ARAKAN’I MI YOKSA 2019’U MU KONUŞALIM?

Yıllar önceydi, bir Mısır gazetesindeki köşe yazısında yazar, “Osmanlı Müdafaası” başlığını atmış ve “Yeter! Arap Birliği oluşturmak adına daha ne zamana kadar Osmanlıya iftira atmaya devam edeceğiz; Arap Milliyetçiliği adına Osmanlı’ya ne kadar küfretmeyi sürdüreceğiz. Osmanlı coğrafyamızdan çekildiği günden beri huzursuzluk, gözyaşı, kan ve zulüm bitmedi, bunu görmüyor musunuz?” diye haykırıyor ve yakınıyordu.

Doğrudur, Osmanlı’nın çekildiği veya çekilmeye zorlandığı coğrafyalarda Müslümanların canları, malları emniyette olmadığı gibi ırzları ve namusları da tasallut altındadır.

Gündemimizi Arakan’daki Müslümanların katliamı işgal ediyor diyeceğim ama hangi gün, hangi ülkede Müslüman kanı akmıyor ki?

Dünyanın neresinde bir inanan insanın kanı akıyor, işkence görüyor ve öldürülüyorsa, iyi bilelim ki bunu engelleyecek güçlü bir Müslüman devletinin bulunmayışındandır.

Neden diğer dinlere mensup ve özellikle Hıristiyan azıklıklar, böyle hunharca ve canice vahşetlere maruz kalmıyor da, yalnızca Müslümanlar bu zulme reva görülüyor?

Cevabı gayet basittir, yıllarca yenemedikleri, alt edemedikleri Müslümanların boğazına ilk defa ellerini geçirme fırsatını bulmuşlar. Ve yıllarca biriktirdikleri kinlerini kusuyorlar. Bunu durduracak güçlü bir devlet de, anlayış da ortalıkta görünmüyor maalesef.

Düşünün! Üzerinde güneşin batmadığı İmparatorluk olarak nitelendirilen İngiltere İmparatorluğu’nun Kraliçesi Kraliçe Elizabeth’in 1583’te gönderdiği mektubu aldığını belirtmek için bir mektup yazdıran Sultan III. Murat, “… dostça sözlerle dolu mektubunuz nice haşmetli sultanların sığındığı, nice iktidarına payan olmaz büyük Hanların sığınak saydığı ve Adaletin yüce kapısı, Saadetin Yörüngesi olan Muhteşem Eşiğimize varmış bulunuyor” demektedir. (Londra, Public Record Office, (PRO), S.P. 102/61/14.)

Osmanlının muhteşem “eşiği”, bütün Müslümanlara güven verdiği gibi, aynı anda mazlumların sığınağı ve güçlülerin de ürktükleri bir “yüce” makamdı.

Bir müddettir, Müslümanların gaflet ve hıyanetinden istifade ederek kapısını kırıp “eşiği”ni çiğneyerek mahremine girdikleri sarayın, şimdi haremi tarumar ediliyor.

Batılılar ve sömürgeci düzenler,  yeniden titreyerek yanaştıkları güçlü bir “eşik” görmek istemiyorlar, bütün plan ve oyunlar bunun içindir.

Osmanlının mirasını tevarüs edecek Güçlü bir Türkiye, yalnızca Arakan’daki kanı durdurmakla değil, diğer bütün mazlumları bağrına basmak görevini rahatlıkla icra edebilir.

Dünyanın neresinde olursa olsun, zulme uğrayan her mazlumun gözü bizdeyse, eskiden olduğu gibi bugün de biraz kıpırdadığımızdan, biraz onları sahiplenmeye çalıştığımızdandır.

Her defasında bir başka senaryoyla üzerimize oyun oynamaları da, kısmen bundandır.

Amerika’nın bin tır dolusu silahı bölgeye sevk etmesi (hala sevkiyat devam ediyor), Türkiye için bir kırılmayı ifade edecek olan 2019’daki seçimlere müdahale ile içindir.

Bugünden yazıyor ve uyarıyorum.

Mesele Deaş ile mücadele değildir, zaten anlaşarak bölgeleri birbirlerine devrediyorlar. Deaş yöneticileri ABD helikopterleriyle taşınıyor iddiası ilk değil. Nitekim Irak’tan kuzey Suriye’ye de aynı şekilde seyahat etmişlerdi.

Kimse bölgedeki savaş sebebiyle buraya silahların geldiğini düşünmesin, bu silahlar, 2019 seçimlerinden önce Türkiye’nin iç siyasetini yönlendirmek üzere dışarıdan ciddi baskı için kullanılacaktır.

Zira 2019 seçimleri, bölgede ve dünyada büyük bir aktör olmaya soyunan Türkiye ve bunu sağlayan ekibin kaybetmesi demek, 2002 öncesine geri dönmek ve yeniden Türkiye’nin ayaklarına prangaların vurulması demektir.

Herkes iyi bilsin ki, 2019 kaybedilirse ne Arakan’nın ne de dünyanın başka yerlerindeki mazlumların yardımına koşacak bir Türkiye bulamayız!..

Malum güçler, iç ve dıştaki bütün uşak ve sempatizanlarıyla birlikte beslemelerini de saha süreceklerinden kuşkumuz olmasın. Zira onlar için hayati bir hamle olacaktır. Bu yüzden tekrar ıskalamamak için dışarıdan da Türkiye’yi zor durumda bırakacak yeni planlar yapacaklardır.

İçimizdeki hempalarıyla iç siyaseti sıkıştırıp güneyden de tahkim ettikleri silahları bize yöneltecek ve iktidarı değiştirme gayreti içinde olacaklardır.

Bölgeye sevk edilen silahların birinci hedefi budur.

Türkiye, mutlaka bunu görmeli ve karşı hamleler geliştirmelidir.

Türkiye’nin çıkışı Batı ülkeleriyle askerî işbirliği değildir, hatta bu konuda Rusya’ya da güvenilmez. Zira Hıristiyanlıktaki dini birliktelikleri, zor zamanlarda Müslümanlara karşı beraber hareket etmelerini sağlayacak yegâne amildir.

Türkiye, Batı ile din birliği içinde olmayan Çin, Hindistan ve Japonya ile stratejik ve askerî işbirliğini acilen geliştirmelidir.

Bizi yaklaşık kırk yıldır PKK ile uğraştıranlar, bir kırk yıl daha PYD/YPG ile meşgul edeceklerdir.

İslamî anlayışa sahip herkesin, 2019 seçimlerinin yalnızca Türkiye’nin iç meselesi olmadığını iyi bilmesi gerekir.

Topluca bir var oluş mücadelesi veriyoruz, içimizdeki körler görmese ve sağırlar duymasa da, bu gerçek değişmiyor.

Abdullah b. Zübeyir’in sözünü bir kez daha tekrar edelim: “Vallahi Hak sahibi zelil olmaz, isterse bütün dünya üstüne gelsin. Vallahi batıl ehli de aziz olmaz, şakağından ay doğsa bile!”

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1509/arakani-mi-yoksa-2019u-mu-konusalim.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar