MERVE KAVAKÇI'DAN ‘KÖROĞLU GÖZÜN KÖR OLSUN’A
Prof. Dr. Seyit Mehmet Şen

MERVE KAVAKÇI'DAN ‘KÖROĞLU GÖZÜN KÖR OLSUN’A

 

“Ok atılır kal'asından 
Hak saklasın belasından 
Köroğlu'nun narasından 
Dağlar gümbür gümbürlenir”

 

 

Evet, işte narasından dağların gümbür gümbürdediği Köroğlu, bir gün atının üzerinde bir dereden geçerken, derede çamaşırını yıkayan yaşlı kadının  mırıltısı dikkatini çeker.

Köroğlu kadının mırıltısına kulak kesilince, yaşlı kadının “gözün kör olsun Köroğlu” dediğini anlar.

Köroğlu kadına sorar:

“Teyze, Köroğlu sana ne yaptı ki, gözün kör olsun, diyorsun?”

Yaşlı kadın safiyane cevap verir:

“Oğul, Köroğlu bana ne yapsın ki?

Fakat herkes öyle diyor, ben de öyle diyorum!”

Bu türlü davranış biçimine o gün ne dendiğini bilmesek de, bugün buna “algı operasyonu” deniliyor.

Tıpkı Köroğlu’na yapılan bedduaya benzer, önünü arkasını düşünmeden, yapılan Büyük Elçi atamalarında sadece Merve Kavakçı’nın ataması dile dolanıyor.

Gelin o zaman Merve Kavakçı’yı biraz daha yakından tanıyalım...

Benim Erzurum Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesinde, o zamanın statüsüyle asistan olarak başlama tarihim 1973’tür.

Merve Kavakçı’nın, babası ve annesiyle Erzurum’a gelişleri 1974’dür.

Merve Kavakçı o zaman 6 yaşındadır.

Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi doçent kadrosuna atanan Yusuf Ziya Kavakçı Bey, bu haliyle İlahiyat Fakültesinin ilk doçentidir.

Bugün İslami camiada isimlerini çokça duyduğunuz İhsan Süreyya Sırma, Şerafettin Gölcük gibi hocalarımız ve diğerleri o zamanın tanımlamasıyla doktor asistanlardır.

Birkaç gün önce Sayın Cumhurbaşkanının düzeltin dediği yardımcı doçentlik, o zaman için yoktur.

Fakat doktorasını yapmış her akademisyen, bulunduğu birimde ihtiyaç varsa derse girer.

Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin ilk ve tek doçenti olan Yusuf Ziya Kavakçı Hocamız, doktor asistan kadrosunda çalışan bütün akademisyenlerin doçentlik aşamasını geçebilmeleri için, ayrım gözetmeden elinden geleni yapar.

Yusuf Ziya Kavakçı Hocamızın eşleri yani Merve Kavakçı’nın anneleri Gülen Kavakçı Hanım da, Atatürk Üniversitesinde Almanca okutmanıdır.

Erzurum Atatürk Üniversitesi o zaman için lojman bakımından en zengin üniversitedir.

Bunun doğal getirisi olarak, prof, doçent, doktor asistanlara kadar her akademisyene lojman tahsis edildiği gibi, biraz memuriyeti ve çocuğu olan kıdemli asistanlara bile lojman tahsis edilebilmektedir.

Bunu niye söylüyorum?

Çünkü her akademisyen, fakülte farkı gözetmeden, diğer akademisyeni tanır, ailece görüşür ve çok sıkı dostluklar oluşur.

Ve o zamanın Erzurum’unda her akademisyenin yakinen ilgilendiği üç beş öğrenci mutlaka vardır.

Bunun doğal sonucu olarak, yolu Erzurum’dan geçen akademisyen ve öğrenciler o yılları hep özlerler.

Nitekim MTTB çatısı altındaki öğrenciler bu özlemi giderebilmek amacıyla 17 yıldır, yılda bir kere toplanmakta, kendilerine ağabeylik ve hocalık yapan bizleri de çağırmakta ve o güzel günlerin hatırasını yâd etmektedir.

Evet, Merve Kavakçı’nın çocukluğunun bir kısmı bu manevi iklim ortamında geçmiş olup, Yusuf Ziya Kavakçı hocamız ise bizlere İstanbul Kültürünü getirmiştir.

Gelelim Merve Kavakçı’nın milletvekilliğine…

Bilindiği gibi Bülent Ecevit eline tutuşturulan bir kâğıt parçasını okuyarak, o zamanın Türkiye’sinde bir ilke imza atmış ve başörtüsü olduğu gerekçesiyle, milletvekili seçilen Merve Kavakçı’ya yemin ettirmemiştir.

Bir başka ifadeyle, Bülent Ecevit başı örtülü olduğu için, sırtını dayadığı güçlere güvenerek, Merve Kavakçı’yı Milletin Meclisinden kovmuştur.

Şimdi sözüm kendisini mümin, Müslüman, vatanperver, milliyetçi, mukaddesatçı olarak tanımlayan kişileredir:

Anlı şanlı, gözü kanlı, laik imanlı, Kıbrıs ve Kenya Fatihi, Rabinoğlu Fetullah’ın şefaatine mazhar olan, Sosyal Demokrat Bülent Ecevit, başı örtülü olduğu için Merve Kavakçı’yı Milletin Meclisinden kovarken, sadece Merve Kavakçı’yı mı kovmuş olmaktadır?

Yoksa Merve Kavakçı ile birlikte, her birimizin başı örtülü olan anasını, bacısını, karısını, gelinini, kızını, torununu da kovmamış mıdır?

Kimlerinin nurli dediği İslamköylü Süleyman Demirel başı örtülü kızlarımızı Suudi Arabistan’a gönderirken, sadece okuyan kızlarımızı mı hedef almıştır?

Sosyal demokrat Bülent Ecevit’in Cumhurbaşkanı yaptığı Necdet Sezer kamusal alan gerekçesiyle başı örtülü olanları bazı meydanlara sokmak istemezken, sadece belli siyasi görüşte olanları mı hedef almıştır?

Evet, Merve Kavakçı iyi yetişmiş bir anne babanın, çok iyi yetişmiş bir evladıdır.

Kendisi ABD üniversitelerinde ders vermiş olup, halen İstanbul’da bir özel üniversitede akademisyen olarak çalışmaktaydı.

Merve Kavakçı Monşer değildir, millidir.

Dış görevlerde kimler var bilmesem de, bilgi, birikim, milli şuur, İslami duyarlılık bakımından çok yukarılarda yer alır.

Böyle bir görev için fevkalade ehildir.

Ehil olmadığını ileri sürenler, Merve Kavakçı’yı hiç tanımayanlar ve siyasi fanatizmin peşine takılanlardır.

Kendisine yeni görevinde başarılar diliyorum.

Allah cc yar ve yardımcısı olsun…

Ve yazıyı tamamlarken birkaç soru ile kafa konforunuzu bozmak istiyorum:

Rabinoğlu Fetullah’ın şefaat ederek kendi cennetine koyacağı Bülent Ecevit’in asıl memleketini biliyor musunuz?

Başı örtülü kadınlarımızı kamusal alanlara sokmayacak olan Necdet Sezer’in asıl memleketini bileniniz var mı?

Başı örtülü kızlarımızı okumak için Suudi Arabistan’a gönderen Süleyman Sırrı Demirel’in yani Süleyman Sırrı Dolakoğlu’nun (yoksa başka bir soy ad mıydı acaba) doğduğu İslamköyün eski ismi neydi acaba?

Bütün bunlardan sonra mı?

Bu ülkede yapılacak ilk şey kimlik saflaşmasıdır.

Yani kim kimdir, bilmek zorundayız?

Örneğin:

“Çılgın Türkler” kimlerdir ve elbet yazarı da kimdir?

 

 

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500