HER YERDE HEP AYNI HİLE

Size hikâye anlatmayacağım, yalnızca geçmişte olmuş ve günümüzde her gün bir yenisi tekrarlanan bir “gerçeği” yazacağım.

Edward Said’in çok yaygınlaşmış ve şöhret bulmuş bir sözü var, “Oryantalizm, sömürgeciliğin keşif koludur” diye. Oryantalistler, şarkiyatçı yani doğuyu araştıranlar. Doğu derken sakın Japonya ve benzeri ülkeleri anlamayın; Müslüman toplumlar.

Edward Said’i haklı çıkaracak o kadar çok örnek var ki elimizde. Bunun yalnızca Mısır ile ilgili bir örneğini sunacağım. Ama önce bizi güldürecek yine Mısır’da geçen bir olayla başlamalıyım:

Yaklaşık 14 yıl Mısır Cumhurbaşkanlığı yapmış Cemal Abdülnasır ile ilgili çok sayıda fıkra uydurulmuştur. Öyle ki Cemal Abdülnasır’ın, kendisi hakkında uydurulan fıkralarıyla ilgili koleksiyonuna dair, kendisinin de içinde olduğu ayrıca bir fıkra vardır.

Mısırlıların anlattığına göre, Nasır bir gün artık yeter diye karar vermiş. Polis Şefini çağırmış ve bütün bu “fıkraları uyduran ve yayan kişinin bulunmasını ve tutuklanmasını” emretmiş. Bir hafta sonra Polis Şefi, Başkanlık Sarayı’na beraberinde tutukladığı bir adamla gelmiş. “Bu” demiş, “Sayın Başkan, sizinle ilgili tüm fıkraları uyduran kişi.” Nasır adama dönmüş ve “sen gerçekten de benimle ilgili fıkralar uydurup yayan kişi misin?” diye sormuş; adam “Evet” diye cevap vermiş. Hikâye bu ya, Nasır’a bir biri ardına uydurduğu fıkraları, dinleyicilerin tahammül sınırını zorlayıncaya kadar anlatmaya başlamış. Her fıkranın sonunda Cemal Abdülnasır, adama “Bu hikâyeyi sen mi uydurdun?” diye sormuş; adam da “Evet ben uydurdum” demiş. Sonunda Nasır adama, “Bak! Sen de benim gibi bir Mısırlısın. Ülkeni de benim kadar sevdiğini tahmin ediyorum. Neden bunu yapıyorsun? Benim Mısır’ı büyük, özgür ve saygın bir ülke haline getirdiğimi biliyorsun” diye sormuş. Adamın buna cevabı, “İşte bu fıkrayı ben uydurmadım” olmuş.

Niye anlattım bunu, birazdan bunun cevabını vereceğim.

İngilizlere karşı harekete geçerek büyük bir donanmayla İskenderiye’ye giden Napolyon Bonapart’ın etrafında coğrafyacılar, arazi ölçümü yapan teknisyenler, arkeologlar, subaylar ve sanatçılarla, bilginler küçük bir ordu oluşturuyordu. Bunlardan bir kaçının ismini verelim: Monge, Fourier, Berthollet, Desgenettes, Geoffroy Saint-Hilare ve iki şarkiyatçı: Venture de Paradis ile Amédée Jaubert.

Bu heyette bulunan Jean-François Champollion (ö.1832), kadim Mısır yazısı olan Hiyeroglifi çözecek ve Mısır Bilimler (Egyptology) sahasının kurucusu unvanını kazanacaktır.

Bunların çoğu 22 Ağustos 1798’de kurulan Mısır Enstitüsü’nde, ülke tarihini araştırmak, bilmek, kaydetmek ve geleceğe ışık tutmakla görevli ekiplerin nüvesini eğitip, yetiştirdiler. Bu Enstitüde Mısır’ın Antik Devri hakkında dört ciltlik, çağdaş dönem hakkında üç ciltlik, doğal tarih hakkında ise iki ciltlik eserler ve on iki ciltlik bir atlas hazırladılar. 1825 yılında hazırlanan bu atlas Mısır’ın tasvirinin abidevi bir eseridir.

Yine bu eser Mısır’ın genel tarihi ve Nil vadisinin hayatıyla ilgili bütün bilgileri toplar ve gruplandırır. Bu bilgiler günlük hayatla ilgili teferruatları bile içermektedir. Yine Conté’ye borçlu olduğumuz yerli meslek ve sanatları anlatan dikkate değer kolleksiyonu da unutmamalıyız.

Bütün bu çalışmalar bir araya getirildiğinde, Description de I’Egypte adlı 24 ciltlik devasa bir eser vücuda gelir. Vücuda getirilen bu geniş çaplı ansiklopedi için İbrahim Kalın, “Eser, Fransız emperyal vizyonunun en rafine örneklerinden biridir” der.

Bu çalışmaları yapanlar, Napolyon Bonapart adlı genç generalin yönetimindeki küçük bir keşif birliği ile Mısır’a geldi ve 1798’de bu Birlik, Mısır’ı istila edip ele geçirdi, birkaç yıl boyunca hiç zorlanmadan yönetti. Mısır’ı çok ince detaylarına kadar araştıran Fransızlar, tabir caiz ise ellerini kollarını sallayarak Mısır’ın tamamını ele geçirmişlerdi.

General Bonapart, buraya “özgürlük ve eşitlik ilkeleri üzerine kurulmuş olan Fransız Cumhuriyeti adına” geldiğini gururla duyuruyordu.

Demek ki oryantalistler, önce bilim adamı kılıklı ajanlar olarak bölgeye intikal ederler ve bizi bütün yönlerimizle keşfederler; ardından da ateş ve kin kusan orduları gelir. Bunu gerçekleştirmenin bahanesi de gayet açıktır: “Özgürlük getiriyoruz.”

Şimdi yukarıda anlattığımız Nasır’ın fıkralarında olduğu gibi, bölgemizdeki pek çok olumsuz olayın aktörü biz olabiliriz, ama bu “canavarca senaryoları inanın biz uydurmadık ve yazmadık.”

Bunların hepsi, bizim için yazıldı ve bir şekilde bize de oynattırıldı.

Suç yalnızca dışımızdakilerde mi? Elbette hayır, oltaya gelen bizim ahmaklarımız da buna teşne.

Allahu Teâla Kur’an’da çok veciz buyurur: “Allah aklını çalıştırmayanların üzerine pisliği abandırır.” (Yunus, 10/100).

Ama ümitsiz değiliz. Bütün ihanetler, sırttan hançerlemeler, arkadan vurmalar ve Brutus ile kol kola gezmelere rağmen ayaktayız. Elhamdulillah.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1626/her-yerde-hep-ayni-hile.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar