ERMENİ TEHCİRİ ve KERVAN 1915 FİLMİ
Alper Aksoy

ERMENİ TEHCİRİ ve KERVAN 1915 FİLMİ

Gerçek sanatçıların şiarı barıştır.

Tarihe mal olmuş önemli olayların şiddet taraflarını öne çıkarıp nefret duyguları üzerinden sanat yaptığını zanneden edebiyatçılar, film yönetmenleri, ressamlar, halk ozanları, müzisyenler vardır.

1980 öncesinde Türk askeri için “Uzatmalı itin biri Yusuf’u gaflette vurmuş diyebilen Zülfü Livaneli 15 yıl sonraki İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığı sırasında bu nefret dili önüne konulduğunda: “Ben Türk askerini severim, sayarım. Türk ordusu devletimizin teminatıdır” demek zorunda kalmıştır.

Bunları niye yazdım?..

Türk sinemasının milli duruşlu yönetmenlerinden İsmail Güneş’in Kervan 1915 filmine gittim. Nefret dilinin kullanılmasına çok elverişli bir konudur 1915 tehciri. Çünkü tehcir öncesinde Ermeniler eline silah alıp silahsız yüzbinlerce insanı camilere doldurup yakmışlardır. Açılan toplu mezarlarda katledilen Türklerin toplu kemikleri bulunmuştur. Bu isyanın bedeli de Ermenilere 1915 tehciri ile ödetilmiştir.

Beylik bir deyimdir: “Dövüşte yumruk sayılmaz”.

Ermenileri bu hazin sona getiren süreci en net özetleyen kişi Ermenistan’ın ilk başbakanı Ovanes Kaçaznuni’dir. 1923 yılında Bükreş’te “Taşnak Partisi” toplantısına sunduğu rapordan aktaralım:

“Türklere karşı ayaklandık, savaştık bile. Artık hepimiz Türklerin düşmanı olan İtilaf Devletlerinin kampındaydık. “Türkiye’den denizden denize Ermenistan” talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye’ye göndermeleri ve hakimiyetimizi temin etmeleri için  çağrılar yaptık. Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki? Sonra kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin milli mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vaat ettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiçbir zaman devlet olamadık. Türkiye Ermenistan’ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik. Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal edip sorumsuz kişilerin sözlerine büyük önem vererek, kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık. 1915 ‘de Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tâbi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Siyasal açıdan olgunlaşmamış ve dengesiz insanlara özgü bir şaşkınlık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaktaydık. Kaderden şikâyet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) milli psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir.”

***

Böylesine bıçak sırtı bir konuyu film yapmak oldukça risklidir. İsmail Güneş bu taşın altına elini koymak cesaretini gösterdiği için kutlarım.

Filmin ana ekseni 1915 tehcirinin (Ermenilerin iddia ettiğinin tam tersine) devlet güvencesinde ve itina ile yapıldığıdır. Bu itinaya Katırcı Salim karakteri üzerinden Türk’ün insancıl yönü de ilâve edilerek film milli bir omurgaya oturtulmuştur. Katırcı Salim “devlet vazifesi”ni hakkıyla ve mertçe yerine getirmiştir. Geniş planlarda İsmail Güneş kervanın geçtiği yörelerden unutulmaz görüntüleri belleğimize kazıma ustalığını göstermiştir. Karakter betimlemeleri de ustaca yapılmıştır. Zaten İsmail Güneş’in filmleri uzun yollar, derin insan hikâyeleri ile süslenmiştir. Kervan’da bu anlatımı çok güçlü sunarak filmin başından sonuna ustalığını sergilemiştir.

Kervan 1915 Türk sinemasının şartları dikkate alındığında zor bir prodüksiyondur. Yapımcılar ve yönetmenler o yüzden dönem filmlerinden uzak dururlar. Fetih 1453, Kırımlı, Çanakkale 1915, Çanakkale Yolun Sonu, Çanakkale Çocukları  gibi filmleri hatırlayalım: Cansız, ruhsuz, karton karakterler resmi geçit yaparlar. Konu alınan tarihi olaylar belgesel film mantığıyla yansıtılır.

Kervan 1915 yüreğe dokunan insan hikâyeleri ve güçlü karakterleri ile Türk sinemasının en iyi dönem filmidir. “Sanatın dili sevgidir” şiarının da en başarılı örneği yine bu filmdir.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500