BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA

Eklenme Tarihi: 17.09.2017 18:37:52 - Güncellenme Tarihi: 24.02.2020 05:20:53

                                                          

            Bereketzade İsmail Hakkı Bey şöyle der: ?zahiri hande-feza, batını hikmet-nümâ.?            İşte Nasreddin Hocanın siluetini ortaya koyan tasvir bu cümlede gizli. Gerçekten de zahiren baktığımızda bizi güldüren şahsiyet batını  (içte) olanak baktığımızda da bizi düşündüren deha şahsiyet olarak karşımıza çıkmakta. Derken güldürürken düşündürmek bize has bir kültür kodu olarak kayıtlara geçer de.

            Ancak şu da var ki kültür kodlarımız ve kültür dehalarımız bizim sınırlarımızın dışında ki coğrafyalarda daha çok yankı bulmakta.  Nitekim UNESCO?nun 1991 yılını Yunus Emre, 1996 yılını Nasreddin Hoca,  2007 yılını da Mevlana yılı ilan etmesi bunun bariz göstergeleridir. Bu demektir ki,  kültür mimarlarımız dünya çapında evrensel nitelik kazanabiliyor.  Tabii ki kültür mimarlarımızın evrensel nitelik kazanmasında gocunmayız,  ama kimi ülkelerin evrensellik kılıfı altında kendi zimmetlerine geçirme eğilimine girdikleri de bir vaka.  Nasıl mı?  Mesela Yunanlılar hala bugün olmuş Nasreddin Hocayı kendi kültür dairesi içerisinde gösterme çabasından vazgeçmiş değillerdir.

          Peki, bu arada biz ne yapıyoruz? Maalesef biz ise tüm bu olup bitenlere seyirci kalmakla işi geçiştiriyoruz. Oysa biz vurdumduymaz oldukça Yunanlılar Karagöz oyunlarımıza da çengel atıp sanki kendi halk sanat ürünüymüş gibi sergileme işgüzarlığında bulunabiliyor. Madem öyle artık bu vurdumduymazlığa son vermek lazım gelir. Ama nasıl? Yapılacak olan iş gayet basit, bikere başta Kültür Bakanlığı olmak üzere diğer yakından uzaktan kültür alanıyla alakalı tüm sivil ve kamu kuruluşlarını harekete geçirmekle elbet.  Daha da yetmedi yediden yetmişe hemen herkesi bu hususta duyarlı hale getirecek ortamı hazırlamalı ki; kültürel dehalarımız evrensellik yaftası altında tek tek elimizden çıkıp başka ülkelerin tekeline geçmesin. Bakın bir Yunanlı Tarih Profesörü ne diyor: ?Yunanlılar Ezop ve Diyojen?den sonra yeniçağlarda böyle bir tip üretemeyeceklerini bildiklerinden Hoca?ya sahip çıkıyor.?  İşte bu ifade meramımızı anlatacak türden ifadedir. Aynı zamanda bu ifade bir gerçeği itirafıdır. Tüm cümle âlem şunu iyi bilsin ki Nasreddin Hoca bu coğrafyanın bağrından çıkmış ve Latif Hikemiyât-ı lisanıyla milli kültürümüzün dışa açılan gülen yüzüdür. Siz siz olun bu dışa açılan gülen yüz dehamıza farklı misyonlar biçerek sahiplenmeye kalkışmayın. Zira sahiplenmeye kalkıştığınızda abesle iştigal durum olacaktır. Her ne kadar Latif Hikemiyât-ı lisanıyla ağzından dökülen her bir nükte ve her bir fıkranın muhatabı tüm insanlığı kapsasa da olsa da, bu demek değildir ki kimi ülkelere sahiplenmek hakkı versin. O gerçek çehresiyle yerellikten evrenselliğe uzanan çizgide yediden yetmişe hemen herkesin istifade edeceği zahiri hande-feza, batını hikmet-nümâ Hocamızdır

          Evet, istifade etmek başka bir şey sahiplenmek başka bir şeydir. Dolayısıyla bizim açımızdan Nasreddin Hocayı tüm dünyaya açılan penceremiz olarak addederken,  bilhassa batı açısından da sahiplenmemek kaydıyla solmuş soğuk yüzlerini güldürecek zahiri hande- feza olarak addederiz. Hakeza Yunus Emre ve Mevlana?mızı da tüm insanlığın sevgi susuzluğunu giderecek sevgi iksiri olarak addederiz. Kelimenin tam anlamıyla hangi ülke olursa olsun sonuna kadar kültür dehalarımızdan istifade edebildikleri kadar istifade etmelerine ?evet? derken, sahiplenmeye kalkışıldığında ise buna asla rızamız olamaz, bu yüzden ?hayır? deriz. Zira sahiplik hakkı bizimdir.  Hatta bu öyle bir sahiplenmedir ki; Anadolu?nun birçok yerinde  ?Bizim Yunus? diye sahiplenişinde olduğu gibi bir sahiplenmedir bu. Zaten sahip çıktıkça da tüm kültür dehalarımız kıyamete dek gönüllerde taht kurmaya devam edecektir, bu böyle biline.

            Aslında Hocanın etki gücü kendisinde değil, asıl etki gücü güldürürken düşündürmesidir.  İşte nüktelerinde ki etki gücü UNESCO?yu da o kadar derinden etkilemiş olduğu net açık ki, 1996 yılı Nasreddin Hoca yılı olarak ilan edilir de. Ne diyelim küresel ölçekte etkin olmak böyle bir şeydir. Elbette ki böylesi küresel boyutta bir etkilenmeyle kültürel dehalarımızın tanıtılmasından gocunmayız.  Bilakis UNESCO aracılığıyla yapılan tüm tanıtım faaliyetlerinin tüm insanlığın istifade edeceği bir fırsat ortam olarak görür, seviniriz de. Biz sadece gocunsak gocunsak, kültürel dehalarımıza farklı anlamlar yüklenerek yalan yanlış tanıtımlarla değişik mecralara çekilmesinden gocunuruz,  bunun dışında değişik etkinliklerle yâd edilmesinden asla gocunmayız. Hem niye gocunalım ki,  bikere bu tür tanıtım faaliyetleriyle tüm insanlık kültürel dehamızdan haberdar olduğu gibi uzun zamandır gülmeye hasret kalmış tüm insanlığın bu sayede solmuş yüzü gülümsemiş oluyor da.

          Hadi solmuş yüzleri anladıkta, peki kendi iç çekişmemize ne demeli? Durduk yere tartışmanın fitlini ateşleyip Hocanın Akşehirli mi, yoksa Sivrihisarlı mı tartışmaları üzerinde zaman harcamaya ne gerek var ki. Aslında görünürde yaşadığımız bu sahipleniş yarışı kesretten vahdetin ta kendisi bir yarıştan başka bir şey değildir.   Yani çokluk içinde birlik sahipleniştir bu. Dolayısıyla asıl üzerinde kafa yorup zaman harcamamız gereken husus Hocanın Romanya?dan Çin?e uzanan hat üzerinde pek çok ülkede sanki kendi kahramanlarıymış gibi sahiplenmeye kalkışmalarına önlem almak olmalıdır.  Hele birde buna Yunanistan?ın işgüzarlığını da hesaba kattığımızda,  gerçekten meseleye ciddi bir şekilde el atılması gerektiği bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmakta. Düşünsenize böylesi bir dehamız Azerbaycan?da Molla Nasreddin, Kazakistan?da Koja Nasreddin, Özbekistan?da Nasreddin Efendi olarak bilinip yâd edilmesine rağmen,  kimi ülkeler Hocamızdan istifade etmek yerine sahip çıkma cüreti gösterilebiliyor. Her neyse onlar Hocamızı bizden koparmaya çalışa dursun,  asıl bize düşen vazife bu tür girişimlere pabuç bırakmamaktır.  Hiç kuşkusuz bu vazifeyle de yetinmek olmaz, üniversitelerimizde Nasreddin Hocaya adına kürsüler kurup akademik olarak da yâd etmek gerekir. Unutmayalım ki; şimdiye kadar edindiğimiz bilgilerimizle Nasreddin Hoca?mızın ancak; Sivrihisar Hortu köyü doğumlu, Babasının Abdullah, annesinin Sıdıka Hatun olduğunu,  yine babasının Hortu köyü imamı olduğu ve bu duyarlılıkla oğluna medrese eğitimi gördürdüğü, babasının ölümünün ardından  Hocanın köye dönüp imam olduğunu, kadılık yaptığını ve 1208-1284 yılları arasında yaşayıp Akşehir?de vefat ettiğini bilmekle sınırlıdır. Oysa bu sınırlı bilgilerin ötesinde daha akademik ve daha da geniş çerçevede bilgilere ihtiyaç var. Şayet Hocamızı sırf fıkra mantığıyla tanıtmaya çalışırsak, biliniz ki Hocamız kabrinde rahat uyuyamaz halde incitmiş oluruz. O halde böylesi kültür dehamızı sırf fıkra mantığı çerçevesinde anlatmakla değil o?na derinlik kazandıracak bilgilerle de yâd etmek gerekir.  Bunu yapmaya mecburuz da.  

           Şu da bir gerçek milli kültürümüzün sağlam temellere oturtulması kaydıyla ülkeler arası kültürel geçişlerden de korkmamalı. Yeter ki kültür emperyalizmi heveslileri haramilerce milli kültürümüzün temellerine kibrit suyu dökülmesine geçit verilmesin, bak o zaman sağdan soldan gelebilecek her türlü kültürel akış ve geçişler zarar vermeyip tam aksine ortaya kültürel zenginlik doğuracağı muhakkak. Şayet yok efendim bu geçişler toplumumuz üzerinde değer aşınması meydana getiriyor deniyorsa, bunun kabahatini geçişlerden ziyade iç ve dış kaynaklı kültür emperyalizmi heveslilerin tahribatlarda aramalı. Bakın, Yunanlılar dünyanın kültür hazinelerini topraklarına taşımışlar ama asla kültürel kimliklerinden taviz vermemişler, halen Yunan kimliği ile ayaktalar.  Bu demektir ki, Yunanlılar dışarıdan gelebilecek kültürlere kapalı kalmayaraktan da greko-latin kültürünü muhafaza edebiliyor. Öyle anlaşılıyor ki,  her ülke kendi kültürel dokusunu muhafaza etmek kaydıyla kültür alışverişinden etkilenmesi asla tehlike teşkil etmez. Asıl iç ve dıştan gelen kültür emperyalizmi heveslilerin yaptıkları kültürel tahribata karşı göz göre göre sessiz kalışımız tehlikedir.  Hele şöyle bir etrafımıza baktığımızda kültürel tahribatın nasıl zirve yaptığını pekâlâ görmek mümkün.  Pekte uzağa gitmeye gerek yoktur. İşte görüyorsunuz Nasreddin Hocayla ilgili ardı astarı olmayan ortalıkta bir sürü nükteler gırla gidiyor.  Maalesef kültürel varlıklarımız kültür emperyalizmi heveslilerin insafına terk edilerekten piyasa sektörü haline dönüşmüş durumda. Tabii şimdiye kadar kontrolsüz bir şekilde piyasada dolaşan bir sürü bilgilerin kaçı doğru, kaçı yanlış buna yönelik ciddi bir araştırma yapılıp ortaya doğru veriler konmadığı için bu durumlara düştük.  Dilin kemiği yok ya, her gelen bir şey söylemiş, söylediğini de üstelik Hocaya atfetmiş. Hadi diyelim ki söylentilerin tümünü doğru kabul edip külliyat haline getirdiğimizi varsaysak bile, böylesi bir Nasreddin Hoca tiplemesiyle hangi akademik formasyondan bahsedilebiliriz ki. Kaldı ki rivayet kaynaklı bilgilerin dünya ölçeğinde hiçbir geçerliliği de yoktur. O halde neydik edip tez elden akademik anlamda ortaya bir şeyler koymalı ki ortalıkta dolanan bilgi kirliliğinden kurtulmuş olalım.

               Evet, kültürel tahribata son vermek için bir an evvel akademisyenlerden oluşturulacak seçici bir heyet oluşturup Hocayı gerçek çehresiyle tanıtmak gerekir. Asla sözlü rivayetlerle bir yere varamayız. Hele ki aslı astarı olmayan sözlü rivayetler ortalıkta dolaştıkça bu durum Nasreddin Hocayı kitleler nezdinde bayağılaştırmaya yol açıp o?na karşı alay varı bakış ve cahil yaftası vurmayı beraberinde getirebiliyor. Dolayısıyla bu tür şeylerle Hocamızı bilerek veya bilmeyerek küçük düşürmeye hiç kimsenin lüksü ve hakkı yoktur, buna asla prim vermemeli. Bikere beyinlere şunu iyi işlemeli ki, Hocamız sıradan komedyen bir şahsiyet değil,   tam aksine medreseli zahiri hande-feza, batını hikmet-nümâ bir âlim dehamızdır. Nitekim Konya Akşehir?in kültürel varlıklar yönünden zengin bir yer olması o?nun medreseli âlim olduğunun en bariz göstergesidir.        

           Düşünsenize Hoca hakkında ortalıkta ulu orta birtakım yüzeysel değerlendirmeler yapıldığı içindir aramızdan bir bakıyorsun o?nun Arapların Cüha?sında olduğunu iddia edenler çıkabiliyor. Kimileri de bir bakıyorsun Latif dehamızın Timurlenk döneminde yaşaması hasebiyle fıkralarını ?Timur? adı altında sunabiliyor. Neyse ki 1980?lerde Afyon kitaplığında bir Mevlevi dervişinin Nasreddin Hoca adlı eseri piyasaya çıktıda bir nebze olsun Hocayla ilgili mesnetsiz bir takım söylentilerin önüne geçilebilmiştir. Tabii 80?lerle kalmamalı, Hocaya daha da yakışır akademik düzeyde çalışmaların yapıldığı yıllardan da söz etmeli.  Dikkat edin akademik yıllar diyoruz. Çünkü Nasreddin Hoca ile ilgili bu güne kadar yazılmış pek çok eser var, ama bu çalışmalar arasında tek akademik kayda değer nitelikte şimdilik Ümit Sinan Topçuoğlu?nun bir araştırma eseri göze çarpıyor. Topçuoğlu  ?Nasreddin Hoca ve Latifeleri? kitabını yayınlamakla bu hususta örnek oldu diyebiliriz de.  Malum aynı zamanda kendisi folklor araştırmacısı da. Her neyse akademik anlamda mutlaka bir yerden işe başlamak gerekir. Öyle ki Hoca?ya atfedilen nükteleri bir başlık altında, yine gerçeğe yakın nükteleri de ayrı bir başlık altında toplayarak işi koyulmalı. Sonrasında ise asıl kaynak teşkil edecek orijinal nükteleri de ayrı bir başlık ve külliyat altında toplayacak bir çalışma içerisine girmek gerekir. Yok, efendim bu zahmetli bir iştir dersek Hikmet-i Gülümse dehamızı gerçek kimliğinden uzaklaştırmış oluruz. Ki, kendisi medreseden yetişmiş bir âlimdir, dolayısıyla ilmi şahsiyetine gölge düşmemek için Nasreddin Hoca?ya yakışır bir portre ortaya koymak görevimiz olmalı.

           Ülkemizde ideolojik bakışın doruğa ulaştığı dönemlerde Hocaya sınıfsal yaftalamayla gömlek giydirilmeye çalışıldığını da göz önünde bulundurduğumuzda kültürel değerlerimize eskisinden daha da çok sahip çıkmamızı gerektiğini zorunlu kılıyor. Tabii bu sahip çıkış sadece Nasreddin Hocayla sınırlı kalmamalı,  İncili Çavuş ve diğerleri içinde geçerlidir.

             Ümit Sinan Topçuoğlu?nun çalışmalarından hareketle diyebiliriz ki; Hoca XIII. yüzyılda yaşamış bir medrese âlimidir. Hocanın bizatihi bir nüktesinde Kuduri kitabından bahsetmesi ve söz konusu kitabın Hanefi fıkıh kitabı olması hasebiyle o?nun ciddi âlim bir zat olduğunu ortaya koymaya yeter artar da.  Sadece o?nun diğer âlimlerden en belirgin farkı kendi nevi şahsına münhasır özgü nükteleriyle neşe saçan bilge zat olmasıdır. Hani birtakım insanlar için ?ağzından bal akıyor? derler ya, bu söz Hoca için söz konusu olduğunda daha da bir bambaşka anlam kazanıp sözün bittiği yerde hikmeti gülümseme başlar da.   Gerçektende ağzından bal akan bir âlimdir o.  Zaten nüktelerinin nesilden nesile devam etmesi bunu teyit ediyor.

               Malumunuz Hocayla alakalı rivayetlerin kökeni XVI. asra kadar dayanmakta.  Ancak XVI. asra dayanan bu ilk yazılı kaynaklara bakıldığında kayda değer türden sadece elli tane nükte göze çarpmakta. Dolayısıyla bu kayda değer nüktelerin haricinde söylenenlerin çoğu Hocaya atfen yakıştırma babından söylenen nükteler dersek yeridir. Yinede rivayetlerin çoğu yakıştırmada olsa bu durum Hoca adına üniversitelerde kürsü kurulmasına engel teşkil durum ortaya çıkarmamalıdır. Hele bir adına kürsüler kurulsun, bak o zaman yakıştırmanın yerini gerçek manda akademik metinlerin ağırlıklı kazanacağı ortamın doğacağı muhakkak. Böylece Hocanın şahsiyetine yakışır dev eserler birbiri ardına yayınlanıp hak ettiği şekilde kültür raflarımızda yer almış olacaktır.

             Her ne kadar Bereketzade İsmail Hakkı Bey kadar Nasreddin Hoca?nın şahsiyetini ortaya koyabilecek tasvir yeteneğimiz olmasa da o?nun güzel latifelerinden nice ibretlik dersler alabileceğimiz gün gibi aşikâr.

            Evet, Nasreddin Hoca zahiren sürekli halkın içinde gezip dolaşan avam insanmış gibi görünse de gerçekte yüreği hikmet dolu havas ehlinden bilge bir zattır. Bu bir anlamda halk içinde Hak olmak manasına, yani Şah-ı Nakşibend (k.s)?in deyişiyle: ?zahirimiz halkla, batınımız Hak?la beraber olmanın ta kendisi bir davranış sergilemektir.  Hakeza bu manada Abdülhâlik-ı Gücdevânî (k.s)?nin bu meyanda zikrettiği ?Halvet der encümen- kalabalıklar arasında da olsa gönlün Allah?la beraber olmak? düsturu da öyledir. Üstelik Hoca tüm bu düsturları uygularken işin içine gülümsemeyi de ihmal etmeyerek halk içinde ?zahiri hande feza (dışı insanı gülümsetir), batını hikmet nüma (içinde hikmet taşır)  Hak olmuştur. Besbelli ki o?nun Hikmet-i Gülümse deha olmasında Seyyid Mahmud Hayraniye bağlanmasının çok büyük etkisi söz konusu.  İşte bu etki sayesinde ömür boyu halktan uzaklaşmanın şöhrete yol açacağını ve şöhretinde afet doğuracağı bilinciyle hareket etmiştir hep. Bu demektir ki bu yolda dünyayı ihmal etmeksizin Allaha kul olabilmek esastır.  Nitekim  ?Onlar ticaretle dahi meşgul olsalar Allah?ı zikretmek onları alıkoyamaz? ilahi beyanı bunun gerektirir zaten.

       Velhasıl; Nasreddin Hoca XIII. yüzyılda yaşamış görünürde bizden gibi görünüp gerçekte   ?Zahiri hande-feza, batını hikmet-nüma? âlimdir.

      Vesselam. 

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1522/bir-mizah-dehasi-nasreddin-hoca

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM