POPULİZM
Ahmet Rauf Akay

POPULİZM

Komşularla sıfır problem gibi doğru bir politika ile yola çıkan iktidar, bugün sıfır dostluk noktasına gelmiş durumda.

Bu noktaya gelinmesinde dış sebeplerin ne kadar etkisi varsa populist politikaların da o kadar etkisi var.

Populizm, bir problem çözme şekli değildir; tribünlere oynarken çoğu zaman  gerçeği gözden kaçırmaktır. J.Werner Müller, populizmin ahlâkî bir iddia olduğunu söyler ve şöyle devam eder: “İktidar için mücadele ederken populistler, siyasî rakiplerini ahlâksız, yozlaşmış elitler olarak tasvir ederler; iktidara sahip iken ise hiç bir muhalefet onların gözünde meşru değildir. Populist iktidarların üç özelliği vardır: Devlet aygıtını gasp ederler, yolsuzluk ve kayırmacılık yaparlar (populistlerin müşterileri hâline gelen  yurttaşlara siyasî destek karşılığında maddî kazançlar veya bürokratik avantajlar sunarlar) ve sivil toplumun bastırılması için çaba gösterirler."(Populizm Nedir? İletişim Yayınları)

Müller'in bu tespiti, bugün bir çok ülkede iktidarda olan populistlerin siyaset anlayışları ile örtüşüyor. Halkı sadece kendilerinin temsil ettiği, kendi dışında kalanların gayri meşru olduğu iddiası tüm populist iktidarların ortak söylemi. Böyle olunca da muhalif unsurlar, bu mantıkla birer halk düşmanına dönüşebiliyor.

Nitekim geçmişte bu yönde yorumlar yapan, hatta yüce İslâm dinini bile populizme alet eden hocalar bile çıktı. Bir örneği F.Gülen'di.  Hemen her önemli siyasî konuda ön almak için açıklamalar yapıyor; gerçek İslâm'ı kendi  klanının temsil ettiğini ispat etmeye çalışıyordu. Bir başka somut örneği de Müslümanlığı bir partiye oy vermekle özdeşleştiren Hayrettin Karaman. Anayasa oylamasında yazdıkları İslâm'la bağdaşmadığı gibi bir din aliminin aldığı, almış olması gerektiği eğitimle de bağdaşmıyordu. Karaman'ın tavrı, Müller'in ifadesiyle, "Populistler, iktidara geldiğinde meşru  muhalefeti tanımazlar." tanımına çok uyuyor. Gerçeğin kendi tekellerinde olduğu iddiası, diğerlerini otomotik olarak gerçeğin karşısında konumlandırdığı için aynı zamanda meşruiyetini de tartışılır hâle getiriyor.

Müller, düşüncelerini temellendirmek için Macaristan ve Polonya populist iktidarlarından örnekler verir: “Viktor Orban ve partisinin yapmaya kalkıştığı temel değişikliklerden ilki, devlet memurları kanununu değiştirerek, tarafsız olması gereken bürokratik pozisyonlara kendi partisinin taraftarlarının yerleşmesine yol açmaktı. Hem Macaristan'daki hem Polonya'daki iktidar, derhâl yargı bağımsızlığına karşı harekete geçtiler. Var olan mahkemelerin prosedürleri değiştirildi ve yeni hâkimler atandı. Medya yetkilileri de hemen ele geçirildi ve gazetecilere ulusal çıkarlara zarar verecek haberler yapmamaları için net bir mesaj gönderildi." Müller, “Bu çıkarlar, tabii ki  iktidardaki partinin çıkarlarıydı.” diyor.

Populist politikalarla bir süre halkı elde tutmak mümkün olsa da ülke çıkarlarını uzun süre bu şekilde korumak mümkün değildir. Emevi Camisi’nde namaz kılmak, bir populizm örneğiydi; bizi, felaketin eşiğine getirdi. Siyasetin biz ve onlar ayırımı üzerinden yürütülmesi, bir populizm örneği idi; toplumu, ortadan ikiye böldü. En doğru İslâm yorumu bizimki narsizmi, Türkiye'yi 15 Temmuz'a getirdi. Referandumda hayır diyeni neredeyse dine karşı çıkmakla suçlayan sakim din anlayışı, toplumu dinden soğuttu. Bugün nerede bir arıza varsa orada muhakkak populist politikaların bir dokunuşu da var. Onun için hamaseti, tribün siyasetini, biz ve onlar siyasetini her partinin bir tarafa bırakması, daha gerçekçi ve kucaklayıcı bir siyaset izlemesi gerekiyor. Aksi takdirde, iktidarı elde tutalım derken elde tutulacak bir vatan bile kalmayabilir.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
banu     2017-10-12 EVVELALLAHTA HER PARTİ Mİ AK PARTİ Mİ