BİZ BUYUZ!
Kerime Yıldız

BİZ BUYUZ!

 

Gözlemlediğim güzel hâdiseleri paylaşmayı seviyorum. Çünkü kötü, çok ses çıkarıyor. Mümkün olduğu kadar güzellikleri dillendirmeliyiz.

Bir seyahatim esnâsında o ilin mülkî âmiri olan çok kıymetli bir âbimize uğradım. Mübârek adam, sanki vâli değil, baba! Kapısı hep açık. Yanına giden öğrencileri boş çevirmez. Evlerinden ayrılırken, “Yeğenlerime hediyem“ diyerek bir şeyler verdi. Eve gelince paketi açtım. Tam çocukların hoşlanacağı şeyler... Kestane de vardı. Ama ne kestâne!

Yakınımızda bir köy var. Orada yaşayan Suriyeli bir âileye ara sıra arkadaşlarla yardım götürüyoruz. Baktım kestane pek güzel, bir kısmını ayırdım. İçimden öyle geldi. Götürdüğümde şöyle bir olay anlattılar: Birkaç gün evvel çocukların canı kestâne istemiş. Anne, pazara gidince dayanamamış, paraya kıyıp almış. Eve gelince bakmış, kestâne yok. Dalgınlıktan başka bir tezgâhta unutmuş. Çok üzülmüş. Ha deyince de alınmıyor. Ben de kestâneyi bunun üzerine götürmüşüm.

Mezkûr vâliyi arayıp anlattım. Çok duygulandı. “Hemen biraz daha göndereyim.” demez mi? İnanın bir çuval desem gönderir. “Yorulmayın. Tekrar gelirsem alırım.” dedim.

Biz buyuz!

.........

İstanbul’da okuyan bir oğlum var. İki arkadaşıyla birlikte aynı evde yaşıyorlar. Evin eksik gedikleri oluyor doğal olarak. Çamaşır makinesi bozulunca ikinci el bir makine almışlar. Bismllah, daha ilk çamaşır yıkamanın sonunda makinenin kapağı açılmamış. Gecenin on ikisi... Sinirinden makineyi aldıkları esnafı aramış. Adam, ertesi gün tâmirci yollayacağını söylemiş. Söylemiş ama tâmirci gelmemiş. Tekrar aradığında da çocuğu terslemiş. ”Ver bakayım şunun numarasını!” dedim. Adamı aradım. “Ya bu işi çözün ya da ben oraya geleceğim.“ dedim.

Blöf değildi, hiç üşenmem atlar giderim. Sinirlendi. “Çocuğunuza gece yarısı başkalarını aramamayı öğretin!” dedi. “Ya kimi arayacaktı makine bozuk çıkınca?” diye çıkıştım. Velhâsıl, tâmirciyi gönderme sözünü aldım.

Fakat bir yandan da gazetelerdeki cinâyetler aklıma geldi., “Ya gıcık oldularsa...ya çocuğa bir şey yaparlarsa.. ya kavga ederlerse...”  diye içim içimi yedi. Gazetelerdeki olaylar aklıma geldi. Oğluma telefeon edip bin türlü tenbihte bıundum: “Usta geldiğinde sakın yalnız olma! Sakın içeri tarafta durma! Dış kapı açık olsun. Tartışma! Onu yapma bunu yapma...”

Tâmirci gelip gittikten sonra oğlum aradı. Yerin dbine geçtim. Usta gelmiş; makineyi tâmir etmiş. O ara oğlum, eski makineyi gösterip, “İşinize yararsa alın” demiş. Usta, “Param yok” deyince, “Zâten para istemiyorum.” karşılığını vermiş. Bunun üzerine usta, “O zaman tâmir edip bir ihtiyacı olana vereyim.” demiş.

Oturdukları dâire 4. katta. Asansör yok. Ustayla birlikte makineyi indirip arabaya yüklemişler. Usta, cebinden bir 20 lira çıkarıp, “Seni yordum evlat. Sen öğrencisin. Bununla benden bir yemek ye! Bir daha ihtiyacın olursa da beni ara!” demiş.

Biz buyuz!

......

 

Bir arkadaşım  market kasasında sırasını beklerken önündeki hanımın parası yetmemiş. Arkadaşım, ödemeyi teklif etmiş. “Sonra buraya bırakın alırım.” demiş.” Kadın, kabul etmemiş ve parasının yettiği kadarını ödeyip kasiyerden, diğer aldıklarını bekletmelerini ricâ etmiş. Bir yandan da misâfir telâşından eksik para aldığına hayıflanıyormuş. Kasiyer, paketleri bekletemeyeceğini, bozulacak şeyleri dolaba koymaları gerektiğini söylemiş. Arkadaşım, şansını tekrar deneyip ısrar edince kadın da kabul etmiş. Kadının misâfir telâşını da gördüğünden, “Bugün rahat olun. Yarın bu kasaya bırakırsınız. Yarın akşam alırım.” demiş.

Dünya telâşı işte...Arkadaşım parayı unutmuş. Bir hafta sonra aklına gelmiş. Markete gitmiş. Kasiyeri sormuş. Kasiyer yok. “Benim şu kadar param vardı.” deyince kasadaki kız, “Siz o muydunuz?” diyerek yerinden fırlayıp emânet bölümüne götürmüş. O bölümdeki görevli, parayı bir hafta bekletmiş meğerse. Tebessüm ederek teslim etmiş arkadaşıma.

Biz buyuz! Biz birbirmize güvenmeliyiz!

.......

Üniversiteli gençlere burs bulmaktan zevk alan bir tanıdığım var. Kendi veremezse verecekleri arayıp buluyor.

Burs verecekleri bir genç, okullarında çok zor durumda olan biriyle tanışıyor. Çok tesirinde kalıyor. Burs verenleri arayıp, “Beni iptâl edin, daha zor durumda olan biri var. Ona bağlayın.” diyor.

Sonuç: Her ikisine de burs veriyorlar.

Biz buyuz!

.....

Ankara’da MEKDAV diye bir vakıf var. Onkoloji hasta yakınlarına, ücretsiz yemek ve kalacak yer hizmeti veriyor. Tedâvi olan bir çocuğun annesi, memlekete dönerken vedâlaşmak için uğruyor. Vedâlaşırken kıvranıp duruyor. Çocuk bilgisayar istemiş meğerse. Anne, bu kadar iyilikten sonra bunu söylerken çok utanıyor. Vakfın yönetiminde olan kişi, hemen oğlunu arayıp bilgisayarını göndermesini söylüyor. Oğlu, “Olur mu hiç? Hemen yenisini alayım.” diyor. Bilgisayarcı arkadaşını arıyor. Arkadaşı, “Olur mu hiç? Bu da benden olsun.” deyip bilgisayarı hediye ediyor.

Biz buyuz!

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500