HİZAYA GELMEK YA DA SAF TUTMAK

“Hizaya gel” komutu, askerin cetvel gibi düzgün dizilişini ifade eder; bu kişilerin düzgün ve aralı sıralanması demek. “Hizaya gel” denildiğinde, kişi münferit bir dizilişin içindedir, herkes aynı çizgide bulunmak itibariyle bir topluluğun içindeyse de; kişi, bir diğerinden bağımsız ve kopuktur.

“Saf” ise, en başta cemaat olmanın çağrısıdır. Cemaat yani çeşitli siyasi, sosyal ve mali kaygılardan uzak yalnızca Allah rızasını önceleyen “cami cemaati”.

Üstat Necip Fazıl, “Arının balının doldurulduğu petek nizam ve hendesesi içinde “saf” tabir edilen sıra ve hiza şiiri, imamın arkasında, bütün bir cemiyet yapısının da remzi”dir diyor.

Saf tutmak, yanındaki mümin kardeşinin omuzuna olabildiğince sokulmak, Müslüman kardeşinin sıcaklığını hissetmek demektir.

Namaz saflarında bir ve beraber olanlar ancak düşmana karşı da birlikte mücadele edebilirler. “Hiç şüphesizi Allah, kendi yolunda, duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever” (Saf, 61/4) ayeti bu hakikati ihtar eder.

Hikmet Peygamber’i (s.a.v.), bir Hadislerinde: “Saflarınızı sık ve düzgün tutun, yoksa Allah aranıza düşmanlığı sokar” (Buharî, Ezan, 71) buyurmaktadır. Zira bir Müslümana namaz saflarında mesafeli durmak, sosyal hayatta da uzaklaşmayı doğurur.

Hz. Peygamber (s.a.v.) şu ihtarı da yapar: “Saflarınızı sıklaştırın, yoksa şeytan saflarınızın arasında gezinir” (Ebu Davud, Ferdu’s-Salat, 94; Neseî, İmamet, 28). Saf esnasında vücudunun sıcaklığını yanımızda hissetmediğimiz mümin kardeşimiz ile araya mesafe koymuşuz ve Şeytan çeşitli bahanelerle aramızda dolaşıyor demektir.

Zira “ayrışmayın, kalpleriniz de ayrışır” (Ebu Davud, Ferdu’s-Salat, 96) buyuruyor Yüce Peygamber (s.a.v.).

Demek ki, ilk ayrışma namaz saflarından başlıyor. Namazdaki kopuş, sosyal hayatın bütün alanlarına sirayet eder. Kalpler bir kez ayrıldı mı, onu birbirlerine bağlayacak ikinci bir bağ neredeyse yoktur. Araya ırklar, renkler, görüşler, mezhepler, coğrafyalar girer.

Bu tür bir ayrılığın hangi vahim ve vahşi sonuçlar ortaya koyacağına şu olay ibretlik bir örnektir:  Anne ve babası müşrikler tarafından işkence ile öldürülen Ammar b. Yasir’in (r.a.) kendisi de, Müslümanlarca saltanat davası adına işkenceyle öldürülmüştür. İki kişi Ammar’ın kellesini alıp Muaviye’ye getirdiklerinde, her biri Muaviye’ye yaranmak adına “ben öldürdüm” iddiasıyla çekişirlerken dahi Sahabe Amr İbn As, “Vallahi siz ancak cehennem için çekişiyorsunuz. Zira Resulullah’ı (s.a.v.) şöyle derken işittim: “Ammar’ı asi bir topluluk öldürecektir.”

Siyasi ayrılık, Resulullah’ın (s.a.v.) en gözde Sahabelerinden birinin hunharca katledilmesine fetva çıkarabilmiştir.

Keza Resulullah’ın torunu Hz. Hüseyin’i katletmeye gelenler, “Hz. Peygamber’in torununun arkasında namaz kılmak çok faziletlidir” diyerek arkasında Cuma namazlarını eda edip ardından gözlerini kırpmadan katledebilmişlerdir.

Bu olay siyasî ayrılığın, Müslümanın zihnini nasıl iğdiş edebildiğini gösteren çok ilginç olaylardandır biridir.

Günümüzde de, çeşitli sebep ve konular yüzünden birbirimizi rahatlıkla boğazlayabilmekteyiz.

Saflardaki ayrılık, sosyal hayata, oradan da düşmanca tavırlara varabilmektedir.

O halde, hiçbir bahaneye sığınmadan İslamî esasları merkeze alan bir anlayışla birleşmek ve saflarımızı sıklaştırmak zorundayız. Yoksa ırkımızı, rengimizi, dilimizi, coğrafyamızı kullanarak bizi ayrıştıranlar, bizi hizaya getirmesini de bilirler.

Nitekim her gün, bunun bir yenisini deniyorlar.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1559/hizaya-gelmek-ya-da-saf-tutmak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar