RACONU BIRAKIN DA ANADOLU’YA KULAK VERİN!
Kerime Yıldız

RACONU BIRAKIN DA ANADOLU’YA KULAK VERİN!

 

Geçen hafta sonu bir komşumla birlikte memleketine gittik. Birkaç ilçeyi gezdik. Köylerine çıktık. Yöre halkıyla kendimi tanıtmadan sohbet ettim. Aman Allahım! Bir dokun, bin âh işit!

Neden kendimi tanıtmadan? Çünkü yazıp çizdiğinizi duyanlar, rahat konuşmuyorlar; gerçek fikirlerini söylemiyorlar.

Önce bir düğüne uğradık. Konu, FETÖ mağdurlarına geldi. Bir adamcağız, “Bizimle dalga mı geçiyorlar? Onların okulunda okuyan, bakan olsun; çocuğunu dersaneye yollayan da ihraç olsun!” diye sitem etti.

Bir köy ziyâretimizde bugüne kadar Ak Parti’ya oy vermiş bir âileye misâfir olduk. Oğulları işten çıkarılmış. Baba, “Bir suçu yoktu. Biz bu devlete ne ettik?” diye hayıflandı. Konuşmasından referandumda hayır verdiğini hissettim. Biraz üsteleyince “Artık oy yok!” dedi. Daha ötesini, 2019’u bilmek istedim. “Karşı tarafa verecen ki iyice otursun.” demez mi? Şaşırdım kaldım. Yandaş medyaya da saydı sövdü: “Bizi gandırdıklarını sanıyolar. Kimse inanmıyo artık!”

Bir hasta ziyâretine gittik. Konu, gene aynı. Niçin aynı? Fetö mağduru bir yakını olmayan âile, neredeyse yok gibi. Esnaf oğlu suçsuz yere dört buçuk ay yatan anne, oğlu serbest kaldığında torunlarının nasıl feryâd ettiğini anlatırken gözyaşlarını tutamadı. Önce ölüm haberi geldi sanmış. Oğlu tutuklandığında savunacak Ak Partili veya MHP’li avukat bulamamışlar. Hepsi reddetmiş. Sonunda istemeye istemeye CHP’li avukat tutmuşlar.

“Ama oğlunuzu ihbar eden olmuştur.” dedim. “Oldu tabii! Kim olduklarını da biliyoruz. Asıl onlar cemaatçi. Kendilerini kurtarmak için oğlumu yaktılar.” cevâbını verdi. Asılsız ihbarın farkındalar ama ihbarların yolunu açıp itibar eden hükûmete çok kızgınlar.

Darbenin ertesi günü Kızılay’ın ortasında bağıran kadın aklına geldi. “Eve gidince cemaatçi komşularımın hepsini ihbar edeceğim. Benim âbim filanca yerde çalışıyor. Bunların ne olduğunu iyi biliyor.” diye bağırıyordu. Söylediği kurum, cemaatle yatıp cemaatle kalkan bir kurumdu.  Demek ki kendini kurtarmak için başkasını yakma furyası, hemen ertesi gün başlamıştı.  Bir başka hanım ise “Bunların dersanelerine verdiğim para haram olsun!” diye bağırıyordu. Kadını biraz yokladım. Ak Parti teşkilatındanmış. Sonrasını bilemem. Kandırıldığı için affedilmiş olabilir.

Hasta ziyâretine dönelim. Göz ucuyla birlikte gittiğimiz yaşlı anne babaya baktım. Onlar da ağlıyordu. Nasıl ağlamasınlar? Oğulları, suçsuz yere on bir buçuk ay yattı. O feryâdı iyi biliyorlardı. İlk mahkemede savcı tahliye isteyip hâkimler tam tersi karar verince torununun, “Baba!” diye attığı çığlığı, kulaklarımızdan hiç gitmedi. Tahliye olduğunda neredeyse sevinçten akıllarını kaçıracaklardı.

Bakmamak için direndiysem de sonunda boş yere hapis yatan oğullarına dönüp baktım. Belli etmeden ağlıyordu. Yataktaki hastaya baktım, o da ağlıyordu.

Çaktırmadan 2019 yoklaması çekeyim dedim. “Ama böyle giderse 2019 tehlikeye girer.” deyince gözü yaşlı anne, gâyet çaktırarak cevap verdi. Elini şöyle bir sallayıp, “O iş geçti galli!” dedi.

Oradan ayrıldığımızda “suçsuz yere on bir buçuk ay yatan” yol arkadaşımız, öfke patlaması yaşadı. “Ne ihraç olduğum ne de hapis umûrumda! Vatan hâini damgası beni öldürüyor. Devletimiz, bunu bir an evvel düzeltmeli, bizim gönlümüzü almalı.”

Evet, devlet, bir an evvel bu insanların gönlünü almalı. Yoksa 2019, ciddi ciddi tehlikede.

Eve dönünce bir öğretmen arkadaşımı arayıp bu intibâlarımı anlattım. Hatta latife olsun, biraz güldüreyim diye, Eşofmanlı Şevket Hoca tarzında devam ettim:

“Hepsi ağlıyor. Yataktaki hastaya baktım; o da ağlıyor. Amma Ayten kızımız, hâlâ bir yerlerde racon kesmekle, kul hakkı yemekle meşgûl.”

Gülmekten katıldı. “Gülecek ne var?” derseniz, okulların ilk günüydü ama arkadaşım, açığa alındığından evdeydi. Gülmek var ki ağlamaktan beter…

Referandumda oy tahminimi soran bir siyâsetçiye, “Elli, elli beş arası iyidir. Daha fazlasını hayâl etmeyin.” demiştim. İnanmamıştı. Çünkü çevresindeki dalkavuklar, yüzde 60-70 diyorlardı. Oysa ben, halkı incelemiştim.  

Uçağa binip resepsiyona çağrılınca her şeyin iyiye gittiğini zanneden Aytenler, referandum gerçeğini ölçmedikleri gibi yukarıları da kandırdılar. Artık racon kesmeyi bırakıp halkın arasına karışsalar iyi olur. Yalnız kendilerini tanıtmasınlar. Hatta kılık değiştirsinler. Tanıtırlarsa doğrulara ulaşamazlar. Bir de yuhalanma riskleri var artık.

Benim derdim, 2019 başkanlık seçimi. Hâlâ toparlanma ihtimâlimiz var. Bu ihtimâl varken ikbâllerinin derdine düşen köşe yazarlarının raconlarıyla mı vakit geçireceğiz?

Yalnız yerel seçimler için pek iyimser değilim. Gözü yaşlı anne gibi “O iş geçti galli!” diyesim geliyor.

 

BİR POŞET KİRAZ

Geçen Ramazan ayında yukarıda bahsettiğim komşumla ve çocuklarıyla iki günlük seyahate çıktık. Eşi hapisteydi. Çok bunalmışlardı. Biraz efkâr dağıtsınlar istedim. Bir Anadolu şehrine gittik.

Önce, oğulları Ak Parti’den ikbâl bekleyen bir ahbâbımıza misâfir olduk. Oğlan, sosyal medyada yazdıklarını papağan gibi tekrar edip sözü, fetöcülere getirdi. Hemen arkasına dolanıp arkadaşıma ve çocuklarına “susun” işâreti yaptım. Bir tatsızlık çıksın istemedim. Anne baba çok kıymetli insanlar. Oğlan, arkadaşımın durumunu bilse mağdur olup olmadığına bakmadan evden kovabilirdi. Neyse ki misâfirliğimizi diken üstünde tamamlayıp kendimizi öğretmenevine attık.

Ertesi gün bir bağevine misâfir olduk. Bağın sâhiplerine durumu söyledim. Bu gönlü kırık âileyi rahat ettirmek için ellerinden geleni yaptılar. Bir ara evin babaannesi, komşumu bir kenara çekip, “Üzülme kızım, hepsi geçecek.” diye teselli etmiş. Tam bağdan ayrılacakken evin küçük oğlu, elinde bir poşet kirazla çıkıp geldi. Meseleyi sonradan duyunca bağın en güzel kirazından toplamış. “Al bacım, bu kiraz uzun dayanır. Dolaba koy, çocuklar her gün yesinler.” diyerek komşuma verdi.

Şimdi baba, tahliye oldu. Gönlü, çok ama çok kırık. Devlet baba, bir poşet kirazla gönül almayı bilen vatandaştan daha fazlasını yapmayı bilir elbette.

 

TEOG BAYRAMI

Hepsini yaşadım. OKS, SBS, TEOG.. Bütün kâbusları yaşadım. Saçım başım ağardı. Beş numarada pilim bitti artık. Allahtan çocuk bizden akıllı. Geçenlerde maç seyretmek isteyince, “Okullar açılacak. Biraz hazırlık yapmalısın. Test çözersen seyretmene izin var.“ dedim. Demez olaydım. “Kalsın, maç seyretmem.“ dedi. Arkasını dönüp gitti.

Kimin, nerede, ne zaman açıkladığı umûrumda değil. Zarârın neresinden dönülse kârdır. Üstümüzden dağlar kalktı. Bilgiyi ölçmeyen, fırsat eşitliği olmayan bir garâbetten kurtulduk.

 

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Mütegaid Talebe     0000-00-00 Elinize,kaleminize sağlık Kerime Hanım...Devleti yönetenler ,hem kul Hakkını biliyorlar ,hem de böyle nice acılar yaşanıyor maalesef ...Bizleri birbirimize bu kadar kimseler düşüremezdi ama durumlar ortada ...Şu miladı ,15 temmuz diye açıklasaydılar çoğu sıkıntı yaşanmayacaktı..Allah mazlumlara va suçsuzlara sabır versin...Yarın ahirette Hakkı'n Divanında kurulacak mahkemelerden çekinmek lazım ...AEO...Selametler...