TÜRKLER NEDEN AZİZDİR?

“Biz temiz Müslümanlarız. Bid'at nedir bilmeyiz. Bu sebepledir ki Hak Teâlâ, halis Türkleri aziz kıldı.”

                                                                                                                                                     Sultan Alparslan

Sözlerimize Malazgirt Zaferinin 946. Yıldönümünü kutlayarak başlayalım.

Anadolu kapılarını, daha önce Hâce-i Ahmed Yasevî ve ALP-EREN dervişlerini göndererek o ahaliyi büyük zaferi kutlamaya hazır hale getirerek Malazgirt’te son nokta vuruşu yapmak suretiyle ardına kadar açan; Türklük gurur ve şûuru ile İslâm ahlâk ve fâziletini bu şühedâ kanıyla yoğrulmuş topraklarda ebediyete kadar yaşamak üzere filizlendiren Sultan Muhammed Alparslan ile Alp-Eren ecdadımıza binlerce selâm olsun.

***

Türk milletinin en büyük kahramanlarından olan Sultan Alparslan, iyi bir tahsil gördü, sayısız zafer kazanarak mertliği ve iyi kumandanlığı ile ün saldı. Büyük bir devlet adamı olarak tarihe adı geçen Nizamülmülk'ü vezir tayin etti. Başına buyruk beylerle mücadeleye de girişen Alparslan, hepsini bir bayrak altına topladı. Böylece Selçuklu Devleti kuvvetlendi.

Dinine bağlı ihlaslı bir Müslüman olan Alparslan, 26 Ağustos 1071 Cuma günü askerlerini meydanda topladı ve atından inerek secdeye vardıktan sonra; “Ya Rabbi! Seni kendime vekil yapıyor; azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ya Rabbi! Niyetim halistir, bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret!” diye dua etti.

Ve Malazgirt Meydanı’nda 220 bin kişilik Bizans ordusunu, çoğu cengâverlerden oluşan 40 bin kişilik kahraman ordusuyla hilâl taktiği uygulamak suretiyle bir günde bozguna uğratarak Anadolu’yu bizlere ebedi yurt kılan Alparslan, adaletli davranarak mağlup komutan Romen Diyojen’i serbest bıraktı.

***

Seferden sefere koşan Alparslan, Buhara'ya yaklaştığında Amuderya Nehri üzerinde bulunan Hana Kalesini muhasara etti. Kale komutanı, Bâtınî fırkasına mensup Yusuf el-Harezmi, kalenin fazla dayanamayacağını anladı ve teslim olacağını bildirdi. Hain Yusuf, Alparslan’ın huzuruna çıkarıldığı sırada Sultan’a hücum edip, hançer ile yaraladı. Yusuf'u derhal öldürdüler. Fakat Sultan Alparslan da aldığı yaralardan kurtulamadı. Dördüncü günü, 25 Ekim 1072 tarihinde; “Her ne zaman düşman üzerine azmetsem, Allahü Teâlâ’ya sığınır, O'ndan yardım isterdim. Dün bir tepe üzerine çıktığımda, askerimin çokluğundan, ordumun büyüklüğünden bana, ayağımın altındaki dağ sallanıyor gibi geldi. “Ben, dünyanın hükümdarıyım. Bana kim galip gelebilir?” diye bir düşünce kalbime geldi. İşte bunun neticesi olarak, Cenab-ı Hak, aciz bir kulu ile beni cezalandırdı. Kalbimden geçen bu düşünceden ve daha önce işlemiş olduğum hata ve kusurlarımdan dolayı Allahü Teâlâ’dan af diliyor, tövbe ediyorum. La ilahe illallah Muhammedün resulullah!..." diyerek şehid oldu.

Kabri Tahran yakınlarındaki Rey şehrindedir.

***

Sultan Alparslan saltanatı müddetince İslâm dinine hizmet etti. İslamiyet’i içten yıkmaya çalışan gizli düşmanlara ve Batınî hareketlerine karşı çok hassastı. Bundan dolayı “Biz, bu ülkeleri Hak Teâlâ’nın izniyle silah kuvveti ile aldık. Temiz Müslümanlarız, bid'at nedir bilmeyiz. Bu sebepledir ki Hak Teâlâ, halis Türkleri aziz kıldı.” demiştir.

Burada “Bid’at” kelimesi üzerinde durmakta fayda var. Bildiğiniz gibi iki türlü Bid’at var. “Sonradan çıkarılan şey” mânasına âdette bid’at olduğu gibi ibadette bid’at de mevcut. İkincisi büyük günahlar arasında sayılmıştır. Bundan dolayı hadis-i şerifte “Her bid’at sapıklıktır” buyurulmuştur. Bid’at ehli sapık düşünceler ve fikirler 21. Yüzyılda gemi azıya almış durumdadır. Batı, bid’at ehli olan sapık DEAŞ ile İslâm dünyası başta olmak üzere insanlığa zâlimce saldırmakta ve dünyayı hercümerç etmektedir. Bu gidişata “dur” diyen olmaz ve çıkmazsa; işimiz Mehdi aleyhisselam’a kaldı demektir.

Peygamber Efendimiz “Kıyâmete yakın ilim azalır, cehalet artar.” buyurmuştur.  Bundan anlaşılıyor ki, asr-ı saadetten uzaklaştıkça ilim azalacak, cehalet çoğalacaktır. Cahillik çoğalınca da, sapıklar türeyecek, halkı sapıtmaya çalışacaklardır. Sünneti bid'at gibi gösterecekler, bid'atleri de sünnetmiş gibi cilalayıp halka sunacaklardır. Yani hakkı bâtıl olarak gösterecekler, bâtılları hak olarak sunacaklardır. Böyle yapılınca da, o milletin sapıtması kaçınılmaz olur. Bir hadis-i şerif mealinde de şöyle buyurulmaktadır: “Hidâyete kavuşan hiçbir topluluk, hakkı bâtıl, bâtılı hak göstermeye çalışmadıkça, dalâlete düşmez, yani sapıtmaz.”

Sapık Bâtınî hareketlerle mücadele eden ve 26 Ağustos'ta Malazgirt zaferiyle Anadolu kapılarını bizlere ardına kadar açan Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Alparslan'ın kulaklara küpe o güzel sözünü bir kere daha hatırlatıyoruz:

“Biz temiz Müslümanlarız. Bid'at nedir bilmeyiz. Bu sebepledir ki Hak Teâlâ, halis Türkleri aziz kıldı.”

Türkler Neden Aziz Kılındı?

Peki o halde Yüce Mevlâ, Sultan Alparslan’ın dediği gibi biz Türkleri neden aziz kıldı?

Hiç düşündük mü?

Aziz; “Üstün, güçlü ve şerefli” bir sözdür, elbette. Rabbim ona uyanı da şerefli yapmaz ve kılmaz mı?

O vakit Türk Milleti ve İslâm Ümmeti olarak her türlü bid’atle dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de mücadele etmek zorundayız.

Peki Cenâb-ı Hak, hangi Türkleri aziz kılmış:

Halis (temiz) Türkleri…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1463/turkler-neden-azizdir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar