SOLCULARIMIZIN GERİCİLİKLERİ

Sayın Cumhurbaşkanımız bir konuşmasında, bizim Komünistlerimizin çok geri kafalı olduklarından bahsetmişti. Türkiyemizin çok önemli yatırımlarına, yerli komünistlerimizin daima karşı çıktıklarını ve sudan gerekçelerle yapılan hizmetleri, anlatılmaz bir taassupla kötülediklerini ifade etmişti.

Sayın Cumhurbaşkanımız, âdeta benim tesbitlerimi dile getirmişti. Şimdi ben, gördüklerimi, bizzat yaşadıklarımı dikkate alarak yazıyorum. Ben dört defa Moskova’ da oldum. Azerbaycan’a on defa gidip geldim. Azerbaycan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan Cumhuriyetlerine ikişer defa gidip geldim ve o yeni Türk Cumhuriyetleri üzerine tam 101 TV programı hazırlayarak sundum. Bu programlardan altmış altısı devlet televizyonlarında, otuz beşi ise Samanyolu Televizyonu’nda yayımlandı. Yeni Türk Cumhuriyetleri üzerine program hazırlamakta, benim bir adım önüme geçen bir kimse olmadı. O bakımdan şimdi, bütün Türkiye ayağa kalksa beni, kanaatlerimden geri çeviremez. Sovyet Rusya’da bizzat gördüklerime, yaşadıklarıma, duyduklarıma, okuduklarıma dayanarak yazıyorum. Bizim solcularımız, komünistlerimiz, çağımızdan en az yüzyıl gerilerde kalan zavallı kafalardır. Kayıtsız-şartsız Moskova yeniçerileridir. İki örnek vermek istiyorum:

Sovyet Rusya kendi hâkimiyeti altındaki Türk topluluklarını, millî kimliklerinden koparmak istedi. Önce, onlarla aramızdaki alfabe birliğini ortadan kaldırdı. Sonra, Azeri’ye, Türkmen’e, Tatar’ a, Özbek’ e, Kırgız’a, Kazak’ a dedi ki: “Siz Türk değilsiniz. Türk başka, Azeri, Türkmen, Tatar, Özbek, Kırgız, Kazak … başkadır ve sizin diliniz, Türkçe değildir. Siz Azerice, Türkmen’ ce, Özbek’ çe, Kırgızca, Kazakça, Tatarca … konuşuyorsunuz. Moskova, hâkimiyeti altına aldığı Türk topluluklarının önce dillerini; sonra dinlerini yasakladı. Bütün Türkistan’ da 18.000 camimizi ya yaktı ya yıktı veya Allahsızlık merkezleri hâline getirdi. Önceleri, Türk toplulukları arasında Rusça bilenlerin sayısı %1 iken 1990 yılında, kendi ana dillerini tamamen unutan ve Rusça konuşan, Rusça düşünen ve yazan Türk topluluklarının sayısı %60 civarına yükseldi. Sosyalist sistem, yıkılmadan 60-70 yıl daha devam etseydi, 2050-2060 yıllarında, Sovyet Rusya’da Türkçe bilen, Türkçe konuşan soydaşlarımızın sayısı, parmakla gösterilecek kadar azalacaktı. Yani Türklük, Sovyetlerde yok olacaktı.

Şimdi burada çok önemli bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Eski Kültür Bakanlarımızdan Durmuş Fikri Sağlar, çok inanmış solcularımızdan biridir. Kültür Bakanı olarak bir gün dedi ki: “Hiç kimse bana, yurtdışında çalışan işçilerimiz dışında, Türk topluluklarından bahsedemez”.

Fikri Durmuş, millî sınırlarımız dışında kalan yüz milyonluk bir Türk topluluğunu, bir anda silivermişti. Niçin? Çünkü Moskova da aynen Fikri Sağlar gibi düşünüyordu. Daha doğrusu Durmuş, Moskova’nın ağzıyla konuşuyordu. Bizim solcularımızın çok büyük bir kısmı, Moskova’nın görüşleri dışına çıkamaz. Bizimkiler, Moskova’nın ağzıyla konuşurlar.

Şimdi lütfen dikkat buyurun. Sovyet Rusya, 1999 yılında, herhangi bir devletin müdahalesi olmadan, kendiliğinden gümbür gümbür yıkılıp gitti. Neden? Marksist sistemin ibtidâîliğinden, basitliğinden, geriliğinden! Burada, bazı rakamlar vermek istiyorum. SSCB yıkılmadan önce, (yüzölçümü bakımından) dünyanın en büyük devletiydi. Yer üstü ve yeraltı kaynakları bakımından da çok zengin bir ülkeydi. Fert başına düşen millî gelir 19.236 dolardı. Sovyet Rusya karşısında âdeta avuç içi kadar kalan ülkelerde ise fert başına düşen millî gelir, Sovyet Rusya’nın 3-4 katı idi: İsviçre’ de 84.989$, İsrail’ de 32.298 $, Avusturya’ da 50.504 $, İsveç’ de 61.098 $, Belçika’ da 48.110 $, Hollanda’ da 51.410 $ idi. İktisadi sistemlerinin geriliği yüzünden Moskova 1990 yılında, Doğu Almanya topraklarını, Batı Almanya’ ya iki trilyon € ya satmak mecburiyetinde kaldı.

Şimdi vereceğim yeni bir örneği, yaşları 70 civarında olanlar anlayabilirler: Bizim birinci Boğaz köprümüz, 1996 yılında düşünüldü. Temeli 1970 yılında atıldı. Bu münasebetle bütün solcularımız, Türkiye çapında müthiş bir propagandaya başladılar. Duvarlara, bir metre uzunluğundaki harflerle, “Köprüye Hayır!” diye cümleler yazdılar. O tarihte Başbakanımız, Süleyman Demirel’di. Solcularımız iddia ettiler ki Süleyman Demirel, zenginlerin arabası gelip geçsinler diye Boğaz’a köprü yaptırıyor. “Zap suyunun köprüsü yok, Boğaz’ a köprü yaptırıyor. Köprüye hayır!”

İstanbul seçmeni de solcularımızın tesiri altında kalarak Köprü’ye hayır dedi. İstanbul seçimleri, solcularımızın büyük yaygarası sonrasında “hayır”cı kişilerin zaferiyle bitti. İkinci köprü için solcularımız “Hayır” diyerek tepindiler. Şimdi bu iki köprüden sadece birisi, fazla değil sadece bir saat trafiğe kapansa İstanbul’un çekeceği büyük sıkıntıyı bir Allah bilir, amma solcularımız bilemezler. “Hayır” demeye devam ederler.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1588/solcularimizin-gericilikleri.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar