ORDUSUZ MİLLET, ORDUSUZ DEVLET

Bu yazımı 15 Temmuz Direnişi’nin 1. yıldönümü münasebetiyle yazıyorum

1950 yılında Turancı oldum. Turancılık, bütün dünya Türklüğünün bir bayrak altında huzurla, güvenle yaşamasını istemek idealidir.

Sivas’da ortaokulun son sınıfındaydım. Nüfusumuz 30 milyona yakındı Mahzun sınırlarımızın dışında ise 70 milyon soydaşımız esaretteydi. Onlarla birleşirsek 100 milyonluk büyük bir millet olur, huzur içinde yaşardık.

O 1950 yılında bana göre, Türkiye dışındaki Türklerle birleşmemiz çok kolay bir işti. Yani iki testi içindeki yarım sulardan birini alıp ötekisinin üzerine boşaltmak ne kadar basit ve kolay bir iş ise Anadolu ve Türkistan-Azerbaycan Türklüğünü bir bayrak altında bir araya getirmek de o kadar kolay ve basit bir hareket idi. Ama başımızda bulunan idarecilerimiz ya bu davayı hiç bilmiyorlar veya bildikleri hâlde korktukları için ayağa kalkmıyorlardı.

Beş yıl sonra Ankara Hukuk Fakültesi’de okurken hem gidip geldiğim Türk Ocağı toplantılarında hem de devrin çok vatanperver ve çok mükemmel hatibi olan Milli Eğitim Bakanımız Tevfik İleri’yi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde can kulağıyla dinledikten sonra anladım ki Türkiye dışındaki soydaşlarımızla birleşmek, öyle bir testinin yarım suyunu öteki testinin yarım suyu üzerine boşaltmak gibi kolay bir iş değildir.

Turan idealinden vaz mı geçtim? Kat’iyyen vaz geçmedim. Bir milim olsun kopmadım 1982-1992-1993 yıllarında Turan ülkesine üç defa gidip geldim. Yeni Türk Cumhuriyetleri üzerine tam 101 tv programı hazırlayıp sundum.

Şu 2017 yılında da samimiyetle inanıyorum ki Türkiye’nin kalkınması, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması için Batı dünyasından kat’iyyen kopmamak kaydıyla yeni kurulan şu Türk Cumhuriyetleriyle siyasî, iktisadi ve kültür işbirliği içinde olmamız gerekmektedir.

Bu işbirliğine, bu beraberliğe önce içimizdeki Marksistlerimiz şiddetle karşı çıkacaklardır. Çünkü bu yeni beraberlik Rusya’nın zararına olacaktır. Bu bakımdan bizim komünistlerimiz bu beraberliğimize çok büyük bir kinle saldıracaklardır. Sonra Moskova, ABD ve bütün Batı dünyası, hışımla, kinle, öfkeyle karşımıza dikileceklerdir.

Ama bizim de tâkib edeceğimiz başka bir yol yoktur.

Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan cumhuriyetlerine TRT adına önce 1982 yılında gittim. Gördüm ki Moskova, soydaşlarımıza hem dillerini hem de dillerini unutturmaya çalışmaktadır. Bu bakımdan Türk topluluklarının yüzde altmış yüzde yetmiş bölümü Rusça konuşmaktadır. Marksist rejim Türkistan’da ve Azerbaycan’da 18.000 camimizi ve mescidimiz yıkmış; Allahsızlık merkezleri hâline getirmiştir. Özbekistan’da içi dışı çinilerle kaplı biblo gibi camilerimizin tavuk kümesi hâline getirildiğine şahid oldum ve gittiğim her ülkede yetkililere sordum:

-Siz bu toprakları Ruslara nasıl teslim ettiniz? Vatanınıza neden sahip çıkmadınız? Bu esarete bu zillete neden razı oldunuz?

Gittiğim her cumhuriyette birbirleriyle sözleşmiş gibi bana hep aynı cevabı verdiler.:

-Ordumuz yoktu! Ordumuz yoktu! Ordumuz yoktu! Ordumuz olmayınca Ruslar, adeta ellerini kollarını sallaya sallaya gelip buralara yerleştiler.

Türk cumhuriyetlerine gidip geldikten sonra inadım ki bizim de Türkiye’de huzur ve güven içinde yaşamamız için önce çok güçlü çok vurucu caydırıcı modern bir orduya sahip olmamız, şartların şartı olarak karşımızdadır.

İşte bu inançta olduğum için “Türkistan Türkistan” kitabımın son bölümünü “Ordu! Ordu! Ordu! Kültür ilim teknik “ diye yazdım.

Şimdi samimiyetle şuna inanıyorum: Ordumuz güçlü olmalı. Ordumuz dünyanın en modern silahlarıyla donatılmalı. Ordumuzun ayağı taşa değmemeli, yüreğimize basmalı. Ama ordumuz, kat’iyyen siyasete bulaşmamalı. Ordumuz, hükûmet darbeleriyle ikide bir sivil hayata girmemeli. Ordumuz kat’iyyen kışlasından ayrılmamalı.

Neden? Niçin?

Çünkü yaşadığım önemli askeri darbelere dayanarak yazıyorum:

Ordumuz siyaset dünyasında kat’iyyen başarılı olamamaktadır. Çoğu zaman siyasî bir parti gibi davranmakta ve yurdumuzda, adeta müstevli bir ordu gibi hareket etmektedir.

Hâlbûki ordu belirli bir siyasî partinin değil, milletimizin, yani hepimizin ordusu olmalıdır. Oysa hükûmet darbelerinde ordumuz, maalesef siyasî bir parti gibi davranıyor. Milletimizin yarısını hasım olarak karşısına alıyor ve çok yanlış davranışlarla milletimizi devletimizi, kalkınma yolunda geride bırakıyor. Bunu bilerek mi yapıyor?

Hayır, bilmeyerek bu büyük yanlışların içine giriyor!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1368/ordusuz-millet-ordusuz-devlet.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar