NEZAKET VE İRFAN OKULU

Kültür ve irfanda bir atağa ihtiyacımız var…

Milli benliğimiz ve ruhumuz edebiyat, tarih, sosyoloji, felsefe gibi alanların iştigaliyle güçlenir, şekillenir. Bu herkesin bildiği bir vaka olmasına rağmen hala bunlar bizim kayıp hazinelerimiz olmaya devam ediyor!

Geçtiğimiz gün medyada gözüme ilişti. Minik çocuklarımız için Türkiye’nin dört bir yanında açılan Nezaket okullarındaki çocukların bu kabilden çalışmalarını gördüm.

Açıkçası çok mutlu oldum.

Yıllardır çevreme ısrarla söylediğim bir şey vardı. Adab-ı muaşeret veya Nezaket Kuralları adında müfredatımızda bir ders olmalı diye çok dil döken birisi olarak böyle bir projenin hayata getirilmiş olması hakikaten takdire şayan bir durum.

Her şehirde yetişkinler içinde keşke bir nezaket ve irfan okulu açılsa!

Elimde bu aralar dikkatle okuduğum bir kitap var.  Mercimek Ahmet’in Farsçadan dilimize çevirdiği “Kabusname” kitabını evire çevire okuyorum. Öyle ki kitabın içindeki pek çok şeyin hala ihtiyacımız olan tavsiyelerden oluşması, yol yordam göstermesi çok ilgimi çekti. Enteresan olan şu ki söylenen her şey günümüzü anlatıyormuşçasına yeni ve taptaze...

En iyisi bendeniz burada susup bir fikir edinmeniz için sözü Mercimek Ahmet’e bırakayım;

-İmdi ey Ciğer köşem, gücünün yettiğince iyilikten yana ne denli zahmet çekersen çek, zararı yok, çünkü sonu rahttır. Öyleyse iyilik yapmakta ve karşılığını beklemekte dinlenmemek gerek amacı elde edinceye kadar.

-Sonra kendini halka iyi göstermeye çalış, çünkü kişi halka iyi gözükürse Tanrı’ya iyi gözükür, böyle olunca dünyada halk katında makbul olursun ve öteki dünyada Tanrı katında. Ama sakın yüzünü değiştirmeyesin, yani buğday gösterip de arpa satmayasın!

-İyiliğe ve kötülüğe tezcek sevinme ve üzülme, bu çocukların işidir. Çünkü akıllı kişiler böyle şeyler yüzünden kendilerinden geçmez ve değme yel ile deprenmezler!

-İster kaygılı ol, ister sevinçli. Bunları hiç kimseye belli etme ki her biri türlü şeyler söyleyip seni (üçüncüde bulunduğun) durumdan ayırmasınlar.

-Ummadığın bir yerden ne gelebilir diye umudunu kesme ve nesne umduğun yerden de sakın umutlu olma! Çünkü kişiye ne hâsıl olursa çoğun ummadığından hâsıl olur, umduğundan değil. Sen en iyisi umudunu daha çok ummadığına bağla! Rahat edersin…

-Öfkelenenlerden olma. Eğer bir kimse sana öfkelenip söylerse sen ona yavaşlıkla cevap ver. Ama ahmaklara cevap verme susmaktan başka. Nitekim derler ki: “ Cevabü’l ahmaki es-sükût, yani ahmak kişiye verilecek cevap susmaktır! Lakin pek yumuşak da olma ki seni sömürmesinler. Hâsılı kelam en iyisi ılımlı ol!

-Bulunduğun yerin yaşlılarına saygı göster. Çünkü yaşlılar değerlidir. Onların hünerinden faydalan, onları hor görme, onlara karşı küstah olma tâ ki yarardan hâli olmayasın!

-Ondan sonra ey Ciğerköşem, yabancı bir kimseyle arkadaş olsan da gönlün ondan ürkse, tez ayrıl, tâ ki emniyette olursun, çünkü gönül kuşkuya düşse zahmetli olur.

-Ondan sonra halkın adını, sanını, malını ve mülkünü gözleme, bilgisini ve hünerini gözle. Çoğu kişi vardır ki hem adı vardır hem sanı lakin ne bilgisi vardır ne de hüneri. İmdi sen de bilgisizlik ve hünersizle ad ve ekmek kazanırsan, bununla öğünmek olmaz. Öğünç odur ki adı ve ekmeği hünerle kazanasın. Öyleyse açlıkla geçinmeye razı ol, çünkü açlıkla günler geçirmek Tanrı’nın elçisinindir ve onun ardından gidenlerin: bilgisizlikle gün geçirmek Ebucehl’indir ve onun ardından gidenlerin. Hünersiz olmamaya çalış!

-Sonra Ey Ciğerköşem, birkaç iyi iş vardır, kişi onları huy edinip sürdürürse hem insanların katında hem de Allah katında itibar görür. İlim, edep, alçakgönüllülük, zahitlik, doğruluk, sözde ve fiilde dini arı tutma, etek arlığı, yani namusluluk, halkı incitmemek… Ama bunların hepsinin sermayesi hâyâdır!

-Boş laftan, cimrilikten, hıyanetten, yalancılıktan ve bunlara benzer ne varsa hepsinden utanmak gerek. Lakin kendi iyiliğini yarayan şeylerden utanmak iyi değildir. Utanma! Çünkü kişinin gereksiz utanması yüzünden amaçlarından geri kaldığı olur. Nitekim demişlerdir ki:

“ Utanmağ ile elim hiçbir işe erişmez

N’olaydı olmasa kâşki bu hayâ!

Utanacak yeri ve utanmayacak yeri iyi bilmek yazımdır.

-Ayak takımının övgülerinden sakınasın! Cahil, kendi tabiatına layık ve uygun işi beğenir ve över. Akıllı kişinin övgülerini kaale alasın! Unutma ki cahili yine cahil över! Nitekim ne demişler:

“ Küllü tairin yatirü maa şeklihi”

Yani her bir türlü uçan kuşlar vardır, uçmazlar ille kendi cinsleriyle uçarlar…

Evet… “Kabusname”  bu şekilde nasihatlerle uzayıp gidiyor. Bu kıymetli eserden her birimiz kendimize bir takım dersler çıkarmak, tefekkürde bulunmak için gerçekten de hazine kıymetinde bir esere göz atmakta yarar var...

Tavsiye ederim…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1490/nezaket-ve-irfan-okulu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar