AKLA DUYULAN İHTİYAÇ

Hayatımızı idare eden prensibin ne olduğu konusunda hemfikir değiliz. Hatta hayatımızı idare eden bir prensip olup olmadığı konusunda da açık bir görüşümüz ve idrakimiz yok. Böyle bir durumda el yordamı ile hayatımızı devam ettiriyoruz. El yordamının yanında duygular, eğilimler, ilgiler, çıkarlar, günü birlik ihtiyaçlar eylemlerimize rehberlik ediyor.

İnsanları bir arada tutan ideal birliğidir. İdeal birliği, ortak fikir, inanç ve bilgileri gerektirir. Bu, bütün bireyleri aynı varlıklar haline getirmek, aralarındaki farklılıkları yok etmek olarak anlaşılmamalıdır. Dün ile bugün arasında epistemolojik bir kopuş yaşandığı gibi, bugün de toplumu oluşturan bireyler, guruplar arasında da derin epistemolojik uçurumlar yaratılmıştır. Kimileri bilim-felsefe-sanat ile kendi kaynaklarını oluşturmanın yolunu ararken kimileri de bu alanlara karşı ilgiyi en aza indirmenin gayreti içerisinde efsanelere sarılmaktadır. Cahilliği, okula gitmemeyi bile övünç vesilesi yapan sofular vardır.

Kendi kaynaklarını bilim-felsefe-sanat ile oluşturmaya çalışanlar da bu kavramlardan aynı şeyi anlamamaktadırlar. Bilim-felsefe-sanat yoluna girmekle pek çok inanç biçimi ve nihayetinde din ile arasına mesafe koymayı bu iş için yeterli gören bir başka sofu taifesi de bir garabet olarak durmaktadır.

İçi boş ve sadece insanın duygu dünyasına hitap eden hamasi bir tarih tasavvuru, insanımızı bugünün gerçekliğinden koparmakta, geçmişteki başarıları, başarıların nasıl gerçekleştirildiğini hiç düşünmeden medya malzemesi yapmaktadır. Sonuçlar, süreçleri ile birlikte ele alındığında anlamlı, öğretici ve ders verici olur. Sonuca odaklı bir pratik, süreçleri göz ardı etmeyi, önemsizleştirmeyi ve hatta ister doğru isterse yanlış olsun meşru görmeyi sağlamış gibidir. Bu, ahlaki savrulmanın, değer kaybının yaygınlaşmasının, adalet duygusunun zayıflamasının, göreceliğin bir hakikat tutumu olarak yerleşmesinin de önemli bir nedeni gibidir.

Ortalıkta, cahil bir bilgi yığını dolaşmaktadır. Cahil bilgiden kastım tahkik edilmemiş, aklın süzgecinden geçirilmemiş, madde üzerinde egemenlik sağlayıp çıkar elde etmeye yarayan araçsal bilgidir. Hatta bu bilgi, episteme olarak hiçbir değer ifade etmeyen ve tamamen farklı nedenler dolayısıyla otorite olmuş olanların ortaya saçtıkları sözlerden ve anlatılardan ibarettir. Bundan dolayı, bilgi bile değildir. Tarihte kalmış ve artık günümüzün hiçbir ihtiyacına cevap veremeyen, yanlış olan, bilgi özelliğine bile sahip olmadan inanç biçimine dönüşmüş sözler, rivayetler, efsaneler, yorumlar bu cahil bilgileri oluşturmaktadır.

Cahil bilginin sınırları çok geniştir. Bizim sofu Atatürkçü, laikçi solcularımız da, medeniyetle mücadeleyi din zanneden ve bilim-felsefe-sanat alanlarına sırtını dönmüş alimlerimiz (!) de, mahiyetini hiç de bilmediği halde sadece sembol ve simgelerle geçmişini yad eden maziperestlerimiz de, dün ve bugünden bağımsız bir gelecek ütopyası peşinde koşan hayalperestlerimiz de aynı cahil bilgi tarafından kuşatılmış durumdadırlar.

Bizim ihtiyacımız olan şey; eleştirel düşünmedir. Akıl, önce düşünme biçimini öğrenmelidir. Bunun için akıl ve düşünme eğitimine ihtiyacımız vardır. Descartes’ın, “dünyada en adaletli dağıtılmış şey, sağduyudur (akıl). Çünkü hiç kimse sahip olduğu akıldan şikayetçi değildir” der. Fark, onu kullanma biçimidir, diye de ekler. Descates, çok haklı görünmektedir. Yukarıda saydığım durumlara karşı aklı merkeze alan bir eğitim ve eleştirel düşünmeyi hedefleyen bir akıl eğitimine ihtiyacımız gün geçtikçe artmaktadır. Çünkü din, ahlak, bilim, felsefe hepsi akla ihtiyaç duyar...

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1359/akla-duyulan-ihtiyac.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar