KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
Prof. Dr. Ali Osman Gündoğan

KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...

 

Dünya, olaylar ve fikirler karşısında rasyonel tavır alan toplumlar için her zaman daha verimli olmuştur.

Bireysel olarak duygusal tavırlar alınabilir. Bu türlü duygusal tavır alışlar bireylerin ruh hallerinden, kaprislerinden, komplekslerinden, öfkelerinden, sevinçlerinden, nefretlerinden, duygusal yakınlık ya da uzaklıklarından kaynaklanabilir. Bu türlü bireysel tavır alışlar olayların gidişatını, yönünü, sonuçlarını pek de etkilemez. Sorun, toplumsal psikolojinin ve devlet ruhunun böyle bir duruma dönüşmesi gerçekleştiğinde içinden çıkılmaz bencil, dışlayıcı, kerameti kendinden menkul ve dünyanın merkezinde kendisini gören hastalıklı bir toplum ve devlet yapısının ortaya çıkmasıyla başlar. Bu sorunun üstesinden gelmek zordur. Çünkü böyle bir toplum ve devlet yapısı ve ruh hali, bu durumu sorun olarak görmez.

Kitlelerin gözü karadır. Karanlık ile aydınlık arasındaki farkı görmezler. Çünkü onlar için ortak bir akıl durumu değil, ortak bir eğilim durumu vardır. Bundan dolayı da soru sorma, nasıl ve niçin kavramlarını kullanma, açıklayıcı ve anlayıcı tarzda dinleme ve düşünme aşamaları gereksizdir. Akıl ve düşünce seviyesinden duygusallık ve eğilimler seviyesine doğru çekilen kitleler, kendileri dışında ölçü tanımaz, şakülü kaymış, bundan dolayı çarpık yapılara neden olurlar. Başta siyaset olmak üzere eğitim, din, ekonomi, hukuk bu çarpık yapıdan nasibini alır. Yüceltilen insan tipi, kitlenin eğilimlerine aklını kurban eden insan tipidir. Zamanla o insan tipi de sadece eğilimlerden ibaret ve karanlık ile aydınlık arasındaki farkı ayırt edemeyecek noktaya gelen duygularının ve eğilimlerinin kurbanı olan duygusuz bir insan tipi haline gelir.

Bu insan tipi; eline taş alıp da su üzerinde taşı sektirmekten zevk almaz, deniz kenarında kıyıya vuran suyun çıkardığı köpükleri avucunun içine alıp da avucunda kalan tuzlu bir tadın farkına varmaz, kendisi için sevdiği bir şiir ve kendisi için söylediği bir şarkıdan hep mahrum kalır ve onun kendisine ait bir hikayesi yoktur. Zavallı olduğu halde kendisini kahraman gibi görür. İçinde, bugüne kadar yerine getirdiği emirlerin, iradesinin hilafına da olsa (gerçi iradesi yoktur) yaptığı hizmetlerin bir kahramanlık olduğu duygusu onu hep dinamik ama kendi dışındaki her şeye karşı da uyuşuk, kör, sağır tutar. Kitlesini idare eden prensibin ahlaksızlığı, çirkinliği, insan dışılığı, yalancılığı onun ahlakı, güzelliği, insaniliği, dürüstlüğü olmuştur.

Ülkemiz böyle bir kitleyi tanıdı. Hep birlikte tanıdık. Bizler, bu kitleyi biliyorduk. Bilmeyenler ile birlikte bir daha tanımış olduk. Ülkemiz için çok pahalı bir tanıma oldu maalesef. Devlet ve toplum olarak bir yılı geçmiş olmasına rağman bu kitlenin açtığı yaraları tam anlamıyla sarabilmiş değiliz.

Unutmayalım; perdelerin arkasında, halıların altında, taş kovuklarında, ağaç diplerinde, yılan yuvalarında, bataklıklarda yatan miskin mandaların sırtına konan sinekler gibi bir gün yine böyle bir kitle ile karşılaşmak istemiyorsak insanımıza kendisi olmayı, aklını ipotek altına koymamayı, şahsiyetini korumayı, aklını kullanması gerektiğini, eleştiri ve düşünme sayesinde ilerlemenin mümkün olduğunu, herkesin kendisinden başka efendi diye kabul etmek zorunda olan kimse olmadığını öğretmeliyiz. Çünkü bu türlü tehlikeler geçmişte hep var oldu ve gelecekte de var olmaya devam edecektir. FETÖ, bunlardan sadece birisiydi...

Kendi kendisinin efendisi olamayanlar, kitleler içerisinde kendilerini kahraman zanneden köleler olurlar.

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500