönetirlerse yönetsinler- sineye çekmeyi emrettiğini  belirterek, bunun Kuranın mantığı ile uyuşmadığını,İslam dünyasında zalimlerin,despotların,diktatörlerin,hırsızların  saltanatlarını bu teslimiyetçi anlayışla sürdürdüklerini ifade eder. İslam'ın da demokrasinin de adaleti sağlamaya çalıştığını,Müslüman'ca bir demokrasinin mümkün olduğunu söyleyen Çevik, her ikisinin de kurallar ve sınırlar koyduğunu belirtir.

MSP-RP-FP ve AK parti çizgisinin başarısındaki esas nedenin demokrasi talebi olduğunu belirten  Çevik, şunları söyler:"Bugün İslam dünyasındaki  cemaat veya tarikatlar dini tebliğ yapmak yerine ticaret ve siyasette yeni bir tür ağalık sistemini ayakta tutmaya çalışan yapılardan başka bir şey değildirler.(...)Yönetimlerin İslam'a uygunluğu adil olup olmamalarına bağlıdır. Şayet  bir Müslüman yönetim  halifelik sistemi ile  yönetiliyor olsa bile  eğer zulüm ile yönetiliyorsa orada beşeri ve şeytani bir durum söz konusudur. Tersine mümin olmayan bir kişi veya topluluk tarafından yapılan yönetim adil ise, o ilahidir."

Demek ki esas olan, Müslüman olanın yönetimi  değil,adaletle yönetmek.

(Mustafa Çevik,Müslüman'ca demokrasi,Mana yayınları)

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1682/islam-ve-demokrasi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar