HACI BAYRAM-I VELİ

Eklenme Tarihi: 24.09.2017 15:41:21 - Güncellenme Tarihi: 17.02.2020 04:00:54

             Hacı Bayram-ı Veli 1352 yıllarında Ankara?nın Altındağ İlçesi Çubuk çayı üzerinde Zülfadl (Sol-Fasol) mevkiinde dünyaya geldi. Gerçek adı Numan bin Ahmed bin Mahmud?dur.  Her ne kadar gençliği hakkında pek teferruatlı bilgi sahibi olmasak da şu bir gerçek gençliğini Ankara ile Bursa?da bulunan âlimlerden ilim öğrenmekle geçirmiş olduğu besbelli. Zaten gençliğini boş yere geçirmiş olsa doğup büyüdüğü Ankara?nın o zaman ki adıyla Engürü?de Melike Hatun?un inşa ettirdiği Kara medresesine müderris olamazdı. Fakat müderrislik vazifesi de bir yere kadardır, ileri ki yıllarda ruhunda hep bir şeylerin eksik olduğunu fark ettiğinde Somuncu Babadan (Hamideddin Veli?den)  gelen davet adeta imdadına yetişecektir. Düşünsenize Şeyh Şüca-i Karamani sırf bu iş için görevlendirilip Kayseri diyarından Engürü?ye gelir. Öyle ya, madem elçiye zeval olmaz, o halde Numan bin Ahmed?le karşılaştığında Mürşidinin davetini iletecektir. Davet gayet net ve açık: O?na selamımı söyle ve davetimi söyle. Al getir, o bize gerek..? davetidir. Böylesi davete can kurban,  tam da Solfasollu Numan?ın ruhunda hissettiği arayışı giderecek bir davetti bu. Derhal medresede okuttuğu talebelerle helalleştikten sonra elçiyle birlikte çoktan yola koyulup davete icabet edecektir. İyi ki de Numan davete icabet etmiş, Somuncu Baba?nın dergâhına varmakla ?bayram o bayram ola? bir gün yaşayacaktır.  Nasıl mı? İşte kurban bayramına denk gelen bir günde biat edip ?Bayram? lakabı almakla elbet... Sonrasında ise diyar diyar gezip Hac farizasını birlikte ifa ettiklerinde bu kez Bayram ismin başına  ?Hacı? lakabı da alıp Aksaray?a geldiklerinde halifelik icazeti ve vekilliği alarak tam manasıyla çifte bayram yaşayacaktır.  İşte o gün bugündür kendisi hep Hacı Bayram-ı Veli olarak yâd edilir.  Nasıl yâd edilmesin ki, Somuncu Babanın kendisi için layık gördüğü ismin ve vekilliğin hakkını tasavvuf yolunda büyük ilerlemeler kaydederek vermiş zattır o. Hiç kuşkusuz tasavvufta yol bir bilenle aşılır. Zaten öyle de olup,  Somuncu Babanın 1412 yılında Aksaray?da vefatının ardından tekrar Engürü?ye dönüş yapıp irşad postuna oturduğunda etkisini gösterecektir. Hele etrafında git gide kalabalık sayısı arttıkça ilgi odağı olur da. Ancak bu denli çekim merkezi olmasında bir takım fitne odaklarının tahrikiyle II. Murat endişeye kapılacaktır. Neymiş efendim güya Ankara?da Hacı Bayram adında bir kişi kendine göre bir yol tutturup halkı başına toplarmış, üstelik padişahın aleyhine konuşarak saltanatına kastedermiş. Bunun üzerine padişah emrindeki birliğe şu talimatı verir:

        ?-Tiz getirile, eğer gelmezse zincire vurularak getirile.?

        Elbette ki ferman padişahındır,  ama yeryüzünde hangi Allah dostuna haber salınsa fermansızda gelecekleri muhakkak. Nitekim Hacı Bayramı Veli?de kendini almaya gelen birliği Ankara sınırında hoş sedayla karşılayacaktır. Gerçektende bu karşılamayla onca hazırlığın, onca sevk ve idarenin gereksiz olduğu anlaşılır. Zaten padişahın huzuruna çıktığında dedikodu kazanının heveslerini kursaklarında bırakacak manevi tasarrufatla bir gönül kaynaşması vuku bulur da. Öyle ki,  II. Murat?ı kendinden alıp kendine getirecek bir gelişme yaşanır o an.  Sanki Padişah II. Murat gitmiş yerine sade bambaşka biri gelmişti. İşte Allah dostunun nazarı böyle bir şeydir, değişmemek ne mümkün.  Hatta sabaha kadar birlikte sohbet edip böylece II. Murat durduk yere endişe etmenin yersiz olduğunu idrak etmiş olur. Ve o büyük zatı sarayından uğurlayacağı sırada  ?Dile benden ne dilersen vereyim? iltifatında bulunurda.  Ancak o büyük velinin hiçbir şekilde hediye kabul etmeyeceği malum, ama yinede Padişahın ısrarı üzere dayanamayıp şöyle der:

       ?-Madem öyle, talebelerim üzerinden vergi ve asker mükellefiyeti kaldırılsın bu kadarı kâfidir.?

           İşte bu vedalaşma konuşmalarının akabinde padişah bu isteği tereddütsüz kabul edip o büyük Veliyi Edirne?den Ankara?ya (Engürü?ye) gönül hoşnutluğuyla uğurlayacaktır.

          Ankara?ya dönüşü de bir bambaşkadır.  Müritlerin sayısı eskisinden daha da üç beş misli daha artış kaydedecektir. Ancak bu durum Ankara?nın mali ve askeri düzenini sarsan durum ortaya çıkarması hasebiyle civar illerdeki bir takım emirlerin dikkatinden kaçmayacaktır. Derhal padişaha durumu arz edip şikâyetlerini şöyle bildirirler:

        ?-Ankara artık hem  asker, hem de  vergi vermez oldu..?

         Emirler şikâyet ilete dursunlar Yüce Allah?ın şikâyetlerini bertaraf edecek feraseti o büyük veli dostuna verir de. Padişah her ne kadar bir zaman yakından tanıma şerefine nail olduysa da, sonuçta o sadece Hacı Bayram-ı Veli?nin hizmetinde bir padişah değil,  yediden yetmişe hemen herkesin ulu?l-emriydi. Dolayısıyla şikâyet nerden gelirse gelsin zahiren vazifesini yapması gerekirdi. Bu durumda ister istemez Hacı Bayram-ı Veliden talebelerinin sayı ve listesini talep edecektir.  İşte bu talep üzere Hacı Bayram-ı Veli gizlice Ankara?nın Kanlıgöl mevkiinde bir tepeye çadır kurdurup içerisine de iki koyun koydurduktan sonra bir tellal aracılığıyla ?Bize intisap eden herkes bu tepeye gelsin? talimatını verir. Zaten sabah olduğunda tellalın ağzından dökülen ?Duyduk duymadık demeyin? duyurusuyla başlayan ilk cümleler tüm talebelerinin çadır etrafında toplanmasına yetecektir. Tellal bu kez toplanmış kalabalığa şu çağrıyı yapar:

       ?-Şeyhimiz hastadır. Kim şeyhimiz için canını feda ederse inşallah hastalıktan kurtulacaktır.?

           Duyuru iyi hoşta, kalabalıklar şimdiye kadar hiçte alışık olmadık bir duyuruyla karşıya kaşıyaydılar,  hemen ?Bu ne biçim mürşitlik, bu nasıl müritlik?  şeklinde homurdanacaklardır. Ve onca kalabalıklar arasından bu çağrıya sadece bir kadın mürit, bir erkek mürit icabet eder.  Öyle ya iki kişi de olsa çadıra alınmalıydı, alınır da.

          Evet,  artık nefeslerin tutulduğu an gelmişti. Her iki can yürekte çadıra alındıklarında kurban hadisesi gerçekleşir, aslında kurban olan o iki can yürek değildi, koyunlardı. Tabii iki koyunun çadıra alındığından haberi olmayan halk,  çadırdan sızan kanları gördüğünde dehşete kapılıp etrafa üşüşeceklerdir. Böylece bu elim vaziyet içerisinde ?Şeyh delirmiş,  galiba aklını yitirmiş? deyip oradan uzaklaşacaklardır.  

         Ahali uzaklaşa dursun Hacı Bayram-ı Veli padişaha benim iki talebem olduğunu (Bir rivayete göre bir buçuk müridim olduğunu söylemiş, zira İslam fıkhında erkeğin bir, kadının ise iki şahitliğinden ötürü olsa gerektir) ve bundan böyle diğerlerinin üzerinden hem askerlik hem de vergi muafiyetinin kaldırılmasını bildirir mektubu çoktan gönderir bile.

       Artık Hacı Bayram Veli?nin ömrünün son demleriydi. Bu arada Padişah tüm bu süreçte yaşananlardan etkilenmiş olduğu o kadar her halinden net belli eder ki; bu kez o büyük veliden bir istekte daha bulunur. Der ki;

       ?-Tasavvufta kalıp manevi lezzet tatmak istiyorum.?

        Hiç kuşkusuz bu istek kabul görmeyecektir,  o?nu bu yola layık görmediğinden değil elbet. O büyük Veli şu gerekçeden dolayı sözlerine açıklık getirir de. Der ki;

        ?-Senin bir günlük adaletle ülkeyi idare etmen altmış yıllık ibadete bedel olduğunu, ülke idaresi daha mühimdir.?

          İşte görüyorsunuz böylesi bir kelam karşısında dil sükût lehçesine bürünmekten başka ne yapabilir ki. Belli ki her şey bu mana yüklü kelamda gizli. Ve bu kelam gelmiş geçmiş gelecek tüm hükümdarları kapsayacak bir nasihatname özelliğine de sahiptir. Yeter ki Ümmet-i Muhammed?in dirlik ve düzeni için her iş başına gelen idareci bu nasihatnameyi başucu rehberi yapsın bak o zaman ülkemizin semalarında ilelebet gerçek manada bayram havası eseceği muhakkak.

          Hacı Bayram-ı Veli her fani gibi tarihler 1429 yılını gösterdiğinde Hakka yürüyecektir. O şimdi Ankara?nın Ulus Meydanı yukarısının Hacı Bayram camiin yanında ki türbede medfundur. O türbe var oldukça biliniz ki Ankara o ölçüde mana yüklü başkent olarak adından söz ettirecektir. Nitekim TBMM?nin açılışının Hacı Bayram-ı Veli camiinde cuma namazını müteakip dualarla açılması bunun ilk işaretiydi zaten. Hakeza o günden bugüne Hacı Bayram Camiinin hınca hınç ibadet edilir mekân olması ve merkadının çok sayıda ziyaret akınına uğraması adından söz ettirmenin başka bir göstergesidir.

                  Velhasıl;  Hakikat yolunda her günümüz bayram oldukça kıyamete dek o büyük Velinin gönüllerde bayram yaşatacağına inancımız tam olacaktır.

                  Vesselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1539/haci-bayram-i-veli

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM