BU MÜFREDAT DEĞİŞMELİ
Prof. Dr. Şakir Gözütok

BU MÜFREDAT DEĞİŞMELİ

“Plastikî” kelimesini merhum Necip Fazıl Kısakürek çok kullanırdı, şekilci, gösteriş ve zahire önem veren anlamında.

Bizi tasvir eden çok güzel bir kelime. İşlerin dışıyla pür dikkat ilgilenir, içini ise mahvederiz, ama önemli değildir; formalite yerini bulmuş ya yeter.

Neredeyse bütün işlerimizde zahirî bir anlayış hâkim.

Bir inşaatta, iş güvenliği ve çalışanların can emniyeti için gerekli bütün emniyet tedbirlerinin alınması kanunen zaruridir. İnşaatlarımızın dış duvarlarına kırmızı zemin üzerine beyaz harflerle “İnşaata girmek tehlikeli ve yasaktır” uyarısını ve hemen yanına da “Baretini tak!” levhasını astığımızda, o inşaatta bütün emniyet önlemleri alınmış demektir. İnşaattan düşüp ölecek bir işçi babasının kesesinden gidecektir. Zira yapılması gerekenler yapılmıştır(!)

Bir zamanlar çocuklarımıza siyah önlük giydirir okullara gönderirdik. Yapılan istatistikler, eğitim seviyesinin diğer ülkelere göre yerlerde süründüğünü gösterdiğinde, bir suçlu aramıştık. Yapılan toplantılar serisi neticesinde nihayet suçluyu bulmuştuk: Siyah önlükler.

Eğitimin düştüğü bu derekeden kurtarmanın yolunu da bulmuş oluyorduk böylece. Tez elden bu siyah önlükleri çocuklarımızın üzerinden çıkarıp atarsak, eğitim durumumuzu düzeltir, seviyeyi de yukarılara çekecektik alimallah. Nihayet mavi önlük formülünü bulduk. Mavi önlükte bir keramet bulamadık, maalesef eğitimimizin durumu gittikçe kötüleşiyor, durum hala içler acısıdır.

Hatırlıyorum, bir zamanlar Nevruz Bayramını kutlamak yasaktı bu memlekette. Sonraları nevzuhur birilerinin ısrarla Nevruzu bayram ilan etmelerinden ve bunu kutlarken bir sürü olaylara sebebiyet vermelerinden sonra, barış ortamını sağlamak üzere Nevruz Bayramının kutlanmasını serbest bıraktık. Barışa katkı sunduğumuzu göstermek üzere de bakanlarımız o koca göbekleriyle ateşin üzerinden atlayarak barışı perçinliyorlardı. Daha sonraki günlerde anarşi ve terör gittikçe azmaya ve artmaya başlamıştı, ama önemli değildi zira biz devlet erkânı olarak barış ortamının oluşması için her türlü katkıyı sağlamıştık, hatta ateşin üstünden bile atlamıştık.

Devletimiz, yaklaşık otuz beş yıldır bir terör belasıyla mücadele etmek ve baş etmek zorunda kalmıştır. Ama devletimiz, maalesef otuz yıldır terör ile mücadele eden bir devlet gibi davranmamaktadır. Son dönemlerde alınan askerî tedbirlerle bir hayli başarılı sonuçlar alınmış olsa bile, bunu destekleyecek siyasi, ekonomik, sosyal ve eğitim projelerinin devreye girmesi de şarttı.

Oluşturulan gençlik merkezlerinde yapılan bazı göstermelik faaliyetler ve Çanakkale’ye düzenlenen turistik seyahatlerle çocuklarımız ve gençlerimizi terör belasından koruduğumuz zehabına kapılıyoruz.

Her defasında aldığımız bu zahirî, plastikî ve gösterişe yönelik tedbirlerin acı sonuçlarıyla yüz yüze geliyoruz, am bir türlü ders almıyor ve akıllanmıyoruz.

Beyler! Artık bu “plastikî” tedbirlerin işe yaramadığını anlamanın zamanı gelmedi mi?

Daha köklü ve sonuç verecek ciddi tedbirleri ne zaman alacağız?

Çocuklarımızı ve gençlerimizi, kendi asli değerlerimizle donatan ve vatan, millet, devlet sevgisiyle dolu bir nesli yetiştiren içi dolu program ve projelerin hemen acilen devreye sokulması şarttır. Zaman hepimizin aleyhine işliyor. Bugünden tezi yok, uzmanlarla birlikte bütün bu tedbirler yeniden ele alınmalıdır.

Ve işe eğitimle başlanmalıdır.

Terör örgütleri olan Hizbullah’ın lideri Hüseyin Velioğlu ile PKK lideri Abdullah Öcalan’ı aynı sınıftan okutmanın başarısı (!) uyguladığımız eğitim müfredatının şaheseridir.

Tez elden işe buradan koyulmalıyız.  

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500