DEVE SİDİĞİNDEN DAVA ÜRETMEK

Aslında yazmayı düşünmüyordum, zira meselenin ciddiye alınacak bir yönü yoktu. Ancak bu iş “deve sidiğine” kadar düşünce, konu daha da beter bir durum almasın diye yazıyorum.

Herkes iyi bilmeli ki Kur’an, dağ başına düşmemiştir, bir Peygamber ile gelmiştir. Kur’an’ın bir Peygamber vasıtasıyla tebliğ edilmesinin bir hikmeti de, anlaşılmayan hususların izahı, uygulama gerektiren konuların gösterimi, hükümlerin nelere ve nasıl tahsis edileceğinin belirlenmesi vs gibi açıklanmaya ve hayata geçirilmeye muhtaç meselelerin aydınlatılmasıdır.

Birileri, son zamanlarda “Kur’an İslam’ı” sloganıyla gündemi işgal etmekte, günümüze kadar gelen İslam anlayışını eleştirerek, sözüm ona bu görüşlerin Kur’an’a aykırı olduğunu iddia etmektedirler. Onlara göre, elimizdeki hadislerin neredeyse hepsi uydurma, Kur’an’a arz edildiğinde de ortada hadis diye bir şey kalmamaktadır.

Bazı kimseler, sanki Resulullah (s.a.v.) hiç konuşmamış, anlatmamış, vaaz etmemiş, emretmemiş, yasaklamamış ve hatta yaklaşık on yıl devlet başkanı sıfatıyla devlet yönetmemiş gibi, Müslümanların neredeyse din adına sonradan kendilerinin uydurdukları bazı şeylere inandığı zehabına kapılmış ve bizim de bu hezeyanlara inanmamızı istemektedirler. Yani Resulullah’ın işaret diliyle düşüncelerini anlattığına ve anlaştığına mı kanaat getirelim? Böyle densizlik, mantıksızlık ve ahmaklık olur mu?

Resulullah (s.a.v.) konuşmamış da, bu din adına konuşma yetkisini sizlere mi devretmiş?

Peygamberi devreden çıkaranlar, kendilerini peygamberin yerine ikame ediyorlar; bunlar kesinlikle Müslüman olamazlar. Bunlar, büyük bir projeninin küçücük bir parçasıdırlar.

Öncelikle şunu ifade edelim ki, Kur’an’ın nazil olduğu günden bu yana tarihin hiçbir döneminde Müslümanlar arasında “Kur’an İslam’ı” diye bir niteleme kullanılmamıştır. Hz. Ali’nin ifadesiyle, “hak bir sözü, batıl bir davada kullanıyorlar.”

Bu nevzuhur ifade, ilk bakışta doğru görünse bile aslında gerçeği ifade etmemektedir. Zira Kur’an’ın bizzat kendisi, İslam’ın Peygamber’siz olamayacağını çok sayıdaki ayette ortaya koymaktadır.

Kur’an’dan önceki İlahî kitapların tahrif edilmesinin en önemli sebebi, kitabın gönderildiği Peygamberin sünnetinin tespit edilmiş olmamasındandır. Ortada Peygamberin sünneti olmayınca, Allah’ın kitabıyla istedikleri gibi oynamışlar. Nitekim I. İznik Konsili toplandığında masada üç yüzden fazla İncil bulunmaktaydı ve bunlardan yalnızca dörtü (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) resmi İncil olarak kabul edildi. Kur’an’ın olduğu gibi muhafaza edilmesinin ve tahrif edilememesinin en önemli sebeplerinden birisi ise, Resulullah’ın (s.a.v.) sünnetinin tespit edilmiş olmasıdır. Bu sebeple yaklaşık bin dört yüz yıldır, kimse istediği şekilde Kur’an’a müdahale edememiş ve oynayamamıştır.

Şimdi bu yeni yetmeler, ortaya koydukları proje budur. Resulullah’ı (s.a.v.) devre dışı bırakıp Allah’ın kitabıyla istedikleri gibi oynamak istiyorlar. Yani Müslümanların inancının temeline dinamit yerleştirmek istiyorlar.

Bunlar ne ilk, ne de son kimseler olacaklar. Anlaşılan, dine kendi bakış açılarıyla bakıp sonra kendi bakış açılarını din sananlarla bir müddet daha mücadele edeceğiz.

Nitekim, Hayber vakası esnasında iman etmiş Sahabeden İmran b. Hüseyin’in yanında bir adam: “Kur’an’da olan şeylerin dışında hadis rivayet etmeyin” dedi. İmran b. Hüseyin: “Sen ahmak birisin. Sen öğlen ve ikindi namazının dört rekât ve o namazlarda okunanların sessiz okunması gerektiğini; akşam namazının üç rekât olduğunu, ilk ikisinde kıraatin cehri yapıldığını ve son rekâtta sessiz okunduğunu; yatsı namazının dört rekât olduğunu ve ilk ikisinden cehri kıraat, son iki rekâtında ise sessiz okunması gerektiğini; sabah namazının iki rekât olduğunu ve iki rekâtta da kıraatin cehri olduğunu Kur’an’da gördün mü?” diye cevap vermiştir. Elbette bu ve buna benzer nice İslamî hakikatleri bize bildiren Resulullah’tır (s.a.v.).

Sanırım Sahabenin bu cevabı, günümüzdeki yeni yetmeleredir de.

Cenabı Hakk da şöyle buyurur: “Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü'min erkek ve hiçbir mü'min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.” (Ahzab, 33/36).

Allah buyurdu mu, söz biter.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1474/deve-sidiginden-dava-uretmek.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar