BU KADAR CEHALET, ANCAK TAHSİL İLE MÜMKÜNDÜR

1992 yılında Sivas’a gittim. Sayın Lütfullah Bilgin, Sivas Valisi idi. Bana, “Sivas 1992” isimli güzel bir derleme hediye etti. Kitabın sayfalarını karıştırırken Sivas Kongresiyle ilgili bölüm dikkatimi çekti. Okumaya başladım. Deniliyor ki:

“Yorgun ve fakir düşen milleti ve memleketi savaşa sokanlardan Sultan Vahdedddin saltanat ve hilâfet makamını korumak peşindeyken hayatlarından endişeli olanlar memleketten kaçıyorlardı.

Ordu ve millet, padişah ve hilafetin ihanetinden haberdar olmadığı gibi, o makamlarda bulunanlara karşı, asırların kökleştirdiği dinî ve manevî bağlarla bağlı, sessiz ve sadıktı.” (syf:69)

Bu satırları okuyunca büyük bir şaşkınlık içinde kaldım. Valimize sormak mecburiyetinde kaldım:

-Kim hazırladı bu bölümü Vali Bey?

-Liselerdeki tarih öğretmenlerimizle birlikte vali yardımcılarımız

-Doğrusu derin bir utanma içindeyim Vali Bey. Bu kadar cehalet, ancak tahsil ile mümkündür Vali Bey. Yardımcılarınızın ve lise tarih öğretmenlerinizin tarih bilgilerine vereceğim numara sıfırdan ibarettir.

-Nedir sizi bu kadar şaşırtan, üzen durum?

-Önce deniliyor ki, “Yorgun ve fakir milleti ve memleketi savaşa sokanlardan Sultan Vahdeddin…”

Önce bu ifade, baştan sona yanlıştır. Çünkü bizi, Birinci Dünya Harbi’ne Sultan Vahdeddin sokmadı. Biz o savaşa girdiğimiz zaman başımızda Sultan Reşad vardı. Bizi savaşa, Sultan Reşad da sokmadı. İttihat ve Terakki Partisi’nin deli fişek paşalarından biri olan Enver Paşa soktu. Savaş boyunca padişahlık makamında Sultan Reşad oturuyordu. Sultan Reşat, 3 Temmuz 1918 yılında öldü. Sultan Vahdeddin, 4 Temmuz 1918 yılında padişah oldu. 3 ay sonra, yani 30 Ekim 1918 tarihinde karşımıza Mondros Antlaşması’yla geldiler. Sultan Vahdeddin, Mondros Antlaşması’nı imzalamadı. Mondros’u imzalayan Rauf Orbay’dır. Sultan Vahdeddin, bizi savaşa sokan Enver Paşa’yı geri hizmete çekti.

Sonra ne demektir, “Ordu ve milletin, padişah ve halifenin ihanetinden haberdar olmaması”

Bizi savaşa sokan, padişah ve halife değildir. Ordudaki ittihatçı subaylardır. Osmanlı padişahlarından ve halifelerinden hiçbiri ama hiçbiri, ihanet içinde olmamışlardır. Bu, tamamen yalandır ve kocaman bir iftiradır. Sonra ne demektir, ordunun ve milletin asırlardan beri padişaha ve halifeye karşı asırların kökleştirdiği dinî ve manevî bağlarla bağlı olmasını bir suçmuş gibi gösterme gayreti? Ordu ve millet elbetteki padişaha ve halifeye dinî ve manevî bağlarla bağlı olacaktı. Ordumuzun, devletimize ve milletimize baş kaldırması, daima büyük felâketlerin doğmasına yol açmıştır. Sultan Vahdeddin Mondros Antlaşması’nı imzalamadığı gibi, Sevr Antlaşması’nı da imzalamadı.

Bana göre onun en büyük suçu, günahı, bir İngiliz gemisine binerek vatanı terk etmesidir. Gitmeyecekti, kaçmayacaktı. Savaştan sonra Cumhuriyet’i kuranlar, O’nu öldürebilirlerdi.  Keşke içerde kalıp ölse, öldürülse idi. Çünkü yurt dışına bir tek kuruş bile götürmedi. İtalya’da bir Türk padişahı olarak büyük bir sefalet içinde yaşadı.  Öldüğü zaman etrafa, 140 bin liraya yakın borcu vardı. Devletimiz, bu parayı O’na vermedi. İtalyan esnafı da cenazesine haciz koydu. Cenaze kokmaya başladı. Türkiye O’nun cenazesini de kabul etmedi. Kızı Sabiha Sultan, bazı İslâm devletlerinden para dilendi. Sonra babasının cenazesini, Suriye’nin Şam şehrinde bir cami haziresine defnetti. Görülüyor ki Sultan Vahdeddin’in çilesi daha bitmemiştir. Tahsil görerek cehalete bürünen bazı tarih öğretmenlerimiz ve bazı vali yardımcılarımız, tarihimizin son padişahını ihanetle suçlamaya devam ediyorlar. Günüm birinde şunu öğreneceğiz:

Atatürk, bir büyük vatanseverdir. Onun vatanseverliği, şunun bunun vatanseverliğine bağlı değildir

Veya

Sultan Vahdeddin’in vatanseverliği yüz üzerinden yüz olsa bu, Atatürk’ün kahramanlığından ve vatanseverliğinden zırnık koparmaz

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1637/bu-kadar-cehalet-ancak-tahsil-ile-mumkundur.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Mehmet Sezai Aydıngöz
01.11.2017 21:36
Mükemmel bir makale.!

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar