ZAFERLER AYI AĞUSTOS ve İKİ KESİT

26 Ağustos 1071: Malazgirt Zaferi.

1 Ağustos 1571: Kıbrıs'ın, Türklerin eline geçmesi

9 Ağustos 1386: Haçlı ittifakına karşı kazanılan Birinci Kosova Zaferi.

10 Ağustos 1543: Estergon Kalesi fethedildi.

11 Ağustos 1473:Otlukbeli Zaferi

16 Ağustos 1501: Mora'yı fethettik.

23 Ağustos 1514:Çaldıran Zaferimiz.

23 Ağustos 1519: Barbaros Hayrettin Paşa, Cezayir'i fethetti.

24 Ağustos 1516: Mercidabık Zaferimiz.

25 Ağustos 1516: Suriye'ye girdik. Halep'i aldık.

30 Ağustos 1922: Dumlupınar Zaferi. 

Gözümün önünde bir liste, Ağustos ayında. tarihte neler olmuş neler. Hemen hepsi birer dönüm noktası olan ve kazanılan zaferlerimiz var bu listede. Fakat bunlardan ikisi var ki, sanki yerlerini kendileri seçmişler.  Biri başta, diğeri sonunda listenin. Biri kapıları açıyor ardına kadar Anadolu’nun, diğeri de düşmanın. suratına kapatıyor kapıyı.

Tarihin parıldayan iki sayfası. iki dönüm noktası. Şanlı geçmişimizin iki şanlı zaferi bunlar; 26 Ağustos 1071 Malazgirt ve 30 Ağustos 1922 Dumlupınar zaferleri.

Malazgirt Zaferi

Çağrı'nın oğlu. Adı Alparslan. Gerçekten adı gibi "Kahraman Arslan"dı. Tahta çıkar çıkmaz sanki bu toprakları, bu cennet vatanı bize emanet edeceğini bilircesine ilk seferini batıya yöneltmişti. Yani Anadolu'ya. Bugün Küçük Asya dedikleri, bizim anavatanımız dediğimiz Anadolumuza yönelmişti önce. Bir cuma günüydü. Beyaz elbisesini giymiş, cuma namazını orduyla birlikte kılmıştı. Sonra kılıcını çekerek secdeye kapanıp; "Ya Rabbi! Seni kendime vekil yapıyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ya Rabbi! Niyetim halistir, bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret" diye yalvarıyordu yaradana Alparslan. Sonra Sultan Alparslan "Allah Allah" nidalarıyla tozu dumana katarak yürüdü askerleriyle Bizans üzerine. Karşıda ikiyüzbin kişilik koskoca bir Bizans ordusu, beri tarafta ise ellibin kişilik Türk ordusu. Sonuç malûm, inanan taraf kazanmıştı. Çünkü Türkler, asker doğup asker ölen bir milletti. Koskoca bir ömür at sırtında geçerdi. Belki de bunun için "Türk doğuştan askerdir" deniliyordu.

Anadolu'nun kapıları "Allah Allah" nidalarıyla açılmıştı ebediyyen bizim olmak üzere. Artık anayurdumuz burasıydı. Biz Anadolu'yu sevmiştik, O da bizi. Malazgirt Zaferinin 945. yılında şanlı Türk kumandanı Sultan Alparslan'ı, ve onun isimsiz askerlerini şükranla anıyoruz. Ruhları şad olsun.

DumlupınarZaferi

Büyük savaşlardan çıkmıştı Türk milleti, şimdi de vatanı, bir zamanlar kendisinin bir parçası olan Yunan tarafından işgal edilmişti. Bu Yunan denilen millet, Avrupa'nın da desteğini alarak, büyük bir şımarıklık içinde Anadolumuza çıkmıştı. Belki de Avrupalının tâ Malazgirt'ten bu yana içinde taşıdığı (hatta daha önceden) kinin tezahürüydü bu. Belki de Türkleri geldikleri yere, yani Orta Asya'ya sürme plânın bir parçasıydı. Veya Kısaca bu "Şark Meselesinin uygulamaya konmasıydı. Yalnızdık hem de çok yalnız. Herhalde millet olarak kaderimiz böyleydi. Tarih boyunca hiç yandaşımız olmamıştı. Belki de onun için "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" deniliyordu. Dost olmuşuz dostlarımız yalnız bırakmış. Düşman olmuşuz zaten yalnız kalmışız. Bu bir tarihî yazgıydı.

Düşman iyice ilerlemişti. Batı Anadolu tamamen işgalleri altındaydı. Yunan Ordusu bize karşı her yönden üstündü, Malazgirt'te olduğu gibi. Fakat iman gücü bakımından durum lehimizeydi. Türk ordusunun giyecek ayakkabısı yoktu. Asker sayısı az, cephane sınırlıydı.

26 Ağustos sabahı başlayan ve "Allah Allah" nidalarıyla Dumlupınar'da son darbe vurulan Yunanlılar kaçmaya başlamışlardı. Böylece Dumlupınar zaferi, Mustafa Kemal'in deyişiyle "Rum Sındığı" savaşı kazanılmıştı. 1071'deki zafer tekerrür etmişti. Malazgirt'te denize dökülmemişlerdi. Fakat, Dumlupınar zaferinden dokuz gün sonra, İzmir'de Diogenes'in torunları denize dökülmüştü. Tarihin tekrarını kendisi istemişti Yunanlı. Akif'in dediği gibi, ders alsaydılar tarihten, acaba tekerrür eder mi idi tarih.


Sultan Alparslan'dan sekizyüzellibir sene sonra Mustafa Kemal. Demek ki, bunca asır geçmesine rağmen hiçbir şeyini kaybetmemişti Türk. Hâlâ inançlı, hâlâ cesur, hâlâ düşmanına aman vermiyordu. Dumlupınar kumandanını ve onun isimsiz askerlerini şükranla anıyoruz.

Sultan Alparslan'dan sekizyüzellibir sene sonra Mustafa Kemal. Demek ki, bunca asır geçmesine rağmen hiçbir şeyini kaybetmemişti Türk.

Not: Bu yazım Üniversite öğrencisi iken 1992 yılında Kültür Bakanlığının yayınladığı “Gençliğin Sesi” dergisi Ağustos sayısında yayınlanmıştır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1460/zaferler-ayi-agustos-ve-iki-kesit.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar