TARTIŞMA, “HIRLAŞMA” DEĞİLDİR

İki ilahiyatçı akademisyenin TV’deki talihsiz tartışmaları, maalesef seyredenler arasında infial uyandırmıştır. Öncelikle bilinmelidir ki tartışma, hırlaşma ve dalaşma değildir, hele hele sövüşme hiç değildir. İmam Evzaî : “Allah bir kavme kötülük dilediği zaman, onlara tartışma kapısını açar ve amel kapısını kapatır” der. Yoksa kötülüğün eşiğinde miyiz? Maalesef ilmi bir meseleyi delillerle konuşmak yerine, lüzumsuz tartışmalar gündemimizi doldurmaktadır.

Tartışmada gaye, doğruyu aramak değil de, “ben haklıyım” davası olursa, bir horoz döğüşüne işi çeviririz. Karşı tarafın her haklı sözünü inkâr da, bundan farklı bir sonuç çıkarmaz. Hani anlatılır ya, adamın biri: “Bizim köyün imamı ile tartıştım, onu mat ettim” demiş. Şaşırmışlar dinleyenler ve “Nasıl olur, O zat çok âlim biri” diye itiraz edecek olmuşlar, Adam: “O ne dediyse, inkâr ettim; ne dediyse, yok dedim; sonunda sustu ve mat oldu” demiş. Tartışmada üstün gelme arzusu, kibrin ve büyüklenmenin bir başka şeklidir.

Tartışanlar, karşı tarafın da bazen doğruyu söyleyebileceklerine ihtimal vermeli ve doğru ya da hak olan ifade edildiğinde de kabul etmelidir. İmam Şafiî: “Hiç kimseyle asla galip gelmek için tartışmadım, hep hakikatin karşımdakinin ağzından çıkmasını istedim” demiştir. İmam Şafiî, bizlere çok ince bir tartışma adabını sunmaktadır. Yunus Sadefî, anlatıyor: “İmam Şafiî’den daha akıllısını görmedim. Bir gün onunla bir konuda tartışıp ayrılmıştım. Bir gün karşılaştığımızda, elimden tuttu ve “Ey Eba Musa! Her ne kadar bir meselede anlaşamazsak bile bu, kardeşliğimizi bozamaz” dedi. Kendi kendime dedim ki, “Bu, İmam’ın aklının kemaline, fıkhının derinliğine işarettir, zira görüşler daima farklı olacaktır.”

Evet, tartışma hiçbir zaman Müslümana duyulan sevgi ve muhabbetin önüne geçmemelidir. Hiçbir görüş, insanın kalbi kadar kıymetli değildir. Allahu Teâla, “Hiç bir kişinin göğsüne iki kalp koymadık” buyurur  (Ahzab, 33/4). Ahtapotun üç, insanın ise bir kalbi vardır; bin kalbimiz olsaydı, yine de birinin kırılmasına razı olmazdık. Çünkü insan kalbini yapacak ustası yok. Bilmeliyiz ki, kırdığımız hiçbir kalbe hakikati yerleştiremeyiz. Zira Allah, bizlere “en güzel şekilde mücadele et”memizi tavsiye etmektedir (Nahl, 16/125).

İmam Buharî, büyük üstad İmam Azam ile pek çok konuda fikir ayrılığına düşmüştür, fakat Ebu Hanife’nin şahsına duyduğu saygıdan dolayı hiçbir yerde ismini zikrederek karşı çıkmamıştır. “Bazı kimseler şöyle diyorlar” diyerek, kabul etmediği fikirlerini eleştirmiştir. Bu da, tartışmada ayrı bir inceliktir.

İslam dünyasının âlimlerinin hayatlarına baktığımızda bu incelik ve kibarlığın çok güzel örneklerini görürüz.  İki önemli Hadis uzmanı İmam Buharî ve İmam Müslim, Hadis rivayetinin mana ve lafızla birlikte olmasını şart koşarlar. Bu görüşünden dolayı, İmam Buharî ile hocası Muhammed b. Yahya arasında ciddi bir tartışma olmuştur. Bir gün tartışma şiddetlenince hocası Muhammed b. Yahya: “Bunu şart koşanlar, ilim meclisimizde bulunmasın” der. Bu söz üzerine İmam Buharî ders halkasından kalkıp çıkar ve İmam Müslim de onla birlikte ders halkasını terk eder. Bu iki zat bundan sonra Muhammed b. Yahya’nın ders halkasında asla bulunmazlar. İmam Buharî, Sahih’inde ne zaman hocası Muhammed b. Yahya’dan bir rivayet nakletse, aralarında çıkan bu tartışmadan dolayı “bize Muhammed b. Yahya rivayet etti” demez, yalnızca “bize Muhammed rivayet etti” der. Bu ince gönderme, bizlere bir tartışmanın sonucuna işaret eden yüksek bir fikri ve edepli bir duruşu göstermektedir.

Hatim el-Assam (ö.237/851), Belh’lidir. Tartışmalarda fikrinin üstünlüğü ile öne çıkan bu zat Bağdat’a geldiğinde, orada bulanlar kendisine: “Sen yabancı birisin, seninle konuşan herkesi susturdun, bu ne anlama gelir?” dediler. O da şöyle cevap verdi: “Bunun üç anlamı var, tartıştığım kişi doğruyu söylediğinde ferahladım, hata ettiğinde ise üzüldüm, bir de nefsimi ondan daha cahil durumuna düşürmemek için kendimi korumaya çalıştım.” Bu söylediklerini Ahmed b. Hanbel’e aktardıklarında, büyük İmam: “Suphanallah, bunda daha akıllı bir insan görmedim” demiştir.

Bir de var olan tartışmaları, ustalıkla bitirmek ve tarafları çatışmalardan muhafaza etmek de, ayrı bir zekâ ve bilgi meselesidir. Önemli bir Hanbelî âlimi olan Ebu’l- Ferec İbn Cevzî (ö.597/1200), Şam umumi vaizliği yapmaktaydı. Bir gün vaaz kürsüsündeyken kendisine Ehli Sünnet ve Şia arasında tartışma konusu olan “Hz. Ebubekir mi daha faziletlidir, yoksa Hz. Ali mi?” tartışmasına dair fikri sorulur. Aynı zamanda bir dahi olan İbni Cevzî: “Onlardan en faziletlisi, kızı nikâhında olandır” cevabını verir. Ehli Sünnet taraftarları, kızı Hz. Aişe Resulullah’ın (s.a.v.) nikâhında bulunduğu için Hz. Ebubekir’i; Şia taraftarları ise, Hz. Fatıma nikâhında olduğu için Hz. Ali’nin faziletli olduğunu düşünerek ferahlarlar.

Sokrates: “Bilmeyen susarsa, tartışma biter” diyor, ama maalesef hep cahiller tartışıyor ve yaygara koparıyorlar. Malum, boş teneke çok ses çıkarır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1362/tartisma-hirlasma-degildir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar