KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...

Eklenme Tarihi: 13.08.2017 04:57:20 - Güncellenme Tarihi: 28.03.2020 10:45:19

Dünya, olaylar ve fikirler karşısında rasyonel tavır alan toplumlar için her zaman daha verimli olmuştur.

Bireysel olarak duygusal tavırlar alınabilir. Bu türlü duygusal tavır alışlar bireylerin ruh hallerinden, kaprislerinden, komplekslerinden, öfkelerinden, sevinçlerinden, nefretlerinden, duygusal yakınlık ya da uzaklıklarından kaynaklanabilir. Bu türlü bireysel tavır alışlar olayların gidişatını, yönünü, sonuçlarını pek de etkilemez. Sorun, toplumsal psikolojinin ve devlet ruhunun böyle bir duruma dönüşmesi gerçekleştiğinde içinden çıkılmaz bencil, dışlayıcı, kerameti kendinden menkul ve dünyanın merkezinde kendisini gören hastalıklı bir toplum ve devlet yapısının ortaya çıkmasıyla başlar. Bu sorunun üstesinden gelmek zordur. Çünkü böyle bir toplum ve devlet yapısı ve ruh hali, bu durumu sorun olarak görmez.

Kitlelerin gözü karadır. Karanlık ile aydınlık arasındaki farkı görmezler. Çünkü onlar için ortak bir akıl durumu değil, ortak bir eğilim durumu vardır. Bundan dolayı da soru sorma, nasıl ve niçin kavramlarını kullanma, açıklayıcı ve anlayıcı tarzda dinleme ve düşünme aşamaları gereksizdir. Akıl ve düşünce seviyesinden duygusallık ve eğilimler seviyesine doğru çekilen kitleler, kendileri dışında ölçü tanımaz, şakülü kaymış, bundan dolayı çarpık yapılara neden olurlar. Başta siyaset olmak üzere eğitim, din, ekonomi, hukuk bu çarpık yapıdan nasibini alır. Yüceltilen insan tipi, kitlenin eğilimlerine aklını kurban eden insan tipidir. Zamanla o insan tipi de sadece eğilimlerden ibaret ve karanlık ile aydınlık arasındaki farkı ayırt edemeyecek noktaya gelen duygularının ve eğilimlerinin kurbanı olan duygusuz bir insan tipi haline gelir.

Bu insan tipi; eline taş alıp da su üzerinde taşı sektirmekten zevk almaz, deniz kenarında kıyıya vuran suyun çıkardığı köpükleri avucunun içine alıp da avucunda kalan tuzlu bir tadın farkına varmaz, kendisi için sevdiği bir şiir ve kendisi için söylediği bir şarkıdan hep mahrum kalır ve onun kendisine ait bir hikayesi yoktur. Zavallı olduğu halde kendisini kahraman gibi görür. İçinde, bugüne kadar yerine getirdiği emirlerin, iradesinin hilafına da olsa (gerçi iradesi yoktur) yaptığı hizmetlerin bir kahramanlık olduğu duygusu onu hep dinamik ama kendi dışındaki her şeye karşı da uyuşuk, kör, sağır tutar. Kitlesini idare eden prensibin ahlaksızlığı, çirkinliği, insan dışılığı, yalancılığı onun ahlakı, güzelliği, insaniliği, dürüstlüğü olmuştur.

Ülkemiz böyle bir kitleyi tanıdı. Hep birlikte tanıdık. Bizler, bu kitleyi biliyorduk. Bilmeyenler ile birlikte bir daha tanımış olduk. Ülkemiz için çok pahalı bir tanıma oldu maalesef. Devlet ve toplum olarak bir yılı geçmiş olmasına rağman bu kitlenin açtığı yaraları tam anlamıyla sarabilmiş değiliz.

Unutmayalım; perdelerin arkasında, halıların altında, taş kovuklarında, ağaç diplerinde, yılan yuvalarında, bataklıklarda yatan miskin mandaların sırtına konan sinekler gibi bir gün yine böyle bir kitle ile karşılaşmak istemiyorsak insanımıza kendisi olmayı, aklını ipotek altına koymamayı, şahsiyetini korumayı, aklını kullanması gerektiğini, eleştiri ve düşünme sayesinde ilerlemenin mümkün olduğunu, herkesin kendisinden başka efendi diye kabul etmek zorunda olan kimse olmadığını öğretmeliyiz. Çünkü bu türlü tehlikeler geçmişte hep var oldu ve gelecekte de var olmaya devam edecektir. FETÖ, bunlardan sadece birisiydi...

Kendi kendisinin efendisi olamayanlar, kitleler içerisinde kendilerini kahraman zanneden köleler olurlar.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1424/kitlelesme-kisi-olmayi-yok-eder

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
30.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
15.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
09.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
26.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI