HACILAR MEDİNE’YE BİZDEN SELAM GÖTÜRÜN

Ölümün bir yok oluş olmadığına inanan bir müslümanım. Muhterem hacılar, Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ashabına “bana selavat getirin, ben sizin selamlarınızı alırım” buyurmuştu. Sahebeler ise “ölümden sonra nasıl olacak?” dediklerinde ise şöyle cevaplandırmıştı; “Siz her selavat getirdiğinizde Rabbim benim ruhumu geri getirir ve ben de sizin selamınızı alırım” Materyalist kafa yapısıyla İslam’ı anlamaya ve anlatmaya çalışanların olduğunu biliyorum. Şimdi böylelerinin varsayımlarını bırakarak Medine-i Münevere’de Ravza-i Mutahhara’da, Hücre-i Saadet’in önüne geldiğinizde önce selavat getirin ve acılar içinde kıvranan bir kardeşinizin bu mektubunu Sevgili’ye okuyun lütfen.

Esselamû aleyke ya Rasulallah, esselamû aleyke ya Nebiyallah, esselamû aleyke ya Habiballah. Senin ümmetindenim diyebilme cür’etini gösterdiğim için affet. Sana layıkıyla ümmet olamadığım için de affet. Ama tüm kalbimle getirdiğin dine ve senin Allah’ın Resülü olduğuna iman ediyorum. İmanımın gereklerini yerine layıkıyla getiremediğim için de çok üzgünüm. Şu dünyada istediğim hiçbir şey kalmadı. Ömrümün son deminde sadece ahrette seninle olabilmektir arzum. Bundan daha şiddetli hiçbir arzum olmadı. Arzu etmek yetmiyor biliyorum. Cennet için yolundan giderek Allah’a ihlaslı bir kulluk yapmam gerekiyordu, ama bunu beceremedim. Bu yüzden cennette senin yanına gelemeyeceğimden korkuyorum.

“Sana olan aşkıyla nam salmış Türk milletinin bir ferdi olarak doğmuşum. Mutluydum, ama doğduğum yıllarda bu ülkede aşk mahkum edilmişti. Camilerin samanlık yapıldığı, ezanın aslından çıkarıldığı bir zaman diliminde doğduğumdan habersizdim. Ezanı aslına çevirdiği için bir başbakanın asıldığında beş yaşındaydım. Dindar olmak artık suçtu. Böyle büyümeye başladım. Çocukluğumda senin hikâyelerinle değil, saçma sapan masallarla büyütüldüm. Çünkü korku salmıştı her yanı. Çocukken gittiğim bir berber amca vardı. Berberler çok konuşurdu ama o amca hiç konuşmazdı. Çünkü öğrendim ki dindar olduğu için hapse atılmıştı. Dinlediğim ilk vaazlar onun sessizliğinde saklıydı. Müslümanlık sadece camide kılınan namazdan ibaret hale getirilmişti. Senin getirdiğin vahyi yok sayıyor, hadislerin ise çiçek sevgisi, orman sevgisi kadarıyla anlatılıyordu.

Gençliğimi ise anlatmaya utanıyorum. Üniversiteye kadar çevremde biri dışında namaz kılan hiç arkadaşım olmadı. O da beni bir yere götürdü bir gün ama onlar anlayamadılar gençliğimi, saramadılar ruhumu, kurtaramadılar gençliğimi. Aslında o yıllarda birileri varmış meğerse ama kendilerini tehlikeye atmamak için gizleniyorlarmış. Sultanım doğrumuydu yaptıkları. Onların bu gizlilikleri doğruysa ya benim gençliğim ne olacaktı? Ben mi sorumluydum? Ben o aciz halimle onları nasıl bulabilirdim ki? Böyle kuvvet ve kudret sahibi Allah’a canını feda etmeyen namerttir diyen Mevlana’yı okumamışlar mıydılar acaba?

Üniversite yıllarımda ise vatanperver arkadaşlarımla günahlardan uzaklaştım ve adın uğruna canını ortaya koyabilen arkadaşlarım oldu. Alim değildiler, evliya değildiler, çok takva değildiler ama Sana küfredenlerle mücadele edip canlarını seve seve dinleri uğruna feda ettiler. Onlardan biri olmak mutlu etti beni o yıllarda ama; suçlu diye zindanlara attılar. Korumaya çalıştığımız devlet yıllarca işkence yaptı bize. Zindanda Mevlana’yı, Mevlana’da seni buldum. Aşkı buldum. Seni buldum Efendim. Artık aradığım aşkı bulmuştum. Dışarı çıktığımda seni aradım her yerde. Seni bulacağımı sandığım her kapıya koştum ama beni kapı kulu yapmak istediler. Oysa o kapı senin kapın değildi. Senin kokunu aradım ama hep egoların kokusu kapattı yollarımı. Tarikatler, cemaatler… Dolaşmadığım yer kalmadı ama hep kendilerini sevmemi istediler. Şeyhimizi, hocamızı sevmeden onu sevemezsin dediler. Oysa ben hep seni ve sadece seni sevmeyi istiyordum. Olmaz dediler. İmanın şartı gibi öne sürdüler. Oysa sadece sen imanın şartıydın. Gönlümü kararttılar.

Hayallerimle kendime bir dünya kurdum. Yıllarca bir mecnun misali haykırdım aşkımı sahnelerde. Tek tesellim benimle aynı duyguları paylaşan tertemiz gönüllü izleyiciler oldu. Onlarla ağladım, onlarla birlikte haykırdım aşkımı. Leyla’ya aşık Bey oğlu Kays’a mecnun, deli diyenler, aşkın ateşine dayanamayacak kadar zavallı ve çok bilmişler benim de önüme çıkarak “riyakarsın, tüccarsın” dediler. Oysa dünyada dikili bir ağacı bile olmayan birisiydim. Olsun ne çıkar. Ben seni sevmeyi hiç bırakmadım Sultanım.

Bugünlerde derdim yine büyük Sultanım. İslam bayrağının dalgalandığı, adının yüceltildiği Ezan-ı Muhammedi’nin yankılandığı ülkeme Senin adını kullanarak ihanet ettiler. Bu yüzden senin adına konuşmak bile bu yüzden neredeyse suç haline geldi. Acı içindeyim. Seni kaybetmekten korkuyorum. Darağacından sana selam gönderen sahabi Zeyd bin Desinne’nin selamını aldığın gibi benim de selamımı alır mısın ya Rasulallah? Ölüyoruz Sultanım. Bu sözlerimi şirk olarak ilan edecek sözde alimler sırada fırsat bekliyorlar. Ölüyoruz Sultanım. Sözde şeyhini sevmeden seni sevemeyeceğimizi, cennete gidemeyeceğimizi söyleyecek sözde alimler de sırada fırsat bekliyorlar.

“Birbirinizi sevmeden iman edemezsiniz. İman etmedikçe cennete giremezsiniz” buyurmuştun. Biz kardeşliğimizi kaybettik. Müslümanım diyenler kafirlerin oyuncağı olmuş birbirlerini öldürüyorlar. Ölen ruhlarımız, ölen imanımız, ölen aşkımız, ölüyoruz Sultanım. Sana kavuşacaksak ölüm güzel ama; bu halimizle buda imkansız gözüküyor.

Bir sümüklü(!) yüzünden aşkın kıymetli lisanı Gözyaşı’mız TV konuşmacısı veya köşe yazarı olmuş savcılar tarafından suçlu bulunup zindana atılmış. Oysa sevmek benzemek demekti. Sen ki çarşıda halkın halini görüp ağlayandın. Sen ki; Bedir akşamında gözyaşları sel olup “Bu kullarını da helak edersen Sana kim kulluk yapacak?” diye Rabbine yalvarandın. Sen ki; Hümeyran Aişe’nin yanında sabaha kadar “Ben Rabbime şükreden bir kul olmayayayım mı?” diyerek gözyaşlarıyla secdelere uzanandın.

“Caizdir” fetvalarıyla ölüyoruz Sultanım. Takvayı çoktan bıraktık. Fetvayı da caizlerle yok ettik. Cahil alimlerimizin TV ekranlarına taşıdıkları sidik şişeleriyle izzetimizi de kaybettik. Gerçek Alimlerimiz susmuyor, konuşuyorlar ama; onları da dinleyen kalmadı. Ölüyoruz Sultanım.

Bu halimle ölürsem sana kavuşamam. Ölmeden önce yetiş Sultanım. Sen ki ümmeti için üzülen, Sen ki; ümmetine kıyamayan merhametli Efendim şefaat. Şefaat ya Rasulallah.”

Bu mektubumu okuduktan sonra Cennetül Baki kabristanına doğru on adım atarak kıbleye dönüp şu duamı da yapar mısınız?

“Medet Allah’ım medet. Habibin sallallahu aleyhi vesellem hatırına medet. Sen Habibi’ni çok seversin. O da ümmetini. Bu acılar içinde kıvranan ümmet senin kulların, çok sevdiğin Habibi’nin ümmetidir Allah’ım medet.

Bizleri affet Allah’ım. Beni bana bırakma. Beni nefsime bırakma. Ben beceremiyorum, nefsime yeniliyorum. Yardım et Allah’ım”

Haccanız mübarek ve kabul olsun. Haccınız sizi gerçek aşıklardan eylesin. Ziyaretiniz sizi Efendimiz aleyhisselatü vesselam’ın şefaatına mazhar kılsın. Günahlarınızdan arınmış tertemiz birer kul olarak sağ salim buradaki sevdiklerinize, ebedi alemde de Sultanımıza kavuşmanız niyazımla.

Vesselam

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1457/hacilar-medineye-bizden-selam-goturun.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar