Kerkük Düşüyor, Yetiş Nejdet Koçak!
Meryem Aybike Sinan

Kerkük Düşüyor, Yetiş Nejdet Koçak!

 

 

“Bu alma dört olaydı

Kanıma dert olaydı

Boynumu vuran cellat

Keşke bir mert olaydı!”

 

Prof. Dr. Nejdet Koçak…

Kerkük Türklerinin belki de en önemli şahsiyetlerinden birisi. Dedesi Osmanlı’nın Kerkük Mahkemesi Başkâtiplerinden Ali Tevfik Efendi, Babası okul Müdürü Nurettin Ali Tevfik Efendi olan, Kerküklü köklü bir ailenin çocuğu…

Üniversite eğitimini Türkiye’de Ankara Üniversitesi ziraat Mühendisliğinde tamamlandıktan sonra master ve doktora çalışmalarını da yürütüyor. Bu arada Kerkük ve Kerkük Türkmenlerinin sorunlarıyla olan ilgisini hiç kesmiyor. 1970 yılından sonra da Bağdat Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde Öğretim üyesi olarak çalışmaya başlıyor.

Üniversiteden arkadaşı olan değerli fikir adamı, akademisyen Prof. Dr. Orhan Aslan bu hususta bakınız neler söylüyor:

“Necdet Koçak, milli dava uğruna daha ortaokul ve lise dönemlerinde çalışmıştır. Nitekim 1959 yıllında Kerkük Katliamında şehit edilen Türkmen lideri Ata Hayrullah’ın gizli olarak kurduğu gençlik teşkilatında çalışmış ve başkanlık yapmıştır.


Necdet Koçak, tam manasıyla bir lider ve dava adamıydı. İnsani değerlerin en üst kademesine ulaşan, milletine ve dinine sımsıkı bağlı olan bir insandı. Hayatını Irak Türkeri’nin milli kimliklerinin korunması ve Irak Türklerinin meşru siyasi, kültürel haklarının elde edilmesi uğruna hiç çekinmeden harcadı. İleri sürdüğü fikirleri bizzat yaşayan ve yaşamında uygulayan gerçek bir fikir adamıydı.

22 Mart 1979 tarihinde Türkiye hesabına casusluk yapmak ve Türkçülük suçu isnat edilerek tutuklandı. 10 ay gibi uzun bir süre nerede olduğu bile bilinmedi. Söylediklerine inanmadılar. Zincirlere vurdular, Vakit namazlarını kılmasına izin vermediler. Kurtarılması için Devrin Cumhurbaşkanına, Başbakanına, Bakanlarına ulaşılmıştı. Temas edilen hariciyeciler, körkütük aptala yatıyorlardı. Sonuçta, bu dava adamı kurtarılamadı.  Uzun süren mahkeme safahatı, Türkiye’yi idare edenler açısından bir hicap tablosudur, yüz karasıdır. 

 

Necdet Koçak, bütün bir ömrü cephedeymiş gibi yaşayan ve zoru başaran ender bir Türk Milliyetçisi idi.

 O’nda bir imparatorluk mirasçısı edası vardı. 

 

Kerkük’ün nerede olduğunu bilmeyenlere, Kerkük ve Kelkit’i birbirine karıştıranlara, yüzü al al yanarak açıklamalarda bulunmak, O’nun bitmez tükenmez gayretleri arasındaydı. O’nun sayesinde Kerkük, Ankara’nın bir semti, Erzurum’un hemen ötesindeki Bayburt gibi yakın, sıcak bir mekân oldu. Türk dünyasına yakınlığımızı hissettik. Davasından hiç ama hiç sapma göstermedi.


Necdet Koçak ne istiyordu?

 

O, Irak’ta Türklerin her türlü zulüm ve katliamdan kurtarılarak, yok olmadan insan gibi yaşamalarını istiyordu. Dillerini, kültürlerini, törelerini, milli kimliklerini kaybetmemelerini, birliklerini korumalarını isterdi.

 

16 Ocak 1980 sabaha karşı saat 6.44’de Bağdat’ta Saddam rejimi tarafından idam edildi,  şahadet şerbetini içerek şehitlere serdar oldu.  Dava arkadaşları Abdullah Abdurrahman, Adil Şerif, Dr. Rıza Demirci ve Halit Akkoyunlu O’nu bu cennet yolculuğunda yalnız bırakmadılar. 


Cenaze, Irak gizli servisi nezaretinde, aileden birkaç kişinin iştirakiyle gizlice kaldırıldı.

Türkiye’den bir partinin lideri, idamları müteakip Saddam Hüseyin tarafından özel surette Bağdat’a davet edildi. Devlet başkanlarına yakışır bir biçimde cömertçe ağırlandı. Bu zat, Türkiye’ye döndüğünde:

 “Irak’ta Türklere baskı yapılmadığını, idam edilenlerin de, camilerde namaz kılan halkın yüzüne kezzap döken teröristler olduğunu” söylemek gaflet, dalalet ve hıyanetinde bulundu.”

 

Büyük destan şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun şu dörtlükleri ne kadar manidardır:

 

“Irak derler, ırak derler

Derdime firak derler

Diyerem men Türkmen’ em

Bu sözü bırak derler”

 

“O yar gözün

Kim gördü o yar gözün

Aslan gücünden düşse

Karınca oyar gözün”

 

Büyük Şair Yavuz Bülent Bakiler ise bakınız ne söylüyor Kerkük hakkında:

 

“Kerkük'te kurşunlar ansızın bizi vurur 
Sürüklenir sokaklarda başsız cesetlerimiz 
Zulüm bir hançer gibi içimize oturur 
Bir mağara devrinden arta kalan insanlar 
Kerkük'te kan kusturur... 

“Bir gece Kerkük'te vurdular beni.
Geçti sokaklardan bir kızıl ordu.
İslam'ı ve Türk'ü vuruyordu kurşunlar
Peygamber kabrinde ağlıyordu.”

 

Değerli Fikir Adamı Ayvaz Gökdemir hoca ise bu büyük Türk Milliyetçisi için şunları söylüyor bir yazısında:

 

Biz 1055’ten 1918’e kadar Irak’ın da efendisi idik...

 

Bugünkü Türkiye şehirleri hangi tarihî sürecin sonucu ne kadar Türk ise ve Türkiye ne sebeple vatanımızsa Kerkük, Erbil, Hanikiyn, Telafer ve diğer Türk şehirleri ve hatta Musul da o sebeple, aynı tarihî sürecin sonucu olarak Türk’tü ve vatandı. 400 yılı Osmanlı’da olmak üzere 863 yıllık vatandı. Talihin ters ve acı tecellileri sonucu Türkiye’den koparılmış ama terk edilmemiş, boşaltılmamıştı. Misak-ı Millî ’ye dâhil topraklardı. Hem Gökalp’ın mütareke döneminde sürgünde iken yazdığı şiirlerde isim isim sayılıyordu, hem son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ının Misakında vardı. Hem de Lozan baş murahhası İsmet Paşa’nın dosyasında ehemmiyetle yer alıyordu.

O günkü rejim,  Rusya’ya sırtını dayamış olmaktan da güç alan bir pervasızlık içinde idiler. Sonra hem kendi milletinin, hem dünyanın başına püsküllü bela olan kanlı diktatör Saddam Hüseyin, Nejdet Koçak ve Irak Türk Toplumu’nun çok değerli bir kısım önderlerini böylesine masum ve meşru bir dava sebebiyle astı. Bir eylem veya eylem teşebbüs hazırlığı tespit edildiği için değil, Irak Türk Toplumu aydın önderlerden, liyakatli temsilcilerden mahrum kalsın diye bu insanlar asıldı. Baas idaresi gibi bir idare, Saddam gibi kanlı bir diktatör, sebep veya bahane icadında asla güçlük çekmez; istediği kadar müfteri, ajan, ispiyoncu, istediği kadar provokatör alçak daima elinin altındadır. Zalim avcının köpek sıkıntısı olmaz. “

 

Evet, yakın arkadaşlarının ülkü şehidimiz Necdet Koçak hakkında söyledikleri kısaca böyle...

 

Kerkük Türkmen Hareketinin bu büyük ismini ne yazık ki Türkiye kamuoyundan bir avuç münevver dışında bilen yok. Kerkük’ü bugün kaybetme arifesindeyiz. Bu mesele bizim milli davamızdır. Türkiye’nin şefkat eli, himaye gölgesi,  Irak Türkmenlerinin üzerinde olmalıdır. Gerekirse her türlü bedeli de ödemeye razı olmalıyız. Ankara, Kayseri ne ise Kerkük de bir Türk için odur.

 

Ankara Antlaşması ile Kerkük konusunda garantörlük hakkı olan Türkiye’nin bu ak toprakları bir avuç çöl bedevisine bırakmayacağını umut ediyoruz. Kerkük her şeyden önce bizim kültür coğrafyamızdır, mazimizdir, ata yadigârı bergüzarımızdır!

 

“Yanar Kerkük

Mum kimin yanar Kerkük

Yağ yandı fitil bitti

Kahrından söner Kerkük!

 

 

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500