KUTSAL TOPRAKLARDA İSLÂM DÜNYASI

“Dünyada nasıl yaşanacaksa onun örneğidir” denilir hac için; insanlara saygılı, çevreye saygılı, mahlukata saygılı ve sabırlı...

Kâbe ise bütün müslümanların yönünde secdeye durduğu kutsal yapıdır. Haccın en büyük heyecan kaynağı şüphesiz Kâbe'yi ilk görüştür.

Otelimizden alınıp Kâbe'ye doğru yol alan serviste başladı o heyecan. Hani günlerdir susuz kalan bir çöl seyyahının yeşil bir vahaya doğru yürüyüşü gibi, hani yeni emekleyen bir çocuğun aylardır kaybettiği annesine doğru emeklerken duyduğu o sevinç, o heyecan, o mutluluk... Gecenin saat üçü, insanlar akın akın bu heyecanla yürüyorlar... Abdülaziz Kapısı’ndan giriyoruz, yürüyoruz, yürüyoruz...  Beytullah daha görünmüyor... Belki kısmen görünür diye başımı öne eğiyorum, revakların arasından kısmen görmek istemiyorum çünkü... Başımı kaldırdığımda bütün olarak göreyim, duygularım o anda patlasın, o hazzı bütün olarak yaşayayım... İndiğimiz merdiven basamaklarında gözlerim... Duruyoruz... İşte Allah’ın evi karşımda, işte ilk vuslat, işte ilk görüş...

Bedenimde tarifi imkânsız ürpermeler; ayak parmaklarımdan saçımın tellerine kadar... Hani demiş ya Koca Yunus: “Beni bende demen, bende değilim”... Şuurum dalgalanıyor, ellerimi duaya açıyorum ama aklıma bir şey gelmiyor... Sonradan öğrendim İmam Ebu Hanife’nin de şuuru dalgalanmış, dua için aklına tek kelime gelmeyince “Ey Allah’ım” demiş, "önceden yaptığım duaları sen biliyorsun...Şimdi aklıma hiçbir şey gelmedi." Çevremde olup bitenleri göremiyorum, gözlerim Kâbe'nin siyah örtüsünde kelebek kanadı değmesinde geziniyor, tavaf için insanlar dönüyor, benim de ilahî bir hoşluk içinde benim de başım dönüyor o anda...  Kulağıma sesler geliyor:

“Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk, La şerike leke lebbeyk.”

Sahi, daha önce kafilemizdeki bir arkadaş “Kâbeyi ilk gördüğünüzde yapacağınız dualar kabul olur” demişti... Biraz ticari gelmişti bu tavır bana... Ellerimi duaya açıp açmamakta oldukça geciktiğimi biliyorum...

Tavaf, bir mahşer provası... İhram, dünyevî bir giysi değil... Mahşer atmosferine girmeye yardımcı bir giysi... Yaşanan duyguların özetini Koca Yunus'ta buldum:

“Canlar canını buldum, bu canım yağma olsun

Assı ziyandan geçtim, dükkânım yağma olsun”

Sanırım, dördüncü tavaftaydı, içine girmiş olduğumuz duygu sarmalından dış dünyanın darbeleri çekip alıyor. İri yarı bir zenci arkamdan hızla gelip omuzuma darbe vurarak uzaklaşıyor. Kafile arkadaşım Ali Fuat Hoca:

“Maşallah darbelere dayanıklı olduğunu gördük” diyor.

Ali Fuat Örenç Hoca’nın en büyük korkusu, tavaf sahasındaki tekerlekli arabalar. Arkadan gelip “güm” diye vurduklarında derinizin yırtılıp ayak bileğinizdeki kemiklerin görünme tehlikesi içindesiniz her daim. İki elini göğsüne yumruk yapıp, bunları kamyon tamponu olarak kullanan diğer ülke hacıları arkanızdan öyle sert itiyorlar ki...

O kalabalığın içinde gözüm, Türk hacılarını aradı... İslîm’ın zerafeti, edebi 17 devlet mirası taşıyan soydaşlarımda hemen fark ediliyor. Bu farkın kesinlikle en net görülebildiği yer Kâbe. Kutsal topraklar bir bakıma milletler, kültürler panayırı... Bu sergide gezegenimizin her kıtasından gelme insanlardan söz edebilirsiniz ama ortak bir medeniyet dilinin olmayışı insanın içini burkuyor ister istemez. Medeniyet dilinden vazgeçtim Arapça dualar dışında ibadetlerde bile birlik yok... Ve bütün Müslüman milletlerin fukaralığı, geri kalmışlığı nesnel bir gerçek olarak karşınızda.

Allah’ın son resulüne, son kitabına, son dinine iman etmiş Müslümanlar bu halde mi olmalıydı? Kâbe ile ilk karşılaşma anı ne büyük bahtiyarlıksa, Kâbe ve çevresindeki insanların hâl ü pür melâli de yürek burkan bir acıydı.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1565/kutsal-topraklarda-islm-dunyasi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar