12 EYLÜL ÖNCESİ KARDEŞ KAVGASI MIYDI?

12 Eylül denince; Kasım 1974’te başlayan ve 12 Eylül 1980’de sonlanan olaylar geliyor akla hemen.

12 Eylül denince; 12 Eylül 1980’de yapılan darbe girişimi ile

650 bin kişi gözaltına alındı

230 bin kişi yargılandı

7 bin kişi hakkında idam istendi

517 kişiye idam verildi

26 (siyasi) kişi idam edildi. Bunlardan 9’u ülkücü.

300 kişi şüpheli, 171 kişi ise işkenceden öldü.

…………

12 Eylül denince; darbecilerin kurduğu işkencehaneler geliyor akla hemen.

12 Eylül denince; cezaevleri ve binlerce zulüm altındaki tutuklular geliyor akla.

12 Eylül denince; yıkılan hükümet ve gözaltına alınarak gözaltına alınan liderler geliyor akla hemen.

12 Eylül denince; binlerce kaçak duruma düşerek hayatları zehir olanlar geliyor akla hemen.

12 Eylül 1980 öncesindeki olaylarda soldan 7 bin, sağdan 5 bin kişinin öldüğü kayıtlara geçmiş. Bizim tespitimiz ise sağdaki 5 bin kişinin 3.500 civarında ülkücü şehit olduğudur. Geri kalanı vatandaştır.

Sanırım haber siteleri 12 Eylül 1980’de yaşananlar ile ilgili geniş bilgiler vereceklerdir yine.

KARDEŞ KAVGASI MI ?..

En önemlisi ise herkesin konuştuğu ve bugün yine çok bilmiş yazarlar ve TV konuşmacılarının söyleyeceği sağ-sol veya kardeş kavgası geliyor akla.. İşte burada canım sıkılıyor. Enteller başta olmak üzere herkes “kardeş kavgası” demek için yarışıyor. Sanki tersini söylemek entelliğine zarar verecek. Demokratik olmayacakmış gibi.

Sağ sol kavgası ne demek? Solcular solculuklarını ilan ediyorlar da sağcılık mefhumu dünyada hristiyanlarda da var. Sağcılık mefhumunun içine bütün Müslümanlar da giriyor mu? Yoksa sadece ülkücüler için mi söyleniyor. Biraz kafaları karıştırsa da Filistin’deki mücahitler için “Solcu Müslümanlar” tabiri neden kullanılmıştır hala bir muamma. Fakat bilinen odur ki Türkiye’nin solcu militanları Filistin’e giderek orada silahlı eğitim almışlardır bu kesin. O yüzden bugün dahi solcular hala Filistin ile ilgili bir mesele olunca eylem yaparlar. Bu mertlikleri için tebrike şayandırlar. Yani 12 Eylül öncesi mücadele bir sağ sol kavgası değildir. Zira sağ dediğimizde içine dahil olması gereken Türkiye’deki Müslümanların bir kısmı solcularla gayet iyi geçinmektedirler. Hatta Müslüman kardeşlerinin hatalarını bangır bangır bağırırken solcuların kalitelerinden bahsederler. Hatta “Kanımız Aksada Zafer İslam’ın” sloganıyla şehadete yürüyen Ülkücülere “müşrik” demeye varacak kadar ileriye gidenler de vardır.

Neyse en çok kullanılan “Kardeş Kavgası” meselesine gelince. Bugün aynı aileden hem askerliğini yaparken Şehit olmuş ve de kardeşi de PKK terör örgütü mensubu olarak öldürülmüş iki kardeşe bile kardeş kavgasında öldüler diyebilir misiniz? Oyuna getirildiler, kullanıldılar diyebilir misiniz? Evet PKK terör örgütüne katılanlar için “kullanıldılar, maşa oldular” diyebilirsiniz. Ama; Şehit askerimiz için bunu söyleyemezsiniz. Evet bir üst akıl vardır ve de orta doğudaki planları için Türkiye’ye karşı açılan bir savaşın neticeleridir bunlar diyebilirsiniz ama; şehit Mehmetçiğimiz için kullanıldılar diyemezsiniz.

Vatanını savunmaktan başka hiçbir emel taşımayan Ülkücüler için de kullanıldılar diyemezsiniz. Bu bir kardeş kavgasıydı denilemez. Fakirlik edebiyatı ile kandırılan ve kullanılan solculardır. Bugün Ortadoğuda üst aklın oynadığı oyunlar gibi o günlerde de ülkenin gençlerine tuzak kurarak Türkiye’yi kontrolleri altına almaya çalışanlar vardı diyebilirsiniz. Bu bir gerçekti ki “Bizim çocuklar başardı” diyen ABD’li yetkililer bunun açık delilidir.

Ülkücüler asla hiçbir yabancı güç ile işbirliği yapmamıştır. Milli bir güç olarak Anadolu çocukları bir istiklal harbi vermişler ve ülkemizi emperyalistlere köle yapmak isteyenleri durdurmuşlardır. Eğer başarılı olmasalardı bugünkü Türkiye sol tandaslı din düşmanlarının iktidarıyla karşı karşıya olacaktı. Bu kaçınılmazdı. PKK’nın bebek katili Apo dahil üst yöneticilerinin tamamı 12 Eylül öncesinin Türkiye komünistleridir. Bunu kimse göz ardı etmemeli.

12 Eylül öncesi bir kardeş kavgası değildi. Vatanı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin(Rusya’nın) bir eyaleti yapmak isteyenler ile istiklalini korumak isteyenlerin bir mücadelesi idi. 12 Eylül öncesinde eylemlerinde, mitinglerinde ellerine bir kere bile Türk Bayrağı almamış bu solcuların en birinci özellikleri Din düşmanlığı idi.

Fetö’nün devletin her birimini ele geçirdiği gibi solcular da devletin tüm kademelerinde yer almışlardı. Üniversitelerdeki hocalar, okullardaki öğretmenler, polisler, sanat faaliyetlerindeki hemen hemen tüm sanatçılar solcuydu. Solcu olmayan bir yönetmene ve oyuncuya geçit verilmez, mesela Yücel Çakmaklı film yapamaz TRT’den içeriye adım atamazdı. Askeriyede ise Atatürk’e “Beton Kemal” diyen solcular laiklik adı altında ele geçirdikleri makamlarda din düşmanlığı ile Müslüman Türk milletinin çocuklarını asla askere almazlardı.

Dine düşman olmayan, gerçekten vatanının faşist zalimler tarafından yönetilmesine samimi olarak karşı çıkan solcular varmıydı biz bilmiyoruz. Eğer bunu bize göstermiş olsalardı asla karşı karşıya gelmezdik. Bugün böyle solcuların olduğunu görüyoruz. Bu yüzden diyorum ki emperyalistler bizi karşı karşıya getiremeyecekler artık. Sanırım onlarda bizim faşizme karşı olduğumuzu görmüşlerdir.

“Devlet varken ülkücüler neden olaylara karıştı?” diyenlere ise derim ki devlet yoktu. Ülkücüler, Kenan Paşa ve avanesinin darbeyi meşru kılmak için müdahale etmediklerini ne bilsindi? Kenan Evren Kara Kuvvetleri Komutanı iken Ülkü Ocakları olarak şehit aileleri ile yürüyüş yaparak kendisine ulaşmış ve “Müdahale edin” diye müracaatta bulunmuştuk. O da bıyık altından gülerek “Ne yani darbe mi yapalım?” diye acılı şehit aileleri ile alay etmişti. O günden sonra Türkiye’de yaklaşık 2 binden fazla ülkücü şehit oldu. 2. Ordu Komutanı Bedrettin Demirel’in “Darbenin olgunlaşması için iki yıl bekledik” sözleri hala acı bir şekilde yankılanmaktadır hatıralarımızda.

Şehitlerimizin kanları üstüne yaptıkları darbe halk tarafından “Çocuklarımızı kurtardınız Allah razı olsun” diyerek alkışlanıyordu. Oysa çocukların kanında onların kirli elleri vardı. Elbette o kaos ortamında tasvip etmediğimiz ferdi olaylar da vuku bulmuş. Bunu mahkemelerde öğrendiğimizde çok üzülmüştük. Ama şunu herkes iyi bilmeli ki 12 Eylül öncesinde ülkemizi başkalarına peşkeş çekmek isteyen, bayrağımızı meydanlarda yakarak orak çekiçli bayrak sallandıran, hakim oldukları mahallelerde camilerde ezan okunmasına izin vermeyen hainleri durduran Ülkücüler birer vatan kahramanıdır. Yine herkes iyi bilmeli ki bu kahramanlar devletimizin bekası için bir tehlike olursa yaşları ilerlese de göreve her zaman hazırdırlar.

Ha bir şey daha diyeyim bazı yeni ülkücüler o kahramanların çaresiz kaldıkları yeni hayatlarındaki ufak tefek hatalarını büyüterek “eski ülkücüler” diyerek hor görüyorlarmış. Onların cansiperane fedakârlıkları olmasa idi bugün siz hiç olmayacaktınız.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor ve Bedir, Uhud, Malazgirt, İstanbul’un fethi şehitleriyle beraber haşrolmalarını Rabbimden niyaz ediyorum. 12 Eylül gazilerine de hayatlarında zorluklarının kolaylaşmasını, namerte değil mertlere bile muhtaç olmamalarını diliyorum Rabbimden.

TEKNİK ÖĞRETMEN

12 Eylül öncesindeki Ankara’nın yıkılmaz kalesi olan Dursun Önkuzu’nun ve Yunus Ceylan’ın şehit edildiği Teknik Öğretmen’in kahramanları ile hafta sonunda beraber olmanın mutluluğunu yaşadım. Teknik Öğretmenin kahramanları sadece kendi okulları değil Gazi Eğitim başta olmak üzere bir çok fakültenin düşmesinde önemli kahramanlıkları olmuştur. Hepsini selamlıyorum ve onlarla arkadaş olmaktan gurur duyuyorum.

O kahramanların kahramanlıkları 12 Eylül 1980 sabahı bitmedi, Mamak, C5 başta olmak üzere zindanları Medrese-i Yusufiyye’ye çevirerek devam etti.

12 Eylül sabahı ve sonrası da bir sonraki yazımda inşallah.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1504/12-eylul-oncesi-kardes-kavgasi-miydi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Ergül DOĞRU
22.08.2019 23:00
Aynen katılıyorum, kaleminize sağlık

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar