KUZEY IRAK, KERKÜK, MUSUL, ERBİL…

Kerkük trajedisini ilk duyduğumda herhalde 16-17 yaşındaydım. Ege Üniversitesinde öğrenci olan bir Kerküklüden, yıllardır yaşanan Kerkük trajedisini, Kerkük ağzı ile dinlemiştim.

Kerkük önce politik bir mesele olarak girdi benim dünyama, sonra buna kültürel zenginlikler de eklendi. O güzelim Kerkük türküleri!… Türkü dünyamın büyük coğrafyasından biri olan ve Urfa, Diyarbakır ve Elazığ’ı da içine alan o türkü coğrafyası!…

Sonra 1976’da üniversite için Ankara’ya gidiş… İsmet Hürmüzlü rahmetlinin yazıp sahnelediği bir Kerkük dramı… Uzun yıllar dost olacağımız bazı arkadaşları o tiyatro vesilesiyle tanımıştım…

Trajediler, türküler, hüzünler!...

Kendimi bildim bileli Kerkük ve Musul, Erbil konusunu, zihnimde her zaman canlı tutmuşumdur. Ben ve benim gibilerin Kerkük ve Kuzey Irak meselesini zihinlerinde canlı tutması yetmiyor; siyasetin de bu konuda bir şeyler söylemesi lazımdı.

Siyaset söyledi!...

Önce 1990’larda rahmetli Özal Kuzey Irak meselesine el attı ve o yörede Türkiye’nin etkinliğini tesis etmeye çalıştı…

Sonra, Kerkük’te tapuların yakılması üzerine rahmetli Ayvaz Gökdemir sert bir çıkış yaptı!...

Şimdi de, Sayın Cumhurbaşkanımızın erkek sesi!...

Kerkük ve Kuzey Irak meselesine, devletin zirvesi bu kadar etkin bir şekilde ilk defa giriyor!... 1923 Ağustos’undan beri beklediğimiz bir sesti bu.

CEHALET MUTEBER OLMUŞTU

Bizim gibiler, Misak-ı Millî ve daha ötesi bir düşünce pratiği ile yetişmiştik ama 1923 Ağustos’undan itibaren, Misak-ı Millî’yi unutan bir cehalet muteber oldu.

Irak’ın ikinci defa işgal edilmeye sürecinde, Kerkük ve civarı tekrar gündeme geldi ve yanılmıyorsam 2008de, bir ODTÜ Sosyoloji Profesörü (Tatile çıkan Ayşe miydi acaba?), “Yakın zamana kadar Kerkük’ten haberimiz yoktu. Gündemimize son zamanlarda girdi.” dedi; iyi mi?

Korkak, içine kapalı, edilgen bir aydın tipi yaratılmıştı Lozan’dan itibaren… Bu sosyoloji profesörü ve benzeyen türdeşleri, hep o psikolojinin konformist çocukları idiler. Onlara göre, Milli Mücadelede ölenlerden sonra ölmeye değmezdi. Onların bizim için ölmeleri yeterdi. Bundan sonra vatan tehlike altında kalacak olursa, bir yolunu bulup ölmeden çözmek gerekiyordu. Şayet ölmek gerekirse, onlar ölmesin, bu topraklar uğruna seve seve ölecek pek çok vatan evladı vardı; onlar ölsündü. Bunlar, sıkışınca Avrupa veya ABD’ye de kaçarlar ve rahat hayat yaşarlardı…

YENİ MODA MUHALİFLER

Özellikle Kuzey Irak’ta İsrail destekli bir devletçik kurulmasına gayret eden Barzani’nin uyduruk 25 Eylül referandumu döneminde, Kerkük ve civarı politikasında cehalet tekrar nüksetti. Hem de iki cepheden birden… Partizan cumhuriyetçilerin Kerkük meselesindeki tavırlarını ezelden beri biliriz. Hepsi Lozancı olduklarından, 1923’ün teslimiyetçi politikası çerçevesinde yazar ve konuşurlar. Onlara göre, bizim Kerkük diye bir meselemiz olmamalı; Kuzey Irak konusu bizi ilgilendirmez. Türkiye bu konuda kılını kıpırdatmamalı. Nihayetinde olup bitecekler, bizin sınırlarımız dışındadır. (Bkz.: Ertuğrul Özkök ve türdeşlerinin yazıları)

Hadi bunu partizan cumhuriyetçi ve Lozancı yazar-konuşur takımından okuyup duymaya alışmıştık ama son haftalarda, iktidarı destekleyen  Hakan Albayrak da tam bir “Kuzey Irak’tan, Kerkük’ten, Musul ve Erbil’den bize ne!...” havasında yazılar yazmaya başladı.

Yani partizan cumhuriyetçiler ile “bir kısım İslamcılar” (Sevgili İsmail sen üzerine alınma.) Kerkük ve Kuzey Irak meselesinde aynı çizgide buluştular…

Bu son derece normaldir!...

Bunların vatan endişesiyle kahir ekseriyetin vatan endişesi aynı değil ki… Bunlara göre Kuzey Irak’ta ve hatta Kuzey Suriye’de İsrail destekçisi bir Kürt devleti kurulursa kurulsun! Herhangi bir uluslararası strateji izi taşımayan bu tür safsatalar, bundan sonra, bu ülkenin fikir atıkları olmaktan öte bir şey ifade etmez.

DURUŞUMUZ

Şu anda Kuzey ırak ve Kuzey Suriye konusunda Tayyip Beyin durduğu yer doğrudur. Düşündüklerimizi yüksek sesle ifade etmezsek, Lozan ezikliğinden asla kurtulamayız. Tayyip Bey, Şubat-Mart 1923’te Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey ve Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey’in durduğu yerde durmaktadır. Yani Misak-ı Millî’de durmaktadır. Bu duruşun içini doldurmak ve sonuç alıcı bir muhteva ile Ortadoğu coğrafyasını kandan arındırmak lazımdır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1549/kuzey-irak-kerkuk-musul-erbil.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar