HIRSIZI DÖRT İŞLEMLE BULMAK
Prof. Dr. Seyit Mehmet Şen

HIRSIZI DÖRT İŞLEMLE BULMAK

 

 

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ak Parti Genel Başkanı olarak Trabzon Ak Parti Teşkilatı ile yaptığı toplantıda, teşkilatların yeni baştan düzenlenmesi konusu üzerinde durdu ve halk arasında çokça dile getirilen bir konuyu açıkça ifade etti.

“Bu hırsızı nereden buldun?”

Cümle kelime olarak aynen böyle değildi elbet.

Fakat cümlenin özü buydu.

Ve Sayın Cumhurbaşkanı bu özü şöyle ifade etti:

“Teşkilatlarda öyle isimlere görev verelim ki, bunları gören kişiler, teşkilatlarda o isimlerle birlikte görev almayı istesinler.

Fakat teşkilatlara hırsızlar alınırsa; bunları görenler, bu hırsızların burada işi ne derler ve teşkilatlarda çalışmayı istemezler.”

Sayın Cumhurbaşkanının Ak Parti Genel Başkanı olarak söylediği bu sözler, Ak Parti Teşkilatlarında Ak bir arınmaya gidileceğini göstermektedir.

Umarım öyle olur.

Çünkü bir ülkenin Cumhurbaşkanı bu sözleri sarf ettiğine göre, sözlerinin arkasında mutlaka duracak ve önce Ak Parti Teşkilatlarında, sonra da bürokraside bir arınma sürecine girilecektir.

Ülke ve millet olarak böyle bir arınmaya son derece ihtiyacımız var.

Bunu yapacak olan da siyasi duruşunu ve ele aldığı konulardaki kararlılığını milletçe bildiğimiz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Hepimizin bildiği bir vakıadır ki:

Hırsızlıkla, yolsuzlukla mücadele etmek ve sonuca ulaşmak son derece zordur.

Fakat çokça kullandığımız “başlamak yarı yarıya başarmaktır” sözü ekseninde meseleye yaklaşırsak, en üst seviyede böyle bir konunun dile getirilmesi, gerçekten memnuniyet vericidir ve hırsızlıkla, yolsuzlukla mücadeleye başlanmış demektir.

Bu mücadelede her birimize düşen görevler elbette olacaktır.

Elbet üzerimize düşecek olan bu görevler her birimizin gücü ve idraki ölçüsündedir.

Bu mücadelede en kolay yapılacak olan şey, Ak Parti'nin seçmeni olan insanlarımızın AK Parti Teşkilatlarında görev alma yarışına girmeleri olmalıdır.

Bu konu hem mücadelenin ilk şartı, hem de en kolayı ve mutlak gerekli olanıdır.

Bu ülkede, bu aziz milletin içinde “devlet malı deniz, yemeyen domuz” diyenlerin sayısından daha çok “beytülmale el uzatılmaz” anlayışını taşıyanlar vardır.

Hem de mezhebine, meşrebine, siyasi görüşüne bakmaksızın halkımızın her kademesinde vardır bu beytülmal sevdalıları.

Halkımızın çok önemli bir kısmı, haram yemektense, ölmeyi tercih edecek kadar dürüsttür, imanlıdır, ahirete ve mizana inanmaktadır.

Bilinen Kur’an’i bir gerçektir ki; Allah cc Kur’an’da defalarca şu ilahi gerçeği ifade etmektedir:

“Onlar Allah’a ve ahiret gününe inanırlar.” (Al-i İmran/ 114)

İnsanı beytülmale el uzatmaktan sakındıracak olan işte bu ilahi gerçektir.

Ve inancı ne olursa olsun, insanımızın büyük çoğunluğu bu ilahi gerçeğe inanmakta ve yaşayışını bu ilahi gerçek çerçevesinde yürütmeye çalışmaktadır.

Öyle ya!

Ahiret vardır…

Hesap vardır…

Mizan vardır…

Ölüm mutlaktır…

Kefenin cebi yoktur…

Yaptığımız her şey inceden inceye, küçük büyük demeden, zerre miktarı da olsa kayda geçmekte ve o dehşetli hesap gününde okuyacağımız kitaba yazılmaktadır.

Ve o dehşetli hesap gününde o kitap önümüze konacak ve oku denecektir.

“Oku kitabını!

Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter.” (Isra/14)

Ve orada ne okuma bilmem deme hakkımız olacak, ne de kitabımızda yazılanların sonuçlarından kurtulma imkânımız…

Öyleyse mi?

İnancımızın gereğini yapacak; Allah’a cc ve ahiret gününe inanan insanlar olarak, beytülmale el uzatmanın ateşe girmek olduğunu bileceğiz.

Ve yine bileceğiz ki:

Devlet malı asla deniz değildir.

Ve devlet malını yemeyen değil, yiyenler domuzdur, domuz ahlaklıdır.

Bütün bunlardan sonra başlıktaki “hırsızlığı dört işlemle çözmek” sözünün açıklamasını yapmalıyım.

Kimileri diyor ki:

Hırsızı nasıl bileceğiz?

Ben de onlara diyorum ki:

Dört işlemle…

Nasıl mı?

İnsanların kazancını dört işlemle hesap ederiz…

Harcamalarına bakmaya bile gerek kalmadan, sahip oldukları varlıkları hesap ederiz.

Aradaki fark, ben kayıt dışı yani gayri meşru elde edildim diye bağırır.

Tıpkı mizanda önümüze konacak olan kitabın bize bağırması gibi…

Kitap nasıl bağırır mı diyorsunuz?

İşte şöyle:

“Kitap (meydana) konmuştur.

Görürsün ki günahkârlar onun içinde (yazılı) olanlardan (müthiş) korkudadırlar.

Eyvah bize, derler, bu kitaba ne olmuş, küçük büyük hiç bir şey bırakmayıp onları saymış!

Onlar (bütün) işlediklerini hazır bulmuşlardır.

Rabbin hiçbir (kimseye) haksızlık etmez.” (Kehf/49)

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500